“Eğer bugün, dünyada bir ruh kılavuzu, Hintlilerin dediği gibi bir guru, Aynaros papazlarınn dediği gibi bir yeronda seçmem gerekseydi, kesinlikle Zorba’yı seçerdim.”

Kazancakis en ünlü romanı “Zorba”nın önsözünde, ruhunda en çok iz bırakan insanları, üç dört ad ile sınırlandırabileceğini söyler. Homeros, Buddha, Bergson, Nietzche, ve Zorba. “Eğer bugün, dünyada bir ruh klavuzu, Hintlilerin dediği gibi bir guru, Aynaros papazlarınn dediği gibi bir yeronda seçmem gerekseydi, kesinlikle Zorba’yı seçerdim” diyor yazar. Kazancakis için bu büyük düşünürlerden daha önemli olan Zorba kimdir? Kâğıt ve kalemle yaşayan Kazancakis, hayatı büyük bir aşkla, dolu dolu yaşayan Zorba ile tanışınca kendi yaşamını sorgulamaya başlar. Zorba ona yaşamayı, hayatı sevmeyi, ölümden korkmamayı öğretecektir. Kazancakis eserini Zorba’ya bir “güzelleme” olarak tanımlar. Hem Zorba’ya, hem de hayata dair bir güzelleme.

Zorba kimdir?
Yunan yazarlar topluluğu tarafından Nobel Edebiyat ödülü için tavsiye edilen Zorba, 1957 yılında, bu ödülü bir oy farkıyla Albert Camus’a kaptırır.Camus ise, ödülü aldıktan sonra, Kazancakis’in bu ödülü kendisinden yüzlerce kez daha fazla hak ettiğini söylemiştir.

1946 yılında yayımlanan roman, adı kitapta hiç belirtilmeyen Yunan asıllı genç bir İngiliz yazarın ağzından anlatılır. Hayattan fazlaca bir beklentisi olmayan bu mutsuz entelektüel, bir süreliğine kendisini dinlemek ve yaşantısına çeki düzen vermek üzere kitaplarını bir kenara koyarak Yunanistan’ın Girit adasına gelir. Burada kendisine ait linyit kömürü madenleriyle de ilgilenecektir.

Yazar burada aşırı davranışları olan, kaba saba ama hayata şehvetle bağlı orta yaşlı bir Yunan olan Alexis Zorba ile tanışır ve onu ustabaşı olarak işe alır. Aradan geçen birkaç aylık zamanda bu ilginç Yunan, genç yazarı derinden etkileyecektir. Zorba kendi ilginç hayat felsefesini genç yazara da kabul ettirdikçe yazarın hayata bakış açısı da yavaş yavaş değişime uğrayacaktır.
Kitabın asıl kahramanı Zorba, yazara sorduğu sorularla sürekli iğnelemelerde bulunmakta ve farkında olmadan yazarı bir nevi iç muhasebeye, ruh ile bedenin, mantık ile duyguların muhasebesine itmektedir. Zorba’nın hayattan bizzat yaşayarak öğrendiklerini kitaplardan öğrenmiş olmak yazarı dünyaya yabancılaştırmıştır. Zorba’nın hikâyelerini dinledikten sonraki iç hesaplaşmaları giderek onu, asıl kişiliğini bulmaya, kâğıtlardan kopmaya, dünyaya kâğıtlardan bakmaması gerektiğine inandırmaya, kısacası “gerçeği yaşamaya” cesaretlendirmektedir. Kazancakis’in sözleriyle; mürekkep yalayan bir insanın kendini kurtarması için neye gereksinimi varsa, hepsi onda vardır.

Zorba’nın yazara yönelttiği bazı sorular;

“Sen bir kâğıt faresisin. Ne zamana kadar kâğıt yiyip mürekkep yalayacaksın?”

“Nedir o okuduğun külüstür kâğıtlar? Neden okuyorsun? Sana sorduğum soruların cevaplarını söylemiyorlarsa neyi söylüyorlar?”

“Ben senin nereden gelip nereye gittiğimizi söylemeni istiyorum yani yaşamayı ve ölmeyi. Bunca yıldır büyücülük kitapları üzerinde eriyip gittin; iki üç bin okka kâğıdı sıkmışsındır. Nasıl bir su çıkardın acaba?”
“Sen bir bavul dolusu sayfa okumuş olmalısın, belki bilirsin… Dünyaya özgürlüğün gelmesi için bu kadar çok cinayet ve alçaklık mı gerekli?”

Yazar bu soruya karşılık ne söyleyeceğini bilemez ve içinden şunu geçirir:

Zorba“Tanrı dediğiniz şey yoktur, ya da Tanrı cinayetlerle alçaklıkları seviyor da ondan, ya da bizim cinayet ve alçaklık dediklerimiz, savaş ve dünya özgürlüğü için gereklidir…” Fakat aklından geçirdiklerini Zorba’ya söyleyemez ve başka bir açıklama yolu bularak şunları söyler: “Gübre ve pislikten bir çiçek nasıl filizlenip beslenir? Varsay ki Zorba, insan gübre, özgürlük de çiçektir…” Zorba yumruğunu masaya vurup, “İyi ama” der, “ya tohum? Bir çiçeğin bitmesi için tohum gerekli. Bizim pis içimize, böyle bir tohumu kim koydu? Bu tohum niçin iyilik ve namusla beslenip çiçek açmasın? Ve kanla pislik istesin?”

Kazancakis ve Zorba, bu yanıtsız soruların cevaplarını belki de hayatları boyunca aramıştır.

Zorba sadece bir roman kahramanı mıdır yoksa etten kemikten, gerçekten yaşayan bir insan mıdır? Kazancakis’in Üsküp’te yaşayan kızıyla bir Alman televizyonuna verdiği röportajda anlaşılıyor ki, Zorba yaşamıştır ve Kazancakis’in hayatında da önemli bir yere sahiptir. Öylesine önemlidir ki; Kazancakis’in mezar taşında yazılanlar Aleksi Zorba’nın ağzından çıkmış gibidir. “Hiçbir şey ummuyorum, hiçbir şeyden korkmuyorum, özgürüm.”

Kazancakis eserini Zorba’ya bir “güzelleme” olarak tanımlar. Hem Zorba’ya, hem de hayata dair bir güzelleme. Zorba özgür inanların simgesidir, bir yaşam kılavuzudur. Belki de bu yüzden bugün bile güncelliğini korumakta ve yazın dünyasında bir başyapıt olarak yerini almaktadır.

Meraklısına:
Zorba’nın yıllar içinde sinemadan müzikale, baleden operaya çok sayıda uyarlaması yapılmıştır. Bunların içinde en bilineni Michael Cacoyannis’in yönettiği, Anthony Quinn ve Alan Bates’in başrollerini paylaştığı 1964 yapımı sinema uyarlaması olmuştur. Film başarısını büyük ölçüde Anthony Quinn’in çok başarılı bir şekilde canlandırdığı Zorba karakteri ile kazanmıştır. (1964, En İyi Erkek Oyuncu Oscarı)

Zorba
Nikos Kazancakis
Can Yayınları
Türkçesi: Ahmet Angın
335 sayfa, 2000