Kitapkolik
Kitap İncelemeleri

Zıtların Birliği; Savaş ve Barış

Kitaba başladığımda iki ayrı karakter sandığım Savaş ve Barış’ı sayfalar ilerledikçe aynı bedene hapsolmuş ve bu bedende yaşamaya çalışan iki çelişki olduğunu anlamam uzun sürmedi. Çelişki diyorum çünkü bu iki arkadaş, kardeş, dost adına ne derseniz deyin zıtlıklar dünyasının yansıması gibi karşımda dimdik durdular roman boyunca.

Hayatlarımız her zaman bir çelişki içerisinde ilerliyor. Bu çelişkiler bizim yaşamlarımızın ve düzenin işleyişini belirliyor. İşte bu çerçevede gözümün önüne Ying Yang öğretisi geldi. Bu öğretide, “Her şey iki kutupludur ve birbirine karşıttır” felsefesi hâkimdir. Ying Yang, bugün bile birçok dini ve felsefi öğretiyi etkilemeye devam etmektedir. Kitabın bende uyandırdığı temel duyguyu ancak bu şekilde açıklayabilirim. Zaten isimler de bize bunu açıkça söylemiyor mu? Savaş ve Barış…

Bu iki karakter bana sadece Ying Yang öğretisini değil, zıtların birliğinin çağrışımını da yaptı. Savaş ve Barış, zıtların birliğini oluşturuyor. Dünya tarihine baktığımız zaman zıtlıkların bizi bu medeniyet seviyesine getirdiğini inkâr edebilir miyiz? İkinci Dünya Savaşından sonra iki büyük güç olan Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği, neredeyse yarım yüzyıllık bir soğuk savaş dönemine girdiler. Bunun sonucunda iki kutuplu dünyada bir yarış başladı. İki ülke de bilimsel olarak diğerine üstüne gelmeye çalıştı. Her ne kadar zıt olsalar da medeniyetin yirminci yüzyılda hızlı bir şekilde ilerlemesine ve bilimsel bilginin artmasına sebep oldular. Zıtlıklardan doğan bir birlik bugün bulunduğumuz seviyenin belirleyicisi oldu. Bu kitapta da bir iktidar mücadelesini görüyorum. Dünya gibi tek bir bedende birinin ak dediğine diğeri kara diyen, aktiflik ve pasifliğin mücadelesine şahit oluyorum.

ÇelişkiBarış, kendisini devrimci olarak tanımlayan ve bu ülkenin kültürüne sıkı sıkıya bağlı olduğunu gösteren bir yapıda karşımda duruyor. Öte yandan Savaş, tam zıttı. Kapitalist tarafı temsil ediyor ve bu ülkenin değil batının değerlerine bağlı olduğunu bana söylüyor. Peki, bu zıt karakter neden bir aradalar? Roman boyunca ben de bu sorunun yanıtını aradım durdum. İnsanın yaratılışı ve doğası böyledir. Zıtlıklar olmazsa iyinin ve güzelliğin değerini nasıl anlayabiliriz? Evrende bile birçok zıtlık mevcut ve var oluş sebebi zıtlıklardan meydana gelen bir evrenden söz ediyoruz. Bu durumda aynı bedende zıtlıkların olması çok fazla garip olmasa gerek.

Romanın üzerimde bıraktığı etkinin yalnızca zıtların birliği olduğunu söylersem yazara haksızlık etmiş olurum. Yazar, bu zıtlıkları kullanarak ülkemize ve tarihsel sürece büyüteçle bakmamı sağladı. Çelişki içerisine yerleştirilmiş ve bu kavramı kullanarak insanlara bir takım anlatılar sunmuş. Bu sunuş, Anadolu’nun masalı, bizim masalımız… Savaş ve Barış’ın kaçış öyküsünde tarihsel bir anlatıyı gözümün önüne seren yazar, hem bugüne hem de düne güzel bir şekilde eğilerek bana bu süreci aktardı.

Bu tarihsel yolculuk genç cumhuriyet dönemlerinden başlayarak günümüze değin eğildi. Kendi öykülerimize, türkülerimize, karakterimize yerleşmiş ne varsa bu kitapta gördüm. İlk sayfalardan itibaren beni içine çeken -ister yakın tarih olsun isterse uzak- ve bir daha bırakmayan bir öyküsü var. Özellikle beni etkileyen bölümü ve cümlesi ise şöyle idi; “Yurdunu kaybedenler, yurt sevgisini en çok bilenler…”, Bu cümleyi okuduktan sonra gelen üç noktada durdum ve yurdunu kaybedenleri tarihsel süreç içerisinde düşündüm. Özellikle ilk aklıma gelen Kurtuluş savaşı sonrasında Yunanistan ile yapılan nüfus mübadelesiydi. Anlatmak istediği ve anlatılan da oydu nitekim.

Yazar Barış İnce, okurken zaman zaman gözlerimi dolduran bir eser meydana getirmiş. Okurken bazen yanlış yorumluyorum deyip tekrar okumama sebep olduğu bölümler vardı. Kafamda bir sürü soru işareti bırakarak eseri bitirdim. Acaba Barış değil de biz miydik deli olan? Belki de insanın içerisinde çatışma yaşaması gerekir. Doğada da böyle değil mi? Neden insanları sınıflandırıyoruz? Neden kalıplarımız var? Etrafımıza ördüğümüz ve içerisinde güvenli hissettiğimiz duvarları bir an önce yıkmamız gerektiğini okuduğum her sayfada aklıma fısıldadı. Çelişkinin peşinden gitmemiz gerekiyor. Çelişkiden mutlaka yeni bir birlik doğacak ve bu süreç bu şekilde sürüp gidecek.

Çelişki
Barış İnce
Can Yayınları
112 sayfa, 217

Etiketler
Daha Fazla Göster

Özkan Köprülü

1989 yılında İstanbul’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini İzmir’de, lisans eğitimini Atatürk Üniversitesi, Gazetecilik Bölümünde tamamladı. Çeşitli kuruluşlara ve kişilere basın danışmanlığı hizmeti veriyor. Yazı yazmaya okulda başlasa da esas olarak arkadaşının kendi sitesi için yazmasını istemesi ile daha sistemli bir yola girdi. Yazı serüvenini daha sonra birkaç sitede daha sürdürdü. Son olarak burada kitapcafe.com sitesinde yazmaya başladı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı