Genel

Yolculuk asla sona er​mez, bir yol biterken yenisi başlar.

Hayatın küçük bir parçasına bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçınmak gerek.

Eski zamanlarda köyün birinde yaşlı bir adam ile oğlu yaşarmış. Yoksulluk içinde kıt kanat geçinirlermiş. Yoksul olmalarına yoksullarmış ama çok da güzel bir atları varmış. Beyaz renkli dillere destan bir atmış bu. Hatta o bölgenin Bey’i dahi ata alıcı olmuş; karşılığında bir sürü altın teklif etmiş. Ne var ki yaşlı adam atını satmamış. Her seferinde “Bu at, sadece bir at değil benim için… bir dost… insan hiç dostunu satar mı?” dermiş.

Bir sabah uyanmışlar ki, at yok. Köylüler yaşlı adamın başına toplanmış, söylenmeye başlamışlar: “Seni yaşlı bunak… bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Bey’e satsaydın, ömrünün sonuna kadar zenginlik içinde yaşardın; şimdi ne paran var, ne de atın… “ demiş​ler.

Yaşlı adam, “Karar vermek için acele etmeyin, sadece ‘at kayıp’ deyin. Çünkü gerçek bu… Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı, bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç, arkasının nasıl gele​ceğini kimse bilemez.”demiş.

Köylüler ihtiyara kahkahalarla gülmüşler. Ama aradan iki hafta geçmeden, at bir gece ansızın dönmüş. Meğer çalınmamış, kendi başına dağlara gitmiş ve dönerken de on kadar vahşi atı peşine takıp getirmiş.

Yolculuk asla sona er​mez, bir yol biterken yenisi başlar.

Köylüler, yaşlı adamın etrafına toplanıp özür dilemişler: “Sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil, adeta bir devlet kuşu oldu senin için. Şimdi bir sürü at var. “

“Karar vermek için yine acele ediyorsunuz.” demiş ihtiyar. “Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu… Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç… “

Köylüler bu sefer yaşlı adama açıktan bir şey söylemeseler de “Bu ihtiyar sahiden normal değil.” diye mırıl​danmadan da edememişler.

Birkaç gün sonra yaşlı adamın oğlu vahşi atları terbiye etmeye çalışırken attan düşmüş ve ayağını kırmış. Tedavi olanaklarının kısıtlı olduğu o zamanlarda oğlanın iyileşmesi bayağı uzun sürecekmiş.

Köylüler haberi aldıklarında bir kez daha yaşlı ada​mın kapısını çalmışlar:

Yolculuk asla sona er​mez, bir yol biterken yenisi başlar.

“Yine sen haklı çıktın. Bu atlar yüzünden tek oğlun uzun süre yürüyemeyecek. Sana bakacak başkası da yok… Şimdi eskisinden daha yoksul olacaksın.” demişler.

İhtiyar “Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz.” diye cevap vermiş. “O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu… ötesi sizin verdiğiniz karar… ama acaba ne kadar doğru… Hayat böyle küçük parçalar halinde ilerler ve ondan sonra neler olacağını asla bi​lemeyiz.”

Birkaç hafta sonra Padişah sefere çıkılacağını duyurmuş, kendisine bağlı Beylere askerleriyle beraber orduya katılmalarını emretmiş. Zor bir sefer olacakmış bu, gidenlerin geri dönmesi pek olası değilmiş. Bey’in adamları yaşlı adamın köyüne de gelmişler ve ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar.

Köylüler, yine ihtiyara gelmişler:
“Haklı olduğun bir kez daha kanıtlandı; oğlunun bacağı kırık, ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması talihsizlik değil, şansmış meğer.”

“Siz erken karar vermeye devam edin.” demiş, ihtiyar… Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde… ama bunların hangisinin talih, hangisinin talihsizlik oldu​ğunu sadece Allah biliyor.

Hayatın küçük bir parçasına bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçınmak gerek. Yolculuk asla sona er​mez, bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken bir başkası açılır.”

Etiketler
Daha Fazla Göster

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı