Uzun zamandır hiçbir kitap beni Yeraltı Demiryolu kadar sarsmamıştı. Kitabın 2016 Amerikan ulusal kitap ödülü, 2017 Pulitzer ödülü gibi prestijli ödülleri almasına ve The New York Times, Amazon, Goodreads gibi mecralarda yılın en iyi kitapları listesinde üst sıralarda yer almasına şaşırmamalı.

            Kitap Cora adında zenci bir köle kadının başından geçenleri anlatıyor. Hikaye, Cora’nın anneannesinin Afrika’daki kabilesinden kaçırılmasıyla başlıyor. Afrika’dan Amerika’ya götürülen Ajarry güneydeki bir plantasyona pamuk toplamak için satılıyor. Ajarry ömrünün geri kalanını aynı plantasyonda tamamlıyor. Bu süre içinde bir de kızı oluyor:Mabel. Cora’nın annesi Mabel’in kitabın kurgusunda önemli bir yeri var, kendisi plantasyondan kaçıp yakalanmayan tek köle. Mabel plantasyondan kaçarken Cora’yı yanına almıyor. 8 yaşında plantasyonda  tek başına kalan Cora zor şartlar altında hayatına devam ediyor. Sonrasında karşısına kuzeyde özgür olmaya yakın bir hayat yaşamış ancak talihsiz bir şekilde yolu güneydeki Randall Plantasyonu’na düşmüş olan Ceasar çıkıyor. Ceasar ve Cora yeraltı demiryolunu kullanarak kaçıyorlar ve asıl macera burada başlıyor. Kitabın heyecanını daha fazla kaçırmamak  ve ciddi ipuçları vermemek adına hikayenin devamını anlatmıyorum.

             Yazar yaklaşık iki yüz yıl önce (yani çok yakın bir tarihte) yaşanan olayları tüm çıplaklığıyla ortaya sermiş.Irkçılığı, köleciliği, yapılan zulmü ve bu zulmün psikolojik boyutlarını  çok iyi yansıtmış. Bunun yanında yazar yeraltı demiryolu metaforunu çok iyi kullanmış. Normalde bu ifade, kölelerin kaçarken koruma altına alındığı belirli noktaları betimlemek için kullanılıyor. Yani aslında yerin altında değil. Ancak yazar sanki gerçekten yerin altından geçen ve köle avcıları tarafından bulunamayan bir demiryolu ağı var gibi bir kurgu oluşturmuş. Bence çok da başarılı olmuş. İlave olarak, yazar gerektiğinde önemli karakterleri, iyi de olsa kötü de olsa, öldürmekten çekinmemiş. Ben şahsen kurguda olsa romanın hayatın olağan akışına uygunluğu için ölümlerin (özellikle iyi karakterler) önemli olduğunu düşünüyorum. Son olarak kurgudaki tarihsel süreçte gidiş gelişler başarılıydı.

            Hayatımda bir kitaptan etkilenip, kitap ile benzer olayları rüyamda gördüğüm bir elin parmaklarını geçmez. Bu kitaplardan biri de Yeraltı Demiryolu. Rüyamda zenci bebekleri kaçıran beyazlarla kavga etmek zorunda kaldım.

            Her kitapta olduğu gibi bu kitapta da eleştiriye açık noktalar var muhakkak. Birincisi, kitabın başında çok karakter vardı ve bazı karakterlerin gereğinden fazla betimlendiğini düşündüm. Ancak kitap ilerledikçe karakter sayısı azaldı, bununla beraber önemli karakterler hakkında betimlemeler yetersiz kaldı. Burada yazara bir yere kadar hak veriyorum. Çünkü kitap uzun bir kaçış öyküsü ve çok fazla karakter var. Hepsine detaylı yer vermesi beklenemezdi. Ben yine de yazarı yetersiz buldum.İkinci eleştirim ise çevirmene gelecek. Çevirmenin öz geçmişine baktığımda önemli kitapları çevirdiğini ve genel olarak başarılı bir çevirmen olduğunu da gördüm. Fakat maalesef bu kitap için yetersiz hissettiğim noktalar oldu. Bazen keşke kitabı anadilinde okusaydım dedim.

            Irkçılık, kölelik gibi sorunları ve özgürlük, adalet gibi sorunları muhteşem bir sarmal içinde inceleyen bu kitabı herkese tavsiye ederim.