Yazar: Tülay Oğuzveren

Bir Cesur Kadın Halide

Güzel ülkemin cesur kadını,edebiyatın tek en yürekli onbaşısı, cephenin silahla değil ama kalemi ile savaşan gözü pek askeri,yaralı vatan evlatlarının hemşiresi, eşi Adnan’ın gözünden bile sakındığı biricik aşkı, Mustafa Kemal’in BMM açılış konuşmasını önce okuyarak onay aldığı iki kişiden biri ve o, iki aslanın anası. En önemlisi de vatanı uğruna evlatlarının başında olmayıp şuan üzerine bastığımız her bir karışta emeği olan fedakâr bir anne, fedakâr bir Türk kadını ve daha fazlası Bir Cesur Kadın Halide! Halide Edip Adıvar hakkında hazırlanmış ve tarihi gerçeklerin muhteşem bir kurgu ile harmanlandığı bu kitabın her ne kadar türü roman olsa da,özellikle Atatürk ile...

Devamı

O iyi mi?

“……Ancak üçüncü tekil şahıs kullanarak kurabildiğimiz bir soru cümlesiyle ve araya üçüncü şahsı koyarak öğrenmeye çalışıyoruz çılgınca merak ettiğimiz birini. O iyi mi?” O iyi mi? Hemen hemen hepimizin yüreğini sızlatan, hatırladıkça gözleri uzaklara dalarak, dolarak, bazen bir tebessüm, bazen bir keşke ile andığımız, merak ettiğimiz içimizden de olsa “o iyi mi” dediğimiz birileri vardır. Bir ayrılık sonrası hayattan umudumuzu kestiğimiz, ümitlendiğimiz, bir selama muhtaç olduğumuz zamanlar da vardır elbet. Esila’ da Arda’ nın ardından elini ayağını çekiyor her şeyden. Uzun süreli ilişkileri eften püften bir sebeple son buluyor. Arda şiddete başvurarak, hırpalayarak, ardında bir enkaz bırakarak koyuyor son...

Devamı

Ahmet : “Vatanım Yalnızlığımdır”

“Biliyor musun kızım ,erkekler onarım işlerinde uzman olmalıdırlar.Gerektiğinde bozulan muslukları,gevşemiş civataları,kırılmış kanatları,örselenmiş kalpleri,yaralanmış dizleri,kırılmış oyuncak bebekleri ve kızlarının hayatlarını onara bilmelidirler”..diyor Ahmet ! Kızına yazdığı son mektubunda. Ahmet’ in tüm hikayesini okuduktan sonra bu mektup çok büyük anlam kazanıyor. Okurken gözyaşlarınızın o ana eşlik etmemesi imkansız. Ahmet öyle içime işledi, öyle benimsedim ki; itiraf ediyorum mektubu Ahmet babammış da bana yazmış gibi okudum. Sevdiği kadın ya da en yakın dostu olmak aklımdan bile geçmedi. Her insan eksik olan tarafını tamamlamaya çalışırmış ya; benimki de öyle sanırım.Keşke her baba Ahmet gibi olsa ya da herkes baba olmasa…… Hayata sırlarla başlayıp,...

Devamı

Leyla’nın Romanı: Antabus

“Ben, Osman kızı Leyla… Babamın soyadından çıkıp kocamın soyadına geçtim. Televizyonda görüyorum, bazı kadınlar evlenince kocalarının soyadını almıyor. Babalarınınkini sürdürüyor. Amaan, ne fark eder. Beni o adama veren babanın soyadını taşıyıp ne yapacağım? Hele bazısı hem babasının hem kocasının soyadını taşıyor ki Allah muhafaza… İki celladımın da soyadını taşıyacağım he mi? Topunun soyuna kibrit suyu. Ben, Osman kızı Leyla, Remzi’nin karısı Leyla oldum. Bana sorsalar, sadece “Leyla” olmak isterim. “Leyla’yla Mecnun” bile değil, düz Leyla…” Medeni miyiz? Özgür müyüz? Ya merhametli? Hala haberlerde tecavüz olaylarına sık sık rastlıyorsak, eşine, çocuklarına şiddet uygulayan adamlara, hatta tatmin olamayıp öldürenlere… Hala bir...

Devamı

Düğün Evi: Katil, Yazar mı? Yoksa Hayal Gücü mü?

“Nobel Edebiyat Ödüllünü kazanan ilk Arap” unvanına sahip kişi Mısırlı yazar Necib Mahfuz’ dur. Yazdığı öykü, roman, senaryolarda; Din, siyaset gibi vurgularla toplumsal, sorunları, mahalle hayatını, aile, kadın erkek ilişkilerini, o dönemin ahlaki değerlerini ele almaktadır. Her şeyi tüm çıplaklığı ile ele alır. O kadar çok cesurdur ki kalemi, rahatsız olanlar tarafından 1994 yılında suikaste uğramış, bu olaydan sağ çıksa da yazı yazan sağ kolunun işlevi yavaşlamıştır. Mısır’da ve edebiyat dünyasında bu sebeple yazacaklarının yarım kaldığı söylenmektedir. Mahfuz’un kalemi ile tanışma kitabım “Karnak Kafe” kitabı ile oldu. Konusu, yazım tarzı, mekânlar ve kişiler o kadar çok işime işlemişti ki...

Devamı

Günün Sözü