Bir şiir kitabı ne kadar incelemeye alınır bilmiyorum ve ilk kez  bir şiir kitabının kapağını kapattıktan sonra elim kaleme gidiyor. Hasan Ali Toptaş`ın en belirgin özelliğidir belki de kelime üstadı olması. Öyle ki bazen sayfalar dolusu metnin hissettirdiklerini size birkaç satırla yaşatabiliyor. Bazen kendinizi yalnızlığın girdabında boğulurken  bazen de ninenizin sıcacık tarhana çorbasını içerken bulabiliyorsunuz.
Yine böyle okuyucuya yaşayarak sayfaları ilerlettiren bir şiir kitabı “Yalnızlıklar”. Yalnızlığı mercek altına tutup çevresinde döndürmüş kelimelerini. Kâh bir çocuğun yalnızlığını hissettirip içinizi acıtıyor, kâh bir sevdalının içindeki yangında kor oluyorsunuz. Bazen sürüsüne kaval çalan bir çobanın cebindeki yalnızlığı yaşatıyor bazen de dağda bir eşkıyanın namlusundan çıkan merminin ulaşacağı yere kadarki geçen yalnızlığını…

Üslûbunun hem yalın hem süslü hâli olması da çok sevdiğim yönü. Roman ve hikayelerinde yine kelimelere olan hakimiyetini belirgin bir şekilde hissedersiniz ama yalındır, akıcı ve anlaşılır bir dille yazar ve yormaz okurunu. Fakat şiirlerini oldukça süslü buluyorum ben. Anlam oyunları ile sizinle oynayıp söz sanatlarına yer verir. Çok da lezzetlidir bu hali.

Düşündürür de çokça Toptaş. Hani öyle dümdüz  okumazsınız dizelerini. Satırlar arasında kimi zaman kaybolur ve yolunuzu bir kaç dakika sonra bulursunuz. Hatta filmi tekrar başa sardığınız da çok olur. İyice anlamlansın, ilettiği mesaj yerli yerine ulaşsın diye.

Hem sadece şiir yazmış olmak değil onunkisi, buram buram memleket kokar toprak kokar. Toplumsal yaralarımızı da kaleme alır satırlarında. Senden benden mutlaka bir iz vardır yani…

YalnızlıklarVelhasılıkelam Hasan Ali Toptaş okuyorsanız kelimelerle oynaşıyorsunuz demektir. Aşkı anlatıyorsa âşık, yalnızlığı anlatıyorsa yalnızsınızdır. Bu kadar hissettirir işte.

Ben şimdi size bu şiir kitabından çok sevdiğim dizeleri bırakıyorum. Seyri sefa sizindir.

Ardından silah sesleri…

Ninem uykulu gözkapaklarını yüzyılların altında ezilen tozlu iki böcek gibi kımıldatıp,

Annen mısır patlatıyor derdi ama ben inanmazdım.

Dağ taş müfrezeydi çünkü; görürdüm ve çocuktum ki,

Görmek inanmanın en geniş kapısıydı.

….

Yalnızlık kendini her gün yıkıp her gün kuran çok eski bir handır.

Taşlarında yüzyılların parmak izleri vardır,

Burçlarında göğü;

Ve odaları birer andır.

Kilidi zamandır bu hanın, pencereleri dışarıdan çok içeriye bakar,

Kapıları dışarıdan çok içeriden azdır;

Hanlar ki yorgun yolcuların çaldığı yitik bir sazdır.