Belki Bir Gün
Savaş trajedisini konu alan ve savaşın türlü etkisini yaşayanların daha çok psikolojilerine değinen Sinan Antûn, ilk kez Aylak Adam Yayınları tarafından dilimize kazandırılan ve hâlen akademik yazılar yazmaya devam eden Iraklı bir yazar.

“Yalnız Nar” da yazar 1980`lerin İran Savaşı` na, daha sonra Körfez Savaşı` na ve yakın tarih Bağdat`ın işgaline kadar Irak`ta yaşananları siyasal yönden de ele almış olsa da daha çok savaşın halkta bıraktığı etkileri kaleme almış.

Yazar, kullandığı doğal, akıcı, anlaşılır ve zarif üslûbu ile kendini keyifle okutan ve sonrasına merak uyandıran bir kaleme sahip.

Gasilhane (ölüleri inanca uygun yıkama yeri) sahibi örf ve adetlerine, geleneklerine bağlı ve inançlı bir Şii aileden olan Cevat`ın kendi istekleri ile ailesinin beklentileri arasında kalışını, mecburiyetlerin hayallere ne kadar perde oluşunu anlatan bol ödüllü “Yalnız Nar”, okuyan herkesi etkileyeceğe benziyor.

Antûn kitabında dönemin siyasi hareketliliğini bize aksetmiş olsa da asıl vurgulamak istediği “yaşananların bedenlerde ve ruhlarda bıraktığı tahribat”. Ben de işin daha çok bu kısmına değinmek istiyorum.

Hasbelkader doğduğumuz ülkenin ve ailenin üzerimize yüklediği baskıyı ve zorlukları, seçimlerimizi nasıl etkilediğini, aşklarımızı, arzularımızı nasıl da çiğnediğini tahmin ediyoruz ki sadece yaşayan bilir. Iraklı Antûn da -birebir belki yaşamamış olsa da- gözlemleme şansına sahip olduğundan bu durumu bize çok etkili hissettirmiş.

Yalnız NarCevat`ın heykeltıraş olma isteği savaş halinde olan bir ülke için fazla uç hayal olduğundan “ölümden gelen para” olarak adlandırdığı gassallığa nerdeyse mecbur bırakılması, aydın bir gencin bile savaş karşısında ne kadar çaresiz olduğunu gösteriyor. Bedeninin ve ruhunun ihtiyaç duyduğu aşkları yaşamaya çalışıp yine savaş dolayısıyla yarıda bırakılması onu çok kez başka ülkelere kaçma kararı almasına itiyor. Almaya alıyor bu kararı fakat seni çeken bir bağ ya da basit bir neden var ise sen o yolda döndükçe dönüyor ve içine düştüğün kısır döngüyü kesemiyorsun…

Antûn`u okurken öfkeyi de arzuyu da hazzı da derinden hissedip bilhassa rüyalarındaki betimlemeleri birebir yaşadım sanki. Siz hiç ölü suyu ile yetişen nar gördünüz mü? Antûn size gösteriyor… Ve bir tek narın hangi manalara gelebileceğini yazarın hayal gücü sayesinde anlayabiliyorsunuz.

Savaş… Savaş… Savaş…

Bu ortamda Cevat’ın, rüyalarını bile kuşatan, sahip olduğu yeteneklerini körelten pis bir olgu ile boğuşurken hayalini kurduklarını gerçeğe dönüştürmeye gücü yetecek mi?

Hissederek okuyup anlamanızı isterim. Şunu da söylemeliyim Sinan Antûn`un tarzını ödüllü Afgan Yazar Atıq Rahimi`ye çok benzettim. İkisi de savaşın daha ziyade psikolojik etkilerine yer veren başarılı isimler. Okumanızı ısrarla tavsiye ediyorum.

Belki bir gün savaşlar son bulur…

Belki bir gün…

Savaş…

Son!

Yalnız Nar

Sinan Antün
Aylak Adam
Türkçesi: Süreyya Çalıkoğlu
192 Sayfa, 2018