Jose Saramago`dan insanın kendini neredeyse her sayfada sorguladığı harika bir eser “Körlük”. Kitaba ilk başta yazarın tarzından ötürü girebilmek ve kimin hangi cümleyi söylediğini çözebilmek zor olsa da kısa sürede bu tarza alışıyor ve yadsımıyorsunuz.

Üslubu ağır ve yoğun felsefi görüş içeriyor gibi görülebilir, bu da bence Saramago`nun tarzından ziyade bizlerin bundan önce ne tür kitaplar okuduğumuz ile alakalı. Yazarın en ağır hayat görüşünü bildirdiği cümleler derinlemesine düşünüldüğünde aslında ne kadar haklı olduğunu ve bunu daha önce fark edemediğimizi gösteriyor bizlere. Bu sebeple ben Jose Saramago`nun dilini ve tarzını çok yerinde hatta hayranlık uyandırıcı buldum.

Evet kitabın konusundan bahsetmedim farkındayım, konudan ziyade bize hissettirdikleri ve düşündürdükleri çok kıymetli.
Birden bire beyaz körlüğe yakalanan insanların gitgide çoğaldığı, hatta ülkenin tüm yurttaşlarına bulaşan körlüğün yaşattığı korkunç durumu Saramago`nun sanki yaşayıp da bizlere aktarmışçasına betimlediği müthiş gözlem gücü ile o kaosun içine giriyor ve bozulan düzene, ortaya çıkan zorbalığa ve vahşete tanık oluyorsunuz. Her durumda kendini göstermekten çekinmeyen kötülük, körlüğe yakalanmış birtakım insanlarda elbette yine baş gösteriyor ve yaşaması zaten korkunç olan bu durum daha da katlanılmaz hâle geliyor. Romanda hiç bir isim kullanılmamış. Ne ülkenin, ne şehrin, ne de insanların… Ne önemi var ki? Onlar biziz belki de, sen ben o ve bizim ülkemiz.

Bu salgına neden yakalanmadığına anlam veremeyen ve gözleri gören bir tek kişi var. Bir kadın! Eşine ve çevresindekilere yön veren, onları toparlamaya çalışan, bu dehşeti hem yaşayan hem de gören bir kadın! Bu kadını, yazarın sembolik bir mesaj olarak vurguladığını düşünüyorum. Çünkü kadının hâlâ görebiliyor olması diğer tüm körlerin bir gün yeniden görebilme umutlarını da diri tutuyor ve hayvanlar gibi yaşasalar da hayatta kalmaya çalışan insanların umuda ne kadar ihtiyacı olduğunu apaçık ortaya koyuyor. Çünkü bence umut varsa hayat da vardır!

Bazen sorumluluklarımız ve bunların hepsini yerine getirebilecek kadar güçlü olan irademiz bizi öyle çok yorar ki diğer bencil olan herkes gibi olup altında ezildiğimiz o koca yükten kurtulmak ve sadece kendimiz için yaşamak isteriz. Ama yapamayız bunu. Evren buna izin vermez. Karakterimiz çoktan oluşmuş ve biz kendi yükümüz şöyle dursun çevremizde sevdiklerimizin yükünü de sırtlanmaya hazır buluruz kendimizi. İşte bu kadın karakter de o cehennemin içinde gözleri gören tek kişi olduğu için kendini sorumlu hissediyor ve normal yaşamda “Asla yapamam!” diyebileceği şeyleri hiç düşünmeden yapıyor. Bu da bize değerlerimizin ne yazık ki şartlara göre esneklik gösterebileceğini kanıtlıyor.

Sadece bir tek uzvumuzu yitirerek aciz varlıklar haline dönüştüğümüzde yaşadığımız o şaşkınlık, belki bedenimiz sapasağlamken ruhlarımızın dönüştüğü o çürümüşlükten daha fazla değildir.
İnsan ırkı görebilmeyi sadece nesnel bir olgu olarak düşünmese belki de dünya daha yaşanılır hale gelecek ve olası görme yetisi kaybı bize çok da fazla zorluk yaşatmayacak.

Yalnız olduğumuz anlarda ya da sadece kafamızın içinde düşüncelerimizin kimse tarafından görülmediğini, duyulmadığını bildiğimiz anlarda bu duruma güvenerek toplum refahını ihlal eden davranışlar sergilemek ya da sadece bunu düşünmek bizleri zoraki hatalı davranışlara itiyor olabilir. Oysa ki bir düşünün, insan her an birileri tarafından görüldüğünü düşünse ve buna göre hareket etse belki ilk anlarda baskı altında tutulduğunu hissedecektir ama sonrasında toplum düzenine aykırı tek bir hareket yapmadığından ve doğanın kendi döngüsüne karşı gelmediğin düzen bozulmayacak herkes sadece kendi için değil herkesin refahı için yaşayacak. Tabi ki kural koyucu da aynı özveriyi göstermişse.
Daha çok konuşulur tartışılır ve yazılır bu roman için. İyisi mi herkes okusun ve alması gereken dersi kendine pay çıkarmaktan çekinmesin…

1998 Nobel Edebiyat Ödülü`ne layık görülen bu dev eseri ısrarla tavsiye ediyorum.

Alıntılar

“Korku insanın gözünü kör eder.”
“En büyük kötülükler bile , içinde o kötülüğe sabırla katlanmamıza yetecek kadar iyilik barındırır.”
“Aslında körlük, umudun tükendiği bir dünyada yaşamaktı.”
“Zamana zaman tanırsanız her şeyi çözümler.”
“Doktorun karısı su bardağını şaşı çocuğun dudaklarına yaklaştırdı, ‘İşte su, yavaş yavaş iç, tadını alarak iç, bir bardak su bir mucizedir.’ dedi. Çocuğa söylemiyordu bunları, kimseye söylemiyordu. Sadece bir bardak sudaki mucizeyi dünyaya bildiriyordu.”

KÖRLÜK
JOSE SARAMAGO, 1995
KIRMIZIKEDİ YAYINEVİ
331 SAYFA, 2017