Genel

Türk Sosyolojisinin Ana Sorunları

Türk sosyolojisi, Türkiye’de sosyoloji geleneği oluşmadan önce kendisine bazı sosyolojik anlayışlar belirlemiş ve bu anlayışlara bağlı kalarak Batı sosyolojisinin getirdiği tanım ve açıklamalarla yurdumuza aktarılmıştır.

Sezer, kitabının başında Türk sosyolojisine dair birkaç yolun bulunduğunu belirterek bunları şu şekilde açıklamaktadır. Ya Batı’nın getirdiği açıklamalar evrenseldir ve bu nedenle açıklamalar Türkiye üzerinde de geçerli sayılacaktır ya da Batı sosyolojisinin sadece yöntem ve genel kuramları evrenseldir ve her ülke bu evrenselliği kendi bütünlüğü içerisinde değerlendirmelidir. Sahiden de sosyolojinin yurdumuza girişi kendisinden önce bu yargılarla şekillenmiş ve sosyolojiye dair yaklaşımlar bu iki doğrultuda gerçekleştirilmiştir. Sezer, bu noktada Türkiye sosyolojisinin ilk ve ana sorunu olarak Batı sosyolojisi ile ilişkilerin iyi belirlenebilmesi ve Türk toplumunun veya düşünürlerin takınılması gereken tutumun ne olduğunu saptayabilmesi gerekliliğini düşünmektedir. Burada yöntimin yerini saptamak Türk sosyolojisinin konumunu belirlemek açısından önemli olacaktır. Sezer, bu anlamda yöntemin gerçeklerin anlaşılması amacıyla izlenilmesi gereken bir yol olarak tanımlarken yöntemin gerçeklere değil gerçeklerin yönteme uyacağını sanmanın mümkün olmadığını belirterek Türk sosyolojisinin kendi varlığından vazgeçmesini hatalı bulur. Bu açıklamaların ardından yapılacak olan ilk şeyin Türk toplumunu tanımlamak ve saptamak olduğunu belirten Sezer, ana ilişkilerin saptanmasıyla hem toplumların kendi içyapısının hem de diğer toplumlardan farklılıklarının belirlenebileceğini belirtir.

Böylece tek tek toplum olaylarından genel yargılara ulaşmak yerine genel bilgilerle toplum olayları yorumlanarak daha sağlıklı analizler gerçekleştirilebilecektir. Bu anlamda sosyolojik analizlerin yapılabilmesi için Türk toplumunun tarihi oluşumunu ve gelişmelerini soyutlamadan yeni tanımlamalara gitmemiz gerektiği önemle vurgulanmaktadır. Çünkü Batı, toplum sorunlarının çözümünü tek bir modelde ya da açıklamada topladığı için Batı dışı olarak tanımlanan toplumların- Türkiye’de dahi- kendi toplumuna veya kaderi üzerine söz hakkı bırakılmamıştır. Bir toplumun kendi varlığını belirleyebilmesi ve kendisini bir kimlik içerisinde koruyabilmesi için siyasi ve ekonomi gibi iki farklı parametreye vurgu yapan Sezer, asıl önemli rolün ise siyasi yapılanma olduğunu belirtmektedir. İkisi arasındaki denge ise ‘ideolojik birlikte’ yatmaktadır.

Bu denge iyi kurulmadığı takdirde toplumlar manipüle edilmeye ve kendi bilinçlerini fark edememeye başlar. Örneğin Sezer’in şu açıklaması bu bakış açısına oldukça uygun düşmektedir.
“Uygarlık deyince gözden kaçabilir ama sıfat biçimiyle düşündüğümüz zaman sözcüğün sanıldığınca masum olmadığını görebiliriz. Uygarın karşıtı barbar ya da vahşidir. Ve Batı yayılmacılığını dünyaya uygarlık taşımak olarak tanıtmıştır. Vahşi ya da barbar Doğuluları uygarlaştırmak iddiasındadır. Batı gelip bizi adam edecektir.” (Sezer, 2017: 39).

Bunun nedeni yine Sezer’in belirttiği gibi ölçütün Batı gelişme çizgisi olarak ele alınmasından kaynaklanmaktadır. Bunu belirleyen çizginin de aşamalarını kölelik, feodalizm ve kapitalizm olarak belirtmektedir. Türkiye’de bu anlamda batı dışı toplumlar arasında bunun gerekliliğine duyan ilk ülke olarak tarih sahnesinde yer almıştır. Günümüzde Türkiye’nin kapitalist aşamanın eşiğine geldiğini belirten Sezer, bugünkü sorunların nedenini tam da burada arayarak eski düzene bağlılığın henüz kaybolmadığını belirterek Türkiye’de yapılan devrimlerin bir kılık değiştirme olduğunu söylemektedir. Olaylara bir de Batı’nın penceresinden bakan Sezer, Batı’nın kendisini Doğu’dan farklılaştırdığını belirtmektedir. Bunun nedeni ise Doğu’yu sömürüşünü haklı kılarak sömürgesini yaptığı yerlere uygarlık getirdiğini söyleyen bir misyon edinmek olarak tanımlamaktadır. Belki de bu sebeplerden Türkiye’nin diğer ülkelerden daha fazla şekilde tarihle yakından ilişki kurması gerektiğini belirtir. Kitapta uzun olarak Osmanlı devletinin neden feodalizm odaklı olmadığı ya da onu neden Asya Tipi Üretim Tarzında ele alamayacağımızdan bahsedilmiştir ve Osmanlı iktisadi alanı hakkında birtakım tespitler yapılmıştır.
Türk Sosyolojisinin Ana SorunlarıAyrıca köyün ve köylünün de Türk toplumundaki yeri kitabımızda Osmanlı’dan Türkiye’ye bir geçiş olarak ele alınmış ve köylünün modern-geleneksel ve endüstrileşmede yeri tespit edilmiştir. Batı’da görülen olaylar ile Türkiye’de görülen olayların farklı olması bu noktada ilginçtir. Sezer, Batı’daki tarım değişiminde görülen değişikliklerin endüstrileşmeye uygun bir ortam hazırladığını belirtirken bizde ise endüstrileşmeye geçmek için köylünün bu değişikliklere zorlandığı belirtilmiştir.

Sezer, endüstrileşme ile birlikte kalkınma sorununa da değinerek kalkınma ve gelişmenin olabilmesi için hem uluslararası ilişkilerin hem de bu ilişkilerdeki dengenin önemini vurgulayarak sınırlı bir iktisadi yaşamın olamayacağını belirtmektedir. Ardından Batı’da sosyolojinin doğuşuna değinen Sezer, sosyolojinin Batı’da ortaya çıkmasına neden olan iki ana parametreden bahseder. Bunlardan ilki Batı’nın kendi gelişimini açıklayabilecek iç dinamiklerinin farkında olması ikicisi ise buna bağlı olarak dünya egemenliğini ele geçirmiş olmasıdır. Bu üstünlük öyle bir hal almıştır ki bu dönemde Doğu ülkeleri azgelişmiş olarak bile nitelendirilmemiş yalnızca Batılı olarak kabul edilmemişlerdir. Bunun için Doğu toplumları adına kalkınma değil planlı kalkınmadan bahsedilmektedir. Çünkü açıklamalar Batı adına dünya tarihini genellemekten yanadır ve diğer toplumların da değerlendirilmelerinde temel ölçüt batı olarak görülmektedir. Tarihsel gelişim kitabımızda en başından beri ele alınarak Anadolu’nun Türkleşmesi, Osmanlıcılık ve Osmanlı’nın Batıcılaşmasıyla devam etmektedir.

Sonuç olarak Türkiye’de sosyoloji konusuna değinen Sezer, Türkiye’de sosyoloji yapmanın Batı’da herhangi bir yerde sosyoloji yapmaktan çok daha farklı olması gerektiğini belirtmektedir. Çünkü önemli olan Türk toplumunun karşılaştığı sorunlara yönelik bir çözüm getirmektir. Ancak burada önemli olan soruların doğru belirlenmesidir. Kitabın bu kısımlarının ardından bölümlere Ek yapılarak Osmanlı’nın Batıcılaşmasına dair kısımlar eklenmiştir. Bu ek bölümlerin eklenmesinin nedenini soruları doğru sormak için birer taslak olarak düşünmekteyim. Çünkü Sezer’in yine daha önce bahsettiği gibi tarih bilincinin oluşması ve onun bütüncül bir yapıda incelenmesi gerçekten de başka hiçbir ülkede olmayacak kadar Türkiye için elzem bir durumdur. Bunun için tarihe giden Sezer, öncelikle Doğu-Batı çatışmasını kapitalizm ile başlatmanın Batı evrenselliğini kabul edenlerle aynı sözü söylemek olduğunu belirtmektedir. Bunun için Asya ve Avrupa topluluklarına dair bilgiler de kitabın ek kısmında yer almaktadır.

Türk Sosyolojisinin Ana Sorunları
Baykan Sezer
Doğu Kitabevi
184 sayfa, 2017

Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Merhaba Size daha fazla kaliteli içerik sunabilmek için sitemize reklam engelleyiciyi kapatarak destek olabilirsiniz. Teşekkür ederiz :)