Bazı zamanlar yazarları biz okumuyoruz da yazarlar bizi okuyormuş gibi olur. Sanki oturmuşuz yıllarca anlatıp durmuşuz ona sonra o da oturup yazmış. Kafa yapınız da diliniz de benzemişse birbirine bir demlik çayla ne de güzel gidiyor kitap.

Tesirsiz parçalar Ali Lidar’ın böyle hissettirmesine neden olan kitaplarından biri. Tüm kitaplarını okudum ancak tesirsiz parçalar kadar açıp açıp okumadım hiçbirini belki doğru zamanında okumuş olmamdan kaynaklıydı belki de kendimi onda daha çok bulmamdan kaynaklı. Tanışmışlık hissi veriyor yazarken sizde okurken bunu hissediyorsunuz. Uzun süre hasret kalmışsanız biriyle dertleşmeye aynı şeylerden yara almışsanız o zaman bütün bir hale geliyorsunuz kitapla. Kısa kısa başlıklardan oluşuyor kitabımız böyle birkaç sayfalık derdinize dokunuyor her yer. Bazen bir gününü bazen birinin hatırasını bazen de kendisine yollanan bir mektuptan bahsediyor(tabii isim vermeden) yazarımız. En güzeli de bazı yazıların üstüne şarkılar eklemesi ki yazıyla beraber güzelliği tartışılmaz. Bazen Zeki Müren –ne dert kalır ne hüzün- bazen Bülent Ortaçgil-yağmur- oluyor bu. Ama tam yerinde ve tam hissiyatında ekliyor her birini ve konuşuyor sizinle.  Samimi acılar sahte mutluluklar başlığında şöyle bir diyalog geçiyor mesela

-“Demedi abi… Bir kere bile seni istemiyorum demedi.” “Ee? İstiyorum da demedi. Dedi mi?”

“Yok, onu da demedi… Gülümsedi hep…”

“O herkese gülümser oğlum. Mizacı öyle onun…”

“Bana başka gülüyor be abi… Biliyorum beni sevdiğini… Bende seni sevecek gibiyim ama daha değil, der gibi gülüyor. Bekle, diyor sanki bana. Ben de bekliyorum.”

Ve ekliyor sevgili Dük’ümüz(Ali Lidar kendisine Dük demekten hoşlanır)

Bir şey oluyor bazen, bütün dünya senin düşündüğünün tersini bile düşünse o kadar kuvvetli inanıyoruz ki o şeye, gerçekle bağımız kopuyor. Sonrası acı oluyor elbet. Olsun… Samimi bir acı, sahte bir mutluluktan daha kötü olabilir mi gerçekten?

Bazen kendine kızıyor hatta çokça kızıyor kendine sonra insanlığa, tüm yanılgılara, eğitmeyen eğitime, umursamayan insanlara, sorgulamamızı her daim bastıran insanlara, gidenlere, gidemeyenlere, çok ihtiyacı olduğu halde kendisinden bir jeton bile esirgeyen kalabalığa…

Tesiesiz ParçalrDelirmekle buna değmeyeceğini anlamak arasında kalan insanların arafının yazarı Ali Lidar. Pişmanlıkları için Allahtan özür dileyenlerin, annesinden özür dileyenlerin, gazetelerdeki kişilerden özür dileyenlerin yazarı. Bir de sağlam darbe yemiş, yorulmuş, susmuş, kendini parklarda bulmuşların, neyi çok sevse ilk onu kaybedenlerin yazarı. Acılarıyla birbirine benzeyenler başlığında da söylediği gibi bir insana yakın hissetmeniz için bir şeyler paylaşmanız gerekmez.

Böyle gidersek kaybedeceğiz, böyle kırarak devam edersek üç beş güzel insana da dar edeceğiz bu dünyayı. Kitaplar belki bu yüzden vardır diye düşünüyorum güzel insanlar biraz daha dayanabilsin diye yazılıyordur belki. Ama nereye kadar? İşte bunu çokça sorgulamalıyız. Kitapta bunu istemiş gibiydi benden olanlar bu ve daha fazlası biz de buyuz diye anlatıyordu bir çözümün var mı der gibi. Ben bir çözüm bulabildim mi, sanırım hayır. Anlamak ve anlayamamak arasında belki bir iyileştirme sürecindeyimdir.

Son sözü de yazarımıza bırakıyorum.

Bir Gün!

Bir gün hepsi birden bozacak bu oyunu… Hepsi birden, birbirlerinden habersiz delirecekler.
Yüzüne bakmadıklarınız, yüzünüze tükürecek sizler ne olduğunu bile anlamadan…

Alışveriş merkezinde tuvaletleri temizleyen abla, sabunluğu kezzapla dolduracak. Otobüs şoförünüz kırıverecek direksiyonu şarampole… Güvenle boynunuzu sunduğunuz berber çırağı, usturayı daldırıverecek derinizin altına. Çay getiren garson, fare zehriyle tatlandıracak bardağınızı. Köy pazarından aldığınız organik domatese bir şırınga siyanür zerk edecek köylü teyze… Sitenizin kapısındaki güvenlik görevlisi jopuyla kafatasınızı paramparça edecek… Son anınızda yüzlerine bakacaksınız o ana dek yüzlerine bakmadıklarınızın… Ve onlar hep bir ağızdan diyecekler ki; oyun bozuldu, artık beraber kaybedeceğiz!

Tesirsiz Parçalar
Ali Lidar
İthaki Yayınları
240 sayfa 2015