Kitap İncelemeleri

Tahsin Yücel’in Kaleminden Bir Distopya: Gökdelen

Yıl 2073; yer geleceğin Türkiye’si. İstikrarın bir türlü sağlanamadığı ve her seçimde yeni bir iktidarın gelmesi ile kendi zenginlerini oluşturduğu, böylece dürüst yurtdaş oranın hızla düştüğü bir düzenin Türkiye’si. Tüm kamu kurumlarının, fabrikaların, limanların, hastanelerin, iletişim sistemlerinin, ormanların, madenlerin, kara-deniz-hava yollarının, ilkokuldan üniversitelere kadar tüm öğrenim kurumlarının, hatta ve hatta denizlerin bile özelleştirildiği bir Türkiye. Tüm okulların özel ve dolayısıyla çok pahalı olması sebebiyle okur-yazar oranının 20.yy.ınkinden yarı yarıya düşük olduğu bir Türkiye. Nüfusun oldukça düştüğü, toprağın artık hiç veriminin kalmadığı, çoğu hayvan türlerinin, hatta kedi-köpeğin bile artık olmadığı, kargalardan başka kuşların kalmadığı, insanların topraktan mikrop kaparım endişesi ile devasa gökdelenlerde oturmaya başladığı, 115 şehirli bir Türkiye. Mekik denilen tek kişilik uçaklarla yolculukların yapıldığı, teknolojik sistemlerin oldukça geliştiği bir Türkiye. Sisteme ayak uyduramayan ve çoğu işlerin artık makinelerce yapılmasından dolayı işsiz kalan insanların şehirlerden sürülerek yılkı atları misali şehirdışlarında toplanmakta olduğu, bu “Yılkı İnsanları”nın sefalet ve yoklukla hayatlarını sürdürmekte ve kendi başlarının çaresine bakmak zorunda bırakıldığı, çoğu insan ve hükümet de dahil olmak üzere sadece birkaç kişi haricinde hiç kimsenin bu insanlardan haberdar olmadığı bir Türkiye. Öyle bir dönem ki, artık örneklerine sadece eski kitaplarda rastlanan bir dürüstlük biçimine bağlı kalınmasına olanağın olmadığı; dürüstlükle bir işi yapmaya çalıştığınızda tüm yollarınızın anında kesilmesinin kaçınılmaz hale geldiği bir Türkiye.

İşte böyle bir şekle bürünmüş olan ülkemizin, hala en büyük şehri olma özelliğini koruyan yer elbetteki İstanbul’dur. Gökdelen romanının baş kahramanları; bir gün New York’a giderek oraya hayran kalıp İstanbul’u da tamamen birbirinin aynısı gökdelenlerle donatarak New York’tan daha görkemli bir şehir inşa etme sevdasına kapılan zengin, güçlü, hırslı ve kafasına koyduğu her şeyi para ve güç ile yapabilen bir müteahhit olan Temel Diker ve bu konudaki her türlü yasal yardımı almasını sağlayan Türkiye’nin en iyi, en güçlü, en akıllı ve en ünlü avukatı olan Can Tezcan’dır. İşlerini hızla yoluna koyabilmek için her şeye ederinin birkaç katı para ödemeye, hatta diktiği gökdelenlerden lüks daireler vermeye her daim hazır olan Temel Diker, en görkemli yapısını dikeceği, o zamanlarda artık tüm şaşaasını yitirmiş bir virane semt olan Cihangir’de bir engelle karşılaşır: Sarayburnu’na yapmayı düşlediği devasa Özgürlük Heykeli’ni en iyi görecek şekilde dikmeyi düşlediği gökdelenin yerinde, küçücük ve eski bir evi olan emekli öğretmen Hikmet Amca evini satmaya hiç niyetli değildir. Can ve Temel burayı kamulaştırıp kendilerine satılması yönünde yasal yollara başvururlar, ama bir türlü istedikleri sonucu alamazlar. İşte tam bu noktada elbette ülkenin en akıllı avukatı Can Tezcan inanılmaz bir fikirle son kozunu oynamak üzere atağa geçer.

GökdelenCan Tezcan ve en samimi olduğu dostları, eski solculardan-devrimcilerdendir. En yakın arkadaşı Varol ise iktidarın bir şeyleri gizlemesi ve tekrar iktidar olma hırsı yüzünden suçsuz yere 2 yıldır hapiste yatmakta ve dava bir türlü çözülememektedir. Can Tezcan her türlü yasal yolu denemesine ve arkadaşının hala herhangi bir suç ile suçlanamamasına karşın hapiste olmasına bir çare bulamamaktadır. Ama artık elindeki bu iki soruna çare olabilecek tek bir şey kaldığının farkına varır: Yargıyı Özelleştirmek! Evet, istemeye istemeye de olsa zaten tüm ülkenin kurumlarının çoğunlukla yabancı şirketlere satılarak özelleştirildiği bir ülkede yargıyı özelleştirmek neden olmasındı!

Bu yolda zekasının ve tabiki patronu Temel’in sınırsız para kaynaklarını kullanarak, iktidarda bulunan ve hayali bir dahaki seçimde tekrar iktidara gelerek tarih yazmak isteyen başbakana verilen rüşvetlerle, başbakanın tek bir onayı ile tüm basını kendi yanına çekebileceğinin bilinci ile bu işe kalkışır. Tüm ülkeyi, tüm dünyaya örnek ve çağ atlamış bir öncü olarak göstereceğine ikna ederek bu işi de başarır. Artık yargı özelleşecek diye yasa çıkmış, Can Tezcan yargının zaten halkın olduğu ve işte şimdi halka tekrar geri verildiği parolası ile Türkiye Temel Hukuk Ortaklığı AŞ adı ile kurulacak yargı sisteminin başkanı olmaya geri sayım başlamıştır. Henüz sistem devreye girmeden, hazırlıklar aşamasında bile bu iki sorun da istedikleri şekilde sonuca varmıştır.

Ama roman elbetteki burada bitmiyor. Zaten böyle bitiyor olsaydı sizlere bu şekilde kitabın sonunu ifşa eden bir yorum kesinlikle yazmazdım. Sürprizlerle dolu bir roman olduğunu ve bu hazzı okuyunca tam anlamıyla alabileceğiniz harika bir roman.

Değerli yazarımız Tahsin Yücel; daha önceleri okuduğum tüm distopyalardan çok daha etkili, çarpıcı ve nüktelerle dolu bir roman kaleme almış.

Okurken kendinizi kitabın her satırını çizmekten alıkoyamayacağınız bir eser. En az Çürümenin Kitabı, Cehenneme Övgü ve Proust’un kitapları kadar altını çizdiğim cümlerle dolu olan bu muhteşem eser her kitaplıkta bulunmalı ve okunmalı düşüncesindeyim.

Saygılarımla.

Gökdelen
Tahsin Yücel
Can Yayınları
335 Sayfa, 2006

Etiketler
Daha Fazla Göster

Erdal Erünlü

Uyumak için değil, uyanmak ve edebiyatın o uçsuz bucaksız derinliğinde ruhumu doyurmak için okuyorum. Her yeni kitapta bambaşka alemleri keşfetmek, tüm karakterlerin yerine kendimi koyarak hayata bakış yelpazemi genişletmek için okuyorum. 25 yıllık askeri personelim. En büyük ilgi alanlarım dünya ve özellikle Latin edebiyatı, mitoloji ve ortaçağ tarihi. Hayattaki en değerli 3 varlığım; kutsal vatanım ve asil milletim, dünyalar tatlısı 2 oğlum ve elbette kitaplarım.

Bir Yorum

  1. ‘’Türkiye’de özgür insanın durumu salgın hastalık karşısında sağlam insanın durumuna benzer, her an bir hastane odasında uyanabilir”
    Gökdelen, Tahsin Yücel

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı