Zihinsel ve teknolojik gelişime ulaşan insanlar gezegenlerinden çok uzaktaki başka bir gezegene geldiklerinde bir koloni orada kalır ve kendi halkı ile iletişimi kopar. Geldikleri gezegenin yörüngesi ise çok uzun bir alandır – bir yılı yirmi dört bin gün eder, neredeyse altmış yıl. Böyle olunca da mevsim geçişleri de uzun sürer, 15 yıllık bir kış. Gelen kış çoğu kişinin ilk defa yaşayacağı ve büyüklerinden masal gibi dinledikleri bir durumdur. Düşünsenize üç metre kar ve açlık. Ancak bu gezegenin yaşayacağı tek sorun uzun süren kış şartları değil.

Gezegenin yerlileri Tevarlılar ilkel bir toplum. Topraklarına gelen yaban soyluların zihinsel konuşmaları, gelişmiş akılları ile karşı karşıya kalınca insanlar onları büyücü olarak adlandırırlar ve asla dost olmaya yanaşmazlar. Sürgün bir hayat yaşayan bu yabancı koloni ise kendilerine insan derken yerli halka izcanlı der. Her ne kadar uyum içinde yaşamaya çabalasalar da düşmanlıkla karşılaşınca yaşadıkları şehirlerin içinde nesli tükenme tehlikesi ile hayatlarını sürdürmeye çalışırlar. Ancak bu iki halkın bir olmasına neden olacak şey daha ilkel bir doğaya sahip olan Gaallar. Kış ile birlikte göç etmeye başlarlar fakat önlerine gelen şehri yıkarak ve yağmalayarak.

1966 yılında yazılan kitap kısa ve çok akıcı, ancak olay örgüleri tam yapılanmamış gibi geliyor. Yaban soylu Agat ve İzcanlı Rolery’nin ilk görüşte birbirlerini sevmeleri, Gaallar ile savaş…birçok şey yüzeysel kalıyor. Yine de hayal gücünü satır aralarında verebilmesi bu boşlukları doldurarak ve büyük bir merak içinde okumaya asla engel olmuyor. Kitabın arka kapağında bir alıntı var: “Otorite kişinin kendisinden mi kaynaklanır, yoksa etrafındakilerden mi?” Bu cümle yalnızca kitabın Tevarlı yaşlı lider Word tarafından bakıldığında kitabın konusu olarak ele alınabilir. Kitap birçok konuyu farklı yönlerden – veya karakterlerden denilebilir – ele alıyor. Bu farklı farklı konuları işlerken de hiçbir zaman fazlaymış gibi durmuyor. Aksine, dediğim gibi, her bir kısım daha da doldurulması ve anlatılmasını isteyeceğiniz boşluklarla dolu olarak kalıyor. Evet,kötü bir özellik bu diyebilirsiniz ama bilim kurgunun kraliçesi Le Guin’den okuyunca bunu görmezden gelebiliyorsunuz.

Sürgün GezegeniSürgün Gezegeni’nde insanlığın karanlık ve aydınlık taraflarını başarılı bir şekilde aktarıyor Le Guin. Kitap boyunca bazı zamanlar biz insanları Tevarlı insanlar, bazı zamanlar ise gezegen dışından gelen sürgün insanlar olarak hayal ettim. Gerçekten de her bir grubun özellikleri günümüz insanı o kadar iyi tanımlıyor ki hangi grup olabilirdik kesin karar veremiyorum: yaban soylu mu izcanlı mı?

“Onlar için mekan, üzerine sınırlar çizilecek bir yüzey değil, kendilerini, klanlarını, kabilelerini merkeze alan bir bölge, bir kalpti. Bölgenin etrafında yaklaştıkça aydınlanan, uzaklaştıkça kararan alanlar vardı; ne kadar uzaklaşırlarsa, o kadar karanlık. Ama sınırlar yoktu.”

Şu anda ihtiyacımız olan şeyin Agat’ın bahsettiği bu merkezi kalbi bulmak olduğu kanaatindeyim. Zihinlerimizdeki sınırlar, çizgiler yerine her birimizin bir olduğunu hissettiren ve aydınlığa kavuşturan o ışığı bulmak… Ama maalesef çok zor… Önceden çizilen sınırlar ve kapatılan zihinler yüzünden.

Sürgün Gezegeni
Ursula K. Le Guin
İthaki Yayınları
Türkçesi: Ekin Odabaş
142 sayfa, 2018