Genel

Stonehenge’i Kim Dikti?

Mısır’ın piramitleri, Yunanistan’ın Parthenon’u, Roma’nın Colleseum’u hep büyük uygarlıkların, firavun ve filozofların, imparator ve kahramanlarının imgelerini akla getirirler.
Stonehenge insanda böyle bir izlenim uyandırmaz.

Salisbury Ovası’ndaki büyük taş blokların kalıntılarının çevresinde, tarihsel şehirler değil, doğu yönünde Londra’ya giden modern otoyollar bulunur. Burada çözülecek hiyeroglifler, yorumlanacak Sokratik diyaloglar yoktur. Stonehenge’i diken Taş Devri ve Tunç Devri insanları daha küçük taş anıtlar da dikmişlerdi. Bunların kalıntılarını şehir dışında dağınık halde bulabilirsiniz. Oysa, bu insanlar geride Stonehenge gibi bir mühendislik harikasını neden ve nasıl hayata geçirebildiklerini açıklayacak hiçbir şey bırakmamışlardır. Başka açılardan bakıldığında, Salisbury Ovası’nın antik halkının günlük geçimlerini zar zor yürütebildikleri bir kültür düzeyinde yaşadıkları anlaşıldığından, tarihçiler bu insanları “barbar” diye damgalamakta bir sakınca görmemişlerdi.

On yedinci yüzyılda Kral I. James, Stonehenge’e kafasını o kadar çok takmıştı ki, saray mimarı Inigo Jones’u anıtı araştırmakla görevlendirmişti. Anıt üzerinde çalıştıktan sonra, Jones’un Monmouth’lu Geoffrey ile uzlaştığı tek nokta, bölgede yaşamış olan Taş Devri ya da Tunç Devri halkının bu anıtı yapamayacağıydı. Jones, “Eğer giysi yapmayı bile biliniyorlarsa, görkemli yapılar ya da StoneHeng gibi göz alıcı eserler yapmayı nereden bileceklerdi?” diye düşünmüştü.
Jones, “böyle mükemmel bir yapı”nın sadece Romalıların eseri olabileceği ve bunun bilinmeyen bir Roma tanrısına adanan bir tapınak olduğu sonucuna varmıştı.

Sonraki yıllarda, Stonehenge’i Britanya’nın yanı sıra değişik yerlerden neredeyse her yerden gelen mimarlara bağlama çabalan sürdü. Druidler olarak tanınan eski Kelt papazları gibi, Vikingler, antik Kuzey Galya halkı ve Anglo-Saxonlar tarafından yapıldığım savunanlar vardı.

Tüm bu teorilerin sorunu aynıydı. Radyokarbon tarihleme yöntemi yirminci yüzyılda bulunmasına rağmen, ilk arkeologların kaba tarihleme yöntemleri, Stonehenge’in 10 1500’den daha eski tarihlerde yapılmış olabileceğini göstermişti. Bilim insanlarının çoğunluğu bu bölgeye Druidlerin en erken 10 500’de, Romalıların ise bu tarihten sonra geldiklerini anlamıştı. Bu, Stonehenge’in her iki grubun da İngiltere’ye ulaşmasından en az bin yıl önce yapılmış olduğu anlamına geliyordu.

stonehenge

Dolayısıyla, soru yirminci yüzyılın büyük bölümünde yanıtsız kaldı? Stonehenge’i kim dikti?

1953’te bir arkeologun rastlantı eseri yaptığı bir keşif, bir çözüme işaret etti. 10 Temmuz’da, Richard Atkinson alan araştırmasının parçası olarak, Büyük Trilithon adlı taşın yanındaki bir taşın üzerindeki on yedinci yüzyıla ait olduğu sanılan duvar yazılarını fotoğraflamaya hazırlanıyordu. Daha iyi bir ışık kontrastı ve gölge umuduyla, öğleden sonra geç vakitlere kadar bekledi. Kameradan baktığında, on yedinci yüzyıl yazıtlarının altında başka yontmaların olduğu Atkinson’ın dikkatini çekti. Bunlardan biri toprağa saplı bir kamaydı. Yanında ise yaklaşık olarak Stonehenge’in dikildiği devirde İngiltere’de bulunan tipten dört balta vardı.

Atkinson’ı en çok heyecanlandıran baltalar değil, tek hançerdi. İngiltere ya da kuzey Avrupa’da buna benzer bir şey bulunmamıştı. Buna en çok benzeyen parçalar, Yunanistan’da bulunan Miken kalesindeki kral mezarlarından çıkarılmıştı.

En sonunda, Stonehenge gibi bir anıtı inşa edebileceğini rahat rahat ileri sürebileceğimiz en gelişmiş uygarlığa götüren bir halka bulunmuştu. Daha iyisi, Miken’de bulunan hançerlerin yaklaşık olarak İÖ 1500’e tarihlendirilmiş olmasıydı; bu, 1950’lerde çoğu uzmana göre Stonehenge’in yaklaşık yapım tarihiydi. Romalılar ya da Druidlerin tersine, Miken bağlantısının kronolojik bir anlamı vardı.

Atkinson, Stonehenge’in daha uygar Akdeniz’den gelerek, Britanya’yı ziyaret eden bir mimar tarafından tasarlandığını öne süren sağlam bir teori geliştirdi. Salisbury Ovasında bir Miken prensinin gömülü olabileceğini tahmin ediyordu. Stonehenge sorununa en sonunda bir çözüm bulunmasıyla rahatlayan arkeoloji dünyası, bu teoriyi benimsedi.

Ama Miken teorisi benimsendiği hızla çöktü. 1960’larda yeni bir radyokarbon tarihleme yöntemi bulundu ve arkeologlar, karşılarında aniden Stonehenge’in önceden düşünüldüğünden ve Miken uygarlığından çok daha eski olduğunu gösteren sağlam kanıtlarla karşılaştılar. Yeni radyokorbon tarihlemeleri, Miken kalesinin İÖ 1600 ve 1500 yılları arasında yapıldığını doğrulamakla birlikte, Stonehenge’in yapım tarihini çok gerilere, herhangi bir Akdeniz etkisinin görülemeyeceği kadar gerilere itti.

Bu son hesaplamaya göre, Stonehenge çemberinin kenarları ve dış hendekleri, yaklaşık İÖ 2950 yıllarında başladı. İÖ 2900 ve 2400 yılları arasında, bazı ahşap yapılar çemberin içine eklendikten kısa süre sonra, bunlar yerlerini bilinen taş yapıya bıraktılar.

Yeni tarihlemeler sadece Miken teorisini değil, onun temelindeki bütün “yayılmacı” akıl yürütme sistemini de yıktı. Açıkçası, Stonehenge, büyük Avrupa uygarlıklarından biri tarafından dikilemeyecek kadar eskiydi ve Avrupadışı uygarlıklar da çok uzaktı. İlk kez, birçok bilimci Stonehenge’i inşa edenlerin Stonehenge yakınlarında yaşamış olan insanlar olduğunu ve taş blokları dış yardım almadan diktiklerini kabul etmek zorunda kaldı. Görünürde ilkel olan bir halk her nasılsa dünyanın en sağlam anıtlarından birini dikmişti!

Sanki bu yeterince şaşırtıcı değilmiş gibi, Stonehenge’i inşa eden insanlar bir de 225 kilometre öteden, güneybatı Galler’deki Preseli Dağları’ndan taşıdıkları taşlan kullanarak, işlerini iyice zahmetli bir hale getirmişlerdi.

Tarihin Büyük Sırları

Etiketler
Daha Fazla Göster

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı