Söz Büyücüsü

Deniz Ceren TÜRKKAN, Düş Mesafesi

Hakan SARIPOLAT, Cıs

Korkut KABAPALAMUT, Hiç Yazılmamış Bir Öykü Kahramanının Trajik ve Sürükleyici Hikâyesi

SÖZ BÜYÜCÜSÜNÜN ESERİ ÖYKÜDÜR.

İçeriği, dili, üslubu birbirinden farklı bu üç öykü kitabını aynı yazıda paylaşma sebebim kararsızlığım ve subjektif tavrımdır.  Son zamanlarda öykü okumaya karşı gelişen merakım üst üste aynı türde kitaplara beni yönlendirdi. Üç kitabı arka arkaya okuduğumda hangisini anlatacağıma karar veremedim. Zira her bir kitap beni etkilediği gibi, her kitap farklı türlü beni sardı sarmaladı. Bir eleştirmen noktasında olmadığıma göre sevdiğim kitapları anlatmanın keyfini yaşamak istedim. Öykü yeri dar olan, kelimeleri bir romanla kıyaslandığı zaman oldukça sınırlı, üç beş sayfa içinde tüm duyguyu, olayı okuyucuya geçirmenizin beklendiği bir türdür. Ama bence sadece yazmak değil okumak da zordur. Okuyucudan uzun betimlemeler, her şeyi açıklayan diyaloglar olmadan olayı anlaması, geçmesi istenen duyguyu dikkatli bir takip ve açık bilinçle alması beklenir. Okuyucu ise kısa bir sürede okuduğu metinden uzun süreli bir etki beklemektedir ve bu beklenti varsa, oluşmuşsa öykü okunabilmektedir. Önümüze gelen mis kokulu öykü kitabını okuyabilmek için o sofrada hazır olmamız gerekir.  

“*Öykü yumuşak yumuşak okşamaz; başında ya da sonunda sarsar okuru. Bir tümceyle, bir ünlemle, bir sözcükle; kimi zaman susarak…”

*Feyza Hepçilingirler, Öyküyü Okumak

Galiba tam da bu ifadeyi okuduğum zamanlarda öykü kitaplarıyla yolum kesişti. Sarsıla sarsıla büyük bir keyifle okuduğum, çok sevip birbirinden ayıramadığım bu üç kitabın öncelikle ortak noktalarını paylaşmak isterim. Üç kitap da İthaki Yayınlarından çıkmış. 1997 yılında kurulan yayınevi, geniş yelpazede bastığı kitaplar ve özellikle ilk kitaplar, ilk öykü kitapları konusunda nokta atışı yapan bir yayınevi. Göz ardı edilmiş, edebiyat tarihindeki hak ettiği yeri alamamış hayranı olduğum Suat Derviş kitaplarını bastığında gönlümü kazanmıştı. Kitaplar, hatasız ve temiz bir Türkçe ile servis ediliyor. Üç kitabın editörünün de Devrim Horlu olması yayınevinin öykü kitaplarındaki başarısının sebebini gösteriyor bence. Yine üç kitabın bir diğer ortak noktası da yazarların ilk kitapları olmasıdır.

Deniz Ceren Türkkan’ın öyküyle aramızda olan tüm mesafeleri yok eden kitabı “Düş Mesafesi” 2019 Fakir Baykurt Öykü Yarışması’nda birinci olan “Un Helvası” isimli öyküyle başlıyor. Rize doğumlu yazarın çocukluğu farklı şehirlerde geçmiş. Bu bilgi öykülerdeki zengin kültürel yapıyı açıklıyor. Kitapta sekiz öykü var. Toplumsal olayların, farklı kültürlerdeki insanların öykülerinin içinde anlatılması kadar, modern zamanın büyüsü de satırlardaki yerini almış. Yarattığı atmosferden tercih ettiği kelimelere, ele aldığı öykü konularından üslubu önceleyen tavrına kadar her şey yazarın kaleminin daha uzun süre yazmasını dilemeye yetiyor. Öküzleri dehleye dehleye süren Meryem, topraktan yekinir gibi başını kaldıran köylü alayı, pullu payetli elbisesiyle büyük bir kavgadan kurtulmaya çalışan Leyla, aynaya bakamayan, gözlerinden çok korkan Çirkin, babaların, kadınların en çetin imtihanı olduğunu söyleyen Büyük Nine, neyin günah olduğunu bilen anneanne, boş beşiğin başındaki Gülizar, ceketine konan uğur böceğinin kendisine şans getireceğini bilmeyen Osman yeni tanıştığım kahramanlardı. Bu tanışlarım belki öykünün kahramanı belki de misafiriydi. Ama zengin kelimelere, farklı karakterlere örnek olsun istedim. Bazı öyküler Anadolu kokuyordu ve onları sanki biri okuyucuya anlatıyordu. Bazı öyküler şehir kokuyordu ve okuyucunun penceresini açması veya gazeteye göz atması yetiyordu. İçinde olduğumuz, içimize işleyen öykülerin yer aldığı bir kitap okudum.

Hakan Sarıpolat’ın insanın kelimelerini ismiyle yakmaya başlayan kitabı “Cıs” her öykü sonrası yanan kelimeleri soğutmak için düşünmeyi gerektiren sekiz öyküden oluşuyor. Yazar Kayseri doğumlu, Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri mezunu. Okuru usul usul sarıp sarmalamaktan geri durmayan, gerçekle düşün birbirine karıştığı, didikleyen, soran ve şaşırtan öykülerden oluşan bir kitap. İlk öykü “Zincir” içinde dokuz öyküyü saklayan çarpıcı konusu ve anlatımıyla okuyucuyu sarıyor. İlk bölümü okuyunca elinizden bırakamıyorsunuz, devamı için sabırsızlıkla sayfayı çeviriyorsunuz. Bu etkileyici öyküden sonra ise GİO (Giovanni Scognamillo adına verilen) Öykü Başarı Ödülü’ne layık görülen ve “Gabriel Garcia Marquez’e…” yazısını görünce heyecanlandığınız “Satılık Melek Tüyü” öyküsü yer alıyor. Öyle ki bu öykü de bölümlere ayrılıyor ve rüya ile gerçek, hayal ile büyünün birbirine karıştığı bir anlatım ile sizi yakıyor. Leyla kokusunda kırılan şişeyle kişilerin unutulmasının kokularının unutulmasıyla olduğu fikri yerleşiyor içime. Çocukluktaki yılanların yetişkinliğe nasıl dâhil olduğunu okuyorum ya da aynı mezarı paylaşan anne ve babayı. Evde unutulan veya bilerek bırakılan bir çift gözün psikolojik baskısını hissediyorum. Kişiyi devamlı öykünün içinde tutan bölümlerden oluşan “Atlıkarınca” öyküsünü okuyunca kitaba ismini veren “Cıs” öyküsünün çarpıcı etkisiyle kitabı sonlandırıyoruz. Daha nice öyküler yazması temennisiyle elbette.

Korkut Kabapalamut’un birbirinden renkli öykü kahramanları ile tanıştığımız öyle ki “Hiç Yazılmamış Bir Öykü Kahramanının Trajik ve Sürükleyici Hikâyesi” ile yazılmamış öykülerin kahramanları ile bile tanıştığımız on sekiz öyküden oluşan kitabı üçüncü kitabımız. Çok eğlenerek okuduğum, çok düşündüğüm, tuhaf yolcuların, susmak bilmeyen iç seslerin, davetsiz konukların, yazarından memnun olmayan roman kahramanlarının olduğu bir kitap. Bazen diktatörüyle yüzleşmek istemeyen bir böcek dolaşıyor kitapta bazen de her şeyi unutmak için sihirli bir kabinden medet uman insanlar. Uzun zamandır karşılaşmadığımız, okuruyla konuşan, okurunu da konuşmaya davet eden öyküler var. İzmir doğumlu ve avukatlık yapan yazarımızın öykü ve şiirleri çeşitli dergilerde yayımlanmakta. Yaşanan bir olayı anlatmak mı, yeniden kurgulanan bir olayı aktarmak mı? Bu sorularla okuyorum kitabı. Evinizin bir odasında bir at ile karşılaşsanız, evdeki tüm muslukları açıp evi bir aqua parka çevirseniz, var olmadığınızı kanıtlamaya çalışsanız, tek başına görünüp aslında devamlı size yapacaklarınızı söyleyen biriyle dolaşsanız, kapınızı hiç tanımadığınız biri çalsa ve evinize girip uzansa, yazdığınız romanın kahramanından bir mektup alsanız, içinizde dolaşan bir karıncanız olsa ne yaparsınız? Yazar tüm bu durumlardan çok etkileyici bir şekilde çıkmış ve bizi de düşünmeye yönlendirmiş. Bir solukta okunacak ama uzun süre soluklanmamızı gerektirecek etkiye sahip öyküler var. Umarım hep de olur.

Feyza Hepçilingirler “Öykü yazarı konuşmayı, anlatmayı bildiği kadar susmayı da bilmelidir” der. Bu sözü öykü yazarken okuyucuya bırakılacak alan için söyler ama ben, biz okurların içtenlikle konuşması gerektiğini düşündüğüm için bu üç harika kitabı sizlerin sözlerine emanet ediyorum.

Armağan Can

Kitapcafe yazar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.