Sosyal Bilimlerde Nesnellik İmkânsız Mıdır?

Sosyal bilimlerde nesnellik tartışmaları en temel meselelerden birisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu tartışmalara düşünürlerin metodolojik görüşlerinden önce birer açıklama getirmek gerekirse öncelikle bilim anlayışlarının doğuşuna ve gelişimine bakmamız gerekmektedir. Ancak bu sayede yapılacak olan bir cevap düşünürlerin metodolojisinin daha iyi anlaşılır olmasını sağlayacaktır.

Bilgilerimizi sistematik olarak gruplandırdığımızda karşımıza iki türlü bilgi çıkmaktadır bunlar: Varoluşsal bilgi (olanın bilgisi) ve normatif bilgidir(olması gerekenin bilgisi). Bilgilerde meydana gelen bu olgu ve değer ayrımı bilimlerinde bilgilere yaklaşımı noktasında farklılıklar meydana getirmiştir. Öyle ki bilimler en genel manada pozitif bilimler ve sosyal bilimler olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Pozitif bilimler; deney ve gözleme tabi tutulan, evrensel ve objektif, sınanabilir araştırmaları hedeflerken doğa kanunlarından hareket etmektedirler. Pozitif bilimlerin bu sınırı yalnızca olgulara ve maddi yapılara dayanmamakla birlikte aynı zamanda insanı, toplumsal eylemleri ve insan doğasını da tıpkı bu anlayış ile rasyonel, akılcı ve değerden bağımsız olarak ele alınmasını sağlamaktadır. Pozitif bilimlerin bu öngörülü anlayışı ile başarılı olması dolayısıyla başlangıçta sosyal bilimler için de aynı yasaların oluşturulabileceği fikri düşünürlerce benimsenmeye başlanmıştır. Bu durumun elbette birçok sebebi bulunmaktadır. Örneğin sosyal bilimler içerisinde özelde ise sosyolojiyi düşündüğümüzde pozitif bilimlerin sonuç odaklı kesin yargıları ile hızlı sonuç alabilir olması sosyoloji metodolojisi için de ona bir çerçeve sunmuştur. Bu sebeple başlangıçta sosyoloji dahi gözlemlenebilir olguları ele almış ve düşünürler de bu metodolojik yöntemlerden hareket etmiştir.

Bu anlamda değerlendirebileceğimiz ilk isim elbette A. Comte olmakla birlikte benim değerlendirmek istediğim ilk isim Durkheim’dir. Durkheim, sosyal bilimlerde nesnellik tartışmalarına kendi metodolojisiyle verdiği yanıtta sosyolojinin yalnızca sosyal olgularla ilgilendiğini belirterek bu olgulara da tıpkı pozitif bilimlerde olduğu gibi nesnel yöntemlerle yaklaşılması gerektiğini ifade eder. Bu yüzden sosyal olayları incelerken onları insan etkileşimleri ya da değerleri olarak görmek yerine onları ‘şeyler’ olarak görür ve çalışmalarını bu doğrultuda yapar. Çünkü Durkheim her ne kadar sosyal bilimler içerisinde toplum odaklı bir çalışma yürütse de insan birlikteliğine dayalı değerleri kolektif bilinç olarak ele alır ve onu bireyden, toplumdan bağımsız bir tanım olarak inceler. Bu sebeple de araştırma yaparken aktörün/çalışmacının önyargılarından kurtularak ve kendisini bağlı bulunduğu değerlerden soyutlayarak nesnel bir çalışma yürütmesi gerektiğini ifade eder. Çünkü Durkheim’e göre sosyal olgulara ancak bu şekilde yaklaşılırsa tarafsız bilgi elde edilebilir.

Bu bağlamda pozitivist bilim geleneğini taşıyan Durkheim için sosyal bilimler de tıpkı pozitivist gelenek gibi duygu ve değerlerden bağımsız olmalıdır. Ancak sosyal bilimleri insan etkileşimleri ve değerleri olarak da gören ve sosyal olaylara/olgulara araştırmacının da değer yargılarını katan Weber sosyal bilimlerde nesnellik tartışmalarının bir diğer ayağını oluşturmaktadır. Bu anlamda sosyal bilimler içerisinde yorumlayıcı bir yaklaşım ile metodolojisini oluşturan Weber’in de sosyal bilim anlayışı özelde ise sosyoloji anlayışı şu şekildedir. Sosyal bilimler –özelde ise sosyoloji- normatif yargılar içermektedir. Çünkü toplumsal eylem, aktörler tarafından gerçekleştirilmiştir bu sebeple de anlam yüklüdür. Bu anlamlı eylemleri yorumlarken hermeneutik paradigmadan hareket eden Weber, hem açıklamanın hem de anlamanın sosyal bilimlerdeki önemine vurgu yapar. Bunu çalışmalarında da belirten Weber araştırılan ya da çalışılan konunun sorularını belirlerken ya da konuya yönelirken araştırmacının değerlerinden kendisini soyutlayamayacağını belirtir. Çünkü her araştırma bir amaca yönelik olduğu için araştırmacı da bu amaca yönelirken değerlerinden sıyrılamaz.

Weber ’in metodolojisinde bunu ‘toplumsal eylem’ tipolojisinde görebiliriz. Weber bu noktada Durkheim’den ayrılarak toplumsal eyleme araştırmacı tarafından değer bağımlı bir anlam yükler. Çünkü toplumsal eylem içerisinde birçok değer ve sembol barındırdığı için bunlar anlamlı bir bütün teşkil eder. Bunun için de bu yapılara ‘inşa edilmiş anlamlar’ olarak bakar. Weber’in sosyal bilimlerde nesnellik konusunda asıl merak ettiği ve ulaşmak istediği bilimsel eleştirilerin anlamı ve amacı nedir, sorusudur. Bu soruya karşılık da sosyal bilimler metodolojisi kitabında verdiği açıklama değer yargıları bilimsel tartışmalarda yok sayılmamalıdır ancak bu değerler ‘geçerli’ olarak kabul edilirse anlamlı oldukları kabul edilir, diye belirtmektedir. Bu anlamda değerler Weber için sosyal bilimlerde ancak tartışma nesnesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Böylece değerler araştırmalarda birer ön varsayım olarak belirlenmelidir. Çünkü Weber değer konusunda da iki ayrıma giderek kişisel değer ve ideolojik/siyasi değer farkını belirtir. Kişisel değer araştırma konusu olabilir ve araştırmacı çalışmalara yönelirken hangi nesnenin değerli, önemli veya önemsiz olacağına karar verebilir.

Bu nokta da sosyal bilimler tartışmasında Durkheim ile ayrıldığı önemli bir noktadır. Çünkü Weber, araştırmacının iradesini de araştırma içerisine koymaktadır. Fakat tüm bu açıklamaların ötesinde Weber her ne kadar yorumlamacı yaklaşım içerisinde olsa da o pozitif bilimlerin nedensellik ve objektiflik iddialarının da yanında durur. Weber daha önce bahsettiğim gibi toplumsal eylemlerin her ne kadar göreceli olduğunu kabul etse de onların rasyonel olarak öngörülebileceğini de belirtmektedir. Bu rasyonel öngörüleri ise kendi bilimsel açıklamalarında otorite tipleri ve ideal tipler tipolojilerinde kullanmaktadır. Sosyal bilimlerin çalışma alanlarını her ne kadar kültür ve toplum oluştursa da Weber bu konuların nesnel bilgi bağlamında da ele alınabileceğini savunmaktadır. Weber’in çalışmalarında nesnelliği ve rasyonalite kavramını vurguladığı bir diğer alan da araştırmalarda kullanılan dil sorunudur. Weber bu alanda kesin bir yargıya vararak kullanılan dilin değer bağımsız olması gerektiğini belirtmektedir. Kendi tabiriyle de kavramlar araştırmacı için amaç değil anlama aracıdır. Kısacası Weber, sosyal bilimde nesnellik tartışmalarına değer yargılarının ve değer ilişkilerinin iyi belirlenmesi gerekilen bir alan olarak bakmakta ve önemli olanın değer yargılarını yok saymaktan ziyade onların farkında olmak olduğunu belirtmektedir. Weber ’den farklı olarak bu tartışmalarda ele alacağım bir diğer isim de Bourdieu’dur.

Bourdieu, sosyal bilimlerde nesnellik tartışmalarında değer yönelimli olarak her ne kadar Weber ’in metodolojisine yakın olsa da değerleri araştırmanın tüm evrelerine dahil etmesiyle Weber ‘den ayrılmaktadır. Onun düşünümsellik adını verdiği metodolojisi çalışmanın stratejisini oluşturarak araştırmacıya bir özeleştiri yapma imkânı tanımaktadır. Bir bilim felsefecisi olan Thomas Khun’da kendisini anti pozitivist olarak tanımlayarak bilimin birikimsel değil devrimsel olduğunu belirterek paradigma tanımına vurgu yapar. Bu tanım Khun’un çalışmalarında doğa bilimlerin rasyonalite ve nesnellik anlayışına bir karşı çıkış olarak yer almaktadır. Bu anlamda her paradigma bir rasyonaliteye karşılık geldiği için aynı zaman da her paradigma bir farklılık da yaratmaktadır. Bu farklılığın temelinde ise paradigmaların dönemsel şartlara bağlı olarak belirlenmesi yatar. Aynı zaman da Karl Popper’in da yanlışlanabilirlik ilkesinden anladığımız sosyal bilimlerde nesnellik imkânsız mıdır tartışmaları onda da doğa bilimleri ve sosyal bilimler arasındaki farkı anlamamıza yardımcı olmaktadır. Popper, her kuramın yanlışlanabilirliği ölçütünden hareketle doğruya yaklaştığını savunarak sosyal bilimleri pozitif bilimlerden ayırmakta ve aktörün bilincini de çalışmaya katmaktadır.

Sonuç olarak sosyal bilimlerde nesnellik tartışmaları geçmişten günümüze kadar hala önemini koruyan konulardan biridir. Bugün dahi üzerinde kesin olarak uzlaşılamamıştır. Ancak genel olarak yaklaşımlara baktığımızda sosyal bilimler içerisinde Durkheim’ in ele aldığı ölçütlerde bir nesnellikten bahsetmek açıklamaları eksik kılacaktır. Özellikle sosyal bilimlerin çevre, birey, toplum, doğa, psikoloji gibi birçok noktada eklektik olması nedeniyle araştırmacıyı ve konuları değerlerden bağımsız düşünmek bu anlamda zordur. Bu sebeple Weber’in de belirttiği gibi değerleri belirlerken ya da tanımlarken çalışmanın neresinde olması gerektiğini bilmek önemlidir. Bu şuurda olan bir araştırmacı ancak değer bağımlı ve yansız açıklamalar meydana getirebilir. Zaten Weber ‘in açıklamaları da araştırmacının bu şuurda olması gerektiği ile ilgilidir.

» Tuba Ayar

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Son Bakış

Ötekileşmiş Hayatların Hikayesi Son Bakış

Yazarla 8 Mart kadınlar gününde düzenlediği imza gününde tanıştık. Mütevazi ve samimi kişiliğiyle beni etkilemişti …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir