Sofie’nin Dünyası

Sofie’nin Dünyası , Jostein Gaarder’ın felsefe tarihi üzerine 1991 yılında kaleme aldığı bir roman.

Bu kitap için rastladığım yorumlarda, “bana felsefeyi sevdiren kitap” hatta “bana okumayı sevdiren kitap”, “hayatımı değiştiren” , “dünyaya bakış açımı değiştiren kitap” ifadelerini çok gördüm. Ben bunların dışında kalan grubu temsilen yazıyorum. Farklı bir yorum duymak isterseniz buyurun efendim.

Kitabı tek cümleyle şöyle tanımlayabilirim sanıyorum; 15 yaşına basan kızına felsefeyi öğretmek için babasının (Binbaşı) bulduğu çok yaratıcı bir hediye aslında bu kitap. Yani, yazar felsefeyi gençlere sevdirme konusundaki kendi amacını gerçekleştirme işini, kitaptaki babaya yüklüyor. Kitapta geçen, felsefeyi öğretme yönteminin yaratıcılığı ve özgünlüğü gerçekten tartışılmaz. O konuda hakkını vermek lazım. Tüm felsefe tarihini başlangıçtan bugüne ana hatlarıyla herkesin okuyacağı bir dilde sunabilmek, ancak bu kadar gizemli bir romanla bütünleştirilerek olabilirdi. O konuda çok başarılı buldum.

Ancak bu başarı beni kitaba bağlamaya yetmedi. Bana göre bu kitap, insanlara felsefeyi sevdirme iddiasından ziyade; kişinin felsefe alanına olan yatkınlığını belirleyecek, felsefeyi sevip sevmeyeceğine karar vermesine yardımcı olacak bir kitap. Örneğin, benim kendim için çıkardığım sonuç; felsefenin doğuşundan 18-19. Yüzyıla kadar olan süreçteki akımlardan çok keyif almadığım.

Yani “bir şeyi algılamadan önce, onu bizim bilincimizin özellikleri olan zaman ve uzam içindeki bir olgu olarak kavrayacağımız” (Kant) konusu ya da

“Önce duyularda var olmayan hiçbirşeyin bilinçte de var olamayacağı” (Aristoteles) konularına derinlemesine düşünmekten ziyade günümüze yakın filozofların (Darwin, Freud, Nietzsche, vb.) üzerinde durduğu konular daha çok ilgimi çekti.

SofieEski çağ felsefi düşünceleri kadar beni kitapta bunaltan bir başka konu daha var ki bunu zekice de bulduğumu belirtmeden geçemeyeceğim. Kitabın oluşturulma biçimi, yüz yüze tutulmuş sonsuz ayna görüntüsü gibi. Kitabın akışı esnasında Sofie bir kitapçıdan Sofie’nin Dünyası isimli kitabı eline alabiliyor, aynı zamanda Sofie, Binbaşı’nın yazdığı aynı Sofie’nin Dünyası kitabının bir kahramanı. Binbaşı ise aynı zamanda asıl yazarın Sofie’nin Dünyası isimli kitabının kahramanı. Buradan o yazarın da Sofie’nin Dünyası kitabını yazan bir yazarı var eden yaratıcının kurduğu dünyanın kahramanı olduğunu çıkarabiliriz. Bunları yazarken bile bunaldım. Yani, kitap içinde kitap, olay içinde olay, kurgu bile felsefik kitapta. Bu da biraz yoruyor insanı.

Kitabın bir de Erik Gustavson yönetmenliğinde 1999 yapımı bir filmi mevcut. Ama ne online ortamda ne de diğer kaynaklardan edinme konusunda bir sonuca ulaşamadım. Edinebilenler filmini de izlerlerse daha çok keyif alabilirler sanıyorum.

Sonuç olarak şöyle bir yorum getireyim; bu kitabı sevemeyen, zor okuyan, çok sıkılan arkadaşlar, kitabı değil de aslında felsefeyi sevip sevmediklerini sorgulamalı. Belki de tüm tarihi değil de filozofların tek tek eserlerini okurken daha çok keyif alınabilir. Burada hepsini birden almaya çalışmak yoğunlaşma problemi de yaratmış olabilir.

Kendi adıma, sorunun kitapta olmadığını, eski çağ felsefesiyle benim aramda kurulamayan bağda olduğunu düşünüyorum. Kitaba haksızlık etmek istemem ama kendi kendimi de kandırıp hayatımın kitabı diyemeyeceğim bir kitap. “Herkesin okuması gereken kitap” sınıfına dahil olduğuna katılmıyorum. Felsefeye olan ilginiz ve yatkınlığınıza göre okuyup okumamaya karar verebilirsiniz.

Sofie’nin Dünyası
Jostein Gaarder
Pan Yayıncılık
576 sayfa, 1994

» Huriser Balcı

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Hür - Ezgi Durmuş

Hür – Ezgi Durmuş

 Ezgi Durmuş’a dair yazacaklarım bir hayli var, amma velakin konu o değil konu Hür. Şu …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir