Film İncelemeleri

Şimdiye kadar alınmış en muhteşem intikam: Oldboy

Sam Peckinpah’ın “Bana Onun Kellesini Getirin”inden (Bring Me The Head Of Alfredo Garcia) Quentin Tarantino’nun “Kill Bill”ine kadar birçok stilize şiddet başyapıtına kaynaklık etmiş ‘intikam’ olgusu, çoğu zaman izleyici için ‘harakiri’ etkisi yapsa da, sinema adına alınan lezzetin üst sınırlarda gezindiği anları getirir peşi sıra. Şiddetin adeta mutasyona uğradığına tanık olduğumuz intikam filmleri, hem bedenleri hem de ruhları acıyan anti kahramanların ‘boğucu yalnızlıkları’na ortak eder bizleri.

Özellikle son yıllarda zenginleşen, söylediklerini dinleten ve göstermeye çalıştıklarının izlenmesini sağlayan Güney Kore sinemasının 2000’li yıllarla birlikte büyüyen yaratıcılarından Park Chan-wook imzalı “İhtiyar Delikanlı” (Oldeuboi), sözünü ettiğimiz intikam naralarının beyazperdedeki benzersiz yansımalarından biri olarak dağarcığımızdaki müstesna yerine konuşlandı.

Neden ve nasıl kapatıldığını bilmediği bir odada 15 yıl geçiren, böylece delilik sınırlarında bir ruh haline hapsolan Dae-su’nun çıktıktan (aslında çıkarıldıktan) sonra giriştiği intikam arayışıyla şekillenir gibi olan, ama bir yandan da kahramanını alabildiğine ‘farklı’ bir intikamın göbeğine atan öykü, iki saat boyunca bazen daralan, bazense genleşen yapısıyla birlikte ‘sürprizlerden sürpriz beğen’ tadında bir noktaya savuruyor sinemaseverleri. Dae-su’nun odaya kapatılmasından insanın içini kabartan finale kadar geçen sürede, kahramanı gibi kafasında bir yığın soru işareti olan izleyiciyi adım adım tatmin ediyor yönetmen Park Chan-wook. Ancak bu tatmin sürecinde beden ve zihnin aynı oranda ‘canlı’ kalmak zorunda olduğunu da hatırlatalım…

“İhtiyar Delikanlı”nın stilize şiddete kucak açan yapısı, bu durumu örneğin “Kill Bill”den oldukça farklı bir kulvara doğru akıtmayı da başarıyor. Buradaki şiddet duygusu, daha ayakları yere basan bir görünüm arz ediyor ve ‘yalnız kovboy’un zaaflarla şekillenen dünyasını destekliyor.

Oldboy

Kahraman ve kötü adam arasındaki temel ayrımı adeta yok eden yönetmen, onların aynı çizgi üzerinde yürümesini sağlayarak bir tür ‘yabancılaşma’ etkisi de yaratıyor film boyunca. Kendine tümüyle yaklaşan ya da uzaklaşan bir karakter bulamayan izleyici de öyküye daha ‘nesnel’ bir açıdan bakmayı başarıyor, ki bu da kişilere endeksli olmayan bir izleme sürecini getiriyor. Bir intikam(lar) öyküsü olduğu kadar, bir aşk(lar) öyküsü olarak da görülebilir rahatlıkla “İhtiyar Delikanlı”. Olanaksızlığı su götürmeyen, ama kaçınılmazlığına teslim olunan aşkların ‘tahrip edici’ boyutuna meyleden film, sürekli sızlayan yürekleri yuvalarından söküp atıyor sıklıkla. Mantığın ‘pause’ tuşuna bastığı bu romantizm, yapımın keskinliğini zedelemiyor, aksine daha da keskin bir forma bürünmesine vesile oluyor. Duyguların hipnotize edildiğine tanık olduğumuz bu durum, filmin ruhunu kışkırtıp müthiş finalin anlam ve önemini de artırıyor.

Park Chan-wook’un ‘intikam üçlemesi’nin ikinci ayağını oluşturan “İhtiyar Delikanlı”, üçlemenin açık ara zirvesi aynı zamanda. Önceki “Haklı İntikam” (Sympathy For Mr. Vengeance) ve sonraki “İntikam Meleği”nin (Lady Vengeance) kimi karakterizasyon problemlerinden eser olmayan film, hikaye kurgusunun kusursuz işleyen yapısının getirdiği bütün avantajları seyirciye layıkıyla yansıtıyor. Baş karakterin ‘gerçeğin üzerinde’ gibi duran yolculuğunun bütün ara duraklarında bize bilgi kırıntıları atıyor film ve finalde bu kırıntıların bir araya gelmesiyle aymamızı sağlıyor. Tıpkı bizim gibi, baş karakter Dae-su da geçmişinden gelen ‘gizem’in peşine düşüyor, intikam arayışıyla birlikte. Ve o da finalde muradına eriyor, sorularına cevap bulmayı başarıyor, acı ya da tatlı…

Oldboy

Filmin merkezindeki ‘intikam’ olgusuna geri dönersek… Bu olgunun sinema tarihindeki en ‘dolambaçlı’ hallerinden birini izliyoruz “İhtiyar Delikanlı”da. Soru işaretlerinin kafamızın içinde sürekli yer değiştirmesine yol açan bu durum, intikamın ‘tek boyutlu’ bir şey olmadığının da altını çiziyor. ‘Hayvansılaşmış’ bir karakterin intikam arayışını resmetmesine karşın, onun ‘hedef’e odaklanmış ruh halini yan etmenlerle darmadağın etmeyi de başarıyor senaryo. Karakterin her adımında hikayeye ortak olan ‘yancılar’, yeni soru işaretleri oluşturmakla birlikte Dae-su’yu işin ‘arka sokaklar’ına da sokuyorlar. Bu arada, görüp okumamış olsak da çıkış noktası olarak bir çizgi romanı almanın getirdiği ‘stil duvarı’ da net biçimde hissediliyor filmde. ‘Salgın hastalık’ tadında yayılıyor filmin stili ve beynimizin kullanmadığımız bölümlerine kadar sirayet ediyor; önce kapıyor bizi, ardından da hiç kapanmayacak biçimde açıyor.

Kısa zamanda ‘efsaneleşmiş’ bu film hakkında söyleyeceğimiz son şeyse, Steven Spielberg’ün Will Smith’i başrole taşıyacağı bir yeniden çevrimiyle cebelleştiği olacak. “Keşke böyle bir şey yapılmasaydı” demek istemiyoruz sonucu görünce, ama şimdiden içimizden geçiyor bu cümleyi kurmak! Önyargı mı? Belki, belki de önsezi… Bu arada, yeniden çevrimin hâlâ kanunî duvarlarla mücadele ettiğini, belki hiçbir zaman çekilemeyeceğini de ekleyelim…

(Aşktan da Üstün 50 Film – Murat Özer)

İHTİYAR DELİKANLI
Oldeuboi / Oldboy
Yönetmen: Park Chan-wook / Senaryo: Hwang Jo-yun, Lim Chun-hyeong,
Park Chan-wook (Nobuaki Minegishi’nin çizgi romanından) / Görüntü Yönetmeni: Chung Chunghoon
/ Müzik: Shim Hyun-jung / Kurgu: Kim Sang-Beom
Oyuncular: Choi Min-sik, Yu Ji-tae, Kang Hye-jeong, Ji Dae-han, Oh Dal-su,
Kim Byeong-ok, Lee Seung-Shin / Yapım: 2003 Güney Kore / Süre: 120 dk.

Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Merhaba Size daha fazla kaliteli içerik sunabilmek için sitemize reklam engelleyiciyi kapatarak destek olabilirsiniz. Teşekkür ederiz :)