İlk romanınız Külleri’ni distopik tarzda kaleme almanızda günümüzün siyasal gelişmeleri mi etkili oldu?

İnsanlık tarihini yüzde doksan dokuzun distopyalarının uç uca eklenmiş hali diye okusak, çok mu yanılırız acaba? Üstelik bu distopik hallerin birbirinden doğarak kesintisiz ilerlediğini söylesek? Sanmıyorum. O nedenle fenerini yarına çevirmiş bir anlatıda bugünü görmenin doğal olduğu söylenebilir.

Ancak Külleri’nin asıl dertlerinden biri, şimdiki davranış kalıplarını değiştirmezse insanlık gelecekte nelerle karşılaşabilir, sorusuna bir yanıt aramaktır.

İntihar kararı alan polis karakterlerinizi pasif direnişçiler olarak mı görüyorsunuz, aktif figürler olarak mı?

Külleri’nde meseleyi tartışan karakterlerim net bir yanıt üzerinde anlaşamıyorlar. Ki benim durumum da farklı sayılmaz:

Thoreau’nun ortaya koyduğu gibi, karakterlerimin devletin yasasına değil de, o yüce vicdan yasasına uyduklarını düşünürsek, zulme karşı intiharı seçmelerinin bir sivil itaatsizlik eylemi olduğu söylenebilir. Ancak durumu bulanıklaştıran bir öğe var: Şiddet. Evet, intihar bizatihi şiddettir. Ne ki bireyin kendisine yönelttiği bir şiddettir bu. Başkasına zarar vermeyen yönüyle, zihnimizdeki tanıdık şiddet imgesinden de farklıdır.

Tüm bu kesinsizliklere rağmen, politik intiharı insanın özgeciliğinin en üst aşaması olarak görebiliriz. Öyle ki, bir ışık huzmesi belirir belirmez onu boğacak kadar koyu karanlıkların yaşandığı zamanlarda bile kendini göstermekten çekinmez.

Ayrıca şunu eklemek istiyorum: Külleri’ni yazmaktaki temel amaçlarım arasında ne polis/asker intiharlarını işlemek vardı ne de bu intiharlara güzellemeler düzmek. Benim odaklanmaya çalıştığım, vicdan sorununu bu tip bir olay aracılığıyla ele almaktı. Bir de bu eyleme neden olabilecek politik ve toplumsal ortamı sorgulamak.

Suça karışmış devlet memurlarının ve polislerin bir coşkunluğun doruğunda intihara başvurduğunu belirtmişsiniz. Bu duygu kitleleri harekete geçirecek mi? İntiharlar bir devrim mi yaratacak, yoksa bir reform hareketi mi?

Sorularınızın yanıtını bulmak için Külleri’nin devamını yazdığımı hayal ettim birkaç dakikalığına.

İlk önce, kendisinin bir anlık mutluluğunu başkalarının bir ömürlük huzuruna tercih eden, parmağına saplanan kıymığı koca Afrika kıtasındaki insanların açlığından daha çok önemseyen geniş halk yığınları geldi gözümün önüne. Özgürlük arzusu duyanları maceraperest olarak niteleyen yığınlar. Onları hareket geçirmek için intiharın bile dilsiz kalacağını düşündüm.

Ama sonra, kendini yakan Tunuslu seyyar satıcının ateşini kitlelere nasıl bulaştırdığını hatırladım. Çin’de tankların, Filistin’de buldozerin karşısında dikilen o asi ruhların boyunduruğa alınmaya çalışanlara aşıladığı direnci aklıma getirdim.

Böylece her zamanki gibi bir sorunun birden fazla yanıtı olabileceğini gördüm.

Külleri’nin geçtiği zaman dilimi olan 2060’lı yıllarda Zihin Tarayıcı Sistem gibi bilinç okuma yazılımları yoluyla düşüncelerimizin tehlikeli bulunup suç olarak kabul edileceğine ihtimal veriyor musunuz?

Yalnızca bunun değil, Külleri’nin diğer karanlık öngörülerinin de (Üçüncü Savaş gibi) gerçeğe dönüşeceğini düşünüyorum. Hatta sanılandan bile yakın bir zamanda. Tıpkı Aldous Huxley’in Cesur Yeni Dünya’daki altı yüzyıl sonraya dair kehanetlerinin çok daha erkenden gerçekleşmesi gibi.

Fakat insanlık istediği kadar karanlıklara doğru yol alsın, bunu engellemenin mümkün olduğuna inanıyorum. Kaç distopyadan geçersek geçelim, hayallerimizdeki o kırmızı ütopyaya kavuşacağımıza ilişkin umuduma sımsıkı sarılıyorum.

Külleri farklı bir kurguya sahip bir roman. Bazı polisler yaşadıkları pişmanlıklardan dolayı sistemin değişmesi için girişimde bulunuyorlar. Sizce otoriter bir devletin silahlı gücünün intihar eylemiyle yönetimi değiştirme imkânı olabilir mi?

Külleri’nin, buna doğrudan bir yanıt vermek yerine geniş bir düşünme zemini sunduğunu söyleyebilirim. Ayrıca politik amaçlı intihar eyleminin ister gerekçeleri isterse işe yararlığı açısından karakterlerim arasında sert tartışmaların yaşandığını da eklemeliyim.

Teşekkür ederim söyleşi için.

Teşekkür ederim

1. Fotoğraf: Melek Özlem Sezer

2. Fotoğraf: Rahmi Sevim