İnsanoğlu şu anki durumuna – gerek ruhsal gerekse fiziksel – gelebilmek için tarihsel birçok süreçten geçmiş ve birçok olgu ve olayı kendi içinde sindirmiştir. Böylece insan da şimdiki insan haline gelebilmiştir – kötü veya iyi. İçinden geçtiğimiz bu süreçleri ya da farklı bir coğrafyada farklı yaşamalara sahip insanların tarihsel süreçlerini anlamak için de belirli çağlarda geçen yapıtlar yardımcı oluyorlar. “İnsan ancak kendisini tarihte tanır.” Bu da işte kitaplar sayesinde olabilir. Kendimizi tanımak, tarihi anlamlandırmak için okumamız gereken kitaplar vardır.

Cengiz Aytmatov da kendi çağını ve coğrafyasını en iyi anlatan yazarlardan. Bir iki kitabını okuduktan sonra herhangi bir metnini elinize aldığınızda onun kaleminden çıkmış olduğunu anlayabilirsiniz. Kendine özgü anlatım tarzı ve savaşa ve umuda dair satır aralarına eklediği yorumları ile kavrayabilirsiniz Aytmatov’u. İkinci Dünya Savaşı’nda Kırgızistan’ın köylerinde geçen kitaplarında toprağı, atları, çiftçileri, annelerin yaşam mücadelesi ile birçok ipuçları sunuyor savaşın ülkesindeki etkisi hakkında.

Sultanmurat, savaşın en çok zarar verdiği şeyi anlatıyor: çocukları. Kiminin babası hala cephede kimininki ise bu savaş uğruna can vermiş. Ve bu ayrılık yeterince endişe ve korku doluyken daha on dördünde bir çocuğun okulu bırakıp ülkesi için çalışmaya başlaması savaşın en kötü yüzünü gösteriyor bizlere. Acımasızlığı ve yıkıcılığı.

Aytmatov’un olayları bu kadar gerçekçi anlatabilmesi yaşantısı elbette. Savaşın elinden aldığı babası, dört çocukla ailesini geçindirmek zorunda kalan annesi ve okulu bırakıp işe başlayan genç Aytmatov. Sultanmurat’ın duyguları ile anlattığı kendi acısı, üzüntüsü belki de. Her yazar biraz da olsa kendini anlatır değil mi yazılarında?

Sultanmurat on dört yaşında okulu bırakmış, sevdiği kızın yüzünü görebilme ihtimali kalmamış bir çocuk. Dört arkadaşı ile birlikte tarla sürebilmek için bakımsız kalan atları beslemiş, eğitmiş ve pulluklar ile çalışmasını öğrenmiştir. Komando dedikleri bu birliğin de başkanı olduğu için sorumluluğu kendi yaşından büyük. Elbette durumu kavrıyor, mecburiyetin insana neler yaptırabileceğini öğreniyoruz. Ve en önemlisi savaşın aldığı canların geride bıraktığı acıyı, yakarışı…

Hiç tahmin etmediğim bir bitişi var kitabın. Aytmatov’un insana dair umudu gösterme şekli olsa gerek.

Sultanmurat – Cengiz Aytmatov

Ötüken Neşriyat

Çeviri: Refik Özdek

150 sayfa