Kitap İncelemeleri

Salkım Söğütlerin Gölgesinde

Ömer Seyfettin sıcaklığında bir kitap: Salkım Söğütlerin Gölgesinde…

İkinci dünya savaşı sırasında Gürcistan’da Ermeni, Yahudi, Gürcü ve Türk etnik aidiyeti olan insanların yaşadığı Ahıska’da Ömer ve Nika’nın dostlukları ışığında gelişen olayların soluğudur kitabımız. Her mezhepten insanların bir arada yaşadığı ve komşu olduğu bu köydeki sıcaklık kitapta öyle güzel işlenmiş ki eskilere dönmemek mümkün değil. Üstelik tam köylerimizde olduğu gibi bir başkahramanımız da yok. Her hanenin kapısını çalıp hepsini dinleyen hepsine kulak veren bir roman var karşımızda.

Ömer, Ahmet Ağa’nın oğludur. Abisi Mehmet ve Cemil’in savaşa gönderilmesiyle aileye çöken hüznün yansımasıdır. Bu hüznü unutturan şey ise kimi zaman Nika ile beraber kurdukları hayallerdir, bazen de sürü otlatırken koşturdukları dağlardır. Ancak çocukların kimi zaman unuttuğu bu durum köydeki her ailenin unutamadığı bir hüznüdür aslında. İster Türk olsun ister Gürcü ister Ermeni ister Yahudi hemen hemen her aileden birisi kocasını ya da oğlunu Sovyetler için savaşa göndermiştir. Köye dönenlerden haber soran analar, kulağı radyoda savaşın bitişini umut eden babalar, yollarda kardeşlerini bekleyen çocuklar, sevdiğini dile getiremeyen kadınlar ve bir de cephedeki askerler…
Salkım Söğütlerin gölgesindeKöy havasını öyle içten hissettiriyor ki kitap her ailenin evine konuk oluyorsunuz köydeki herkes ile tanışıyorsunuz sanki. Vitali öğretmenin şarabına ortak oluyorsunuz kimi zaman kimi zaman Ömer ve Nika’nın dağlarda koşmalarına eşlik ediyorsunuz, bazen anne yüreği olup içiniz daralıyor bazen sevdiğini söyleyememiş biri gibi buruk kalıyorsunuz. Pazarlarda eli kulağında haber bekleyen nice ev sahibinin derdine ortak oluyor ve savaşın iç yüzünü gerçek manada görüyorsunuz.
Peki, nedir savaşın iç yüzü?

Sovyetler ordusu için oğulları, eşleri savaşırken Türk olduğu için köyden sürgün edilenler mi yoksa sürgün edilirken ölmesi beklenenler mi?
İki çocuğun hayallerini ayıran ideolojiler mi?
Bir arada farklı etnik yapıların dostça yaşamasına rağmen araya sokulan nifak tohumları mı?
Yarım kalmış, söylenmemiş aşklar mı?
Mezarı dahi olmayan ağalar mı?

Zamanın durduğu köylere ithafen “Salkım Söğütlerin Gölgesinde”
“Zamanın durduğu köylerde hayata anlam katan mihenk taşlarını insan ya kendi dikiyordu ya da yakınları. Doğum, evlenme, ölüm, askere gitme, askerden dönme, askerden dönememe. Bunlardı köylerdeki hayatın mihenk taşları.”

Etiketler
Daha Fazla Göster

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı