Bir Muhsin var, yana yakıla bekliyor Mualla’sını, 20 yıl boyunca bir başkası olmuyor Muhsin. Hep Mualla’sı geri döner diye aynı şekilde bir umut, sevdalısını bekliyor yüreği…

“Her şey uzuyor Mualla… Varlığınla yokluğun aynı anda uzuyor. Yaşam uzuyor, bahçedeki otlar, saçım, sakalım, acım, yaşın, yaşım… Bu mektupta uzayacak; sen ve senin kokunda.”

Kitap Muallaya olan bir mektupla başlıyor, ilk o zaman anlıyorsunuz bu kadın çok sevilmiş diye. Sonra baba yadigârı kitapçı dükkânı olan Muhsin’le gazeteci arkadaşı İhsan’ın sohbetine kulak veriyorsunuz. 20 yıldır ne Muhsin bıkmış Mualla’sını anlatmaktan, ne İhsan bıkmış dinlemekten.

Seneler öncesine gidiyorsunuz sonra. Muhsin ve Mualla’nın sevgi dolu yıllarına, nişan geçesine ve nişan sabahı ayrılık ile yüreği dağlanan Muhsin’e…

Muhsin yüreğinde ki sevgi ile aynı mahallede mutlu ve huzurlu bir hayat sürmeyi düşlüyor ama Mualla üniversiteye gidip bu mahalleden ve baskıcı babasından kurtulmak istiyor. Bu noktada düşünceleri ayrılan ikili hiç bu konuları konuşmuyor. Mualla kendince bir plan kurup hep gitmek istediği İzmir’de izini kaybettiriyor.

Kafasında deli sorular Muhsin’in! Umut ve umutsuzluk içinde geçirdiği yıllarında hiç vazgeçmemiş sevdiğinden. Tek dert ortağı İhsan ve elinde tuttuğu kadehi… Mualla’ya gönderemediği, okutamadığı mektuplar yazmaya devam ediyor. O olmasa bile duygularını kaleme dökmekten bıkmıyor, içinde ki sönmeyen yangınına bu mektuplarla yeni bir kor ekliyor. Hasretle bitiriyor… Bir Muhsin ekliyor…

20 yıl sonra bir karar veriyor Muhsin, artık beklemeyecek hayatına yeni bir düzen getirecek. Tam bu noktada Aysel taşınıyor tam karşı dükkâna. Nasıl da benziyor Mualla’ya. Kalbi tekleyen Muhsin yeni komşusu ile kaynaştıkça duyguları da karışmaya başlıyor.

Aysel, “Yüreğimize işleyecek kadar değerli insanlar…”dedi ve Muhsin’in gözlerine baktı.

“Yüreğimize incitmeden işleyen insanlara…” diye karşılık verdi Muhsin.

Ve bir yanlışa açıyor gözlerini Muhsin. Mualla’sı, sevdası, beklediği yılları, çektiği acıları tutuşuyor yüreğinde… Bir Muhsin değildi artık, eski Muhsin olamazdı! Nasıl olsa Muallası geri dönmüyordu ve yeni bir hayata başlama kararı almıştı. Yeni Muhsin’e merhaba derken, Mualla’yı gördü caddenin karşısında;

“Kadın geçti, dünya geçti, günler, aylar, yıllar geçti. Bir ömür geçti. Mualla geçti.”

MuallaSakın Geç Kalma Mualla, Atakan Kelleci’nin ikinci kitabı ama ilk romanı olma özelliğini taşıyor. Duygulara yön veren etkileyici bir kurgu ile yazmış kitabını. Sade ve şiir tadında bir anlatımı var. Eski İstanbul sokaklarını, sıradan hayatları, günlük konuşma dili ile yazmış yazar. Ne bir abartı ne bir gösteriş; anlatılan dilde bizden, yaşanılan hayatlarda…

Okurken bu nasıl bir sevmektir dedim, bu nasıl bitmek tükenmek bilmeyen bekleyiş. Terk edilmişlik, yalnızlık, özlem, kaybolmayan umut bir bir çarpıyor insanı. Terk ediliş sebebini, yıllarca dönüp dönmeyeceğini bilmeden bir insan nereye kadar beklenebilir ki? Kendimi Muhsin’in yerine bile koyamadım, ben olsam bekleyemezdim.

Mualla’nın yıllarca dönmeyişinin sebebi neydi, İhsan olayların neresindeydi, Aysel’e ne olacak, Muhsin şimdi nasıl davranacak?Bu gibi cevaplanmamış sorular var kitapta. Bunları kitaptaki açıklar olarak görmüştüm ama yazar ikinci kitabında Mualla’yı bizlere anlatacağı için aradığım soruların cevaplarını orada bulmayı ümit ediyorum.

“Gençken,
fotoğraflarımsararmamışken,
sen bu bahçeden gitmemişken,
saçım-sakalım uzamamışken,
haramiler doğurmamışken,
bu mektup siyah mürekkeple yazılırken neredesin Mualla? Buradayken ben, sen neredesin?”

Sakın Geç Kalma Mualla
Atakan Kelleci
Librum Kitap
142 Sayfa, 2018