Kitap İncelemeleri

Psikolojik Bir roman: Bilinmeyen Bir Kadının Romanı

Psikolojik roman tatmak istediğim zamanlarda zihin kitaplığım beni Stefan Zweig’e götürüyor. Çünkü artık biliyorum ki; Zweig kitaplarında psikolojik olguların çeşitli bedenlerde işlenişini okudum, okuyacağım. Gerek erişkin insanın içinden çıkamayacağı durumu çocuk psikolojisiyle belki biraz daha masumane anlatışından gerek bir çocuğun, gençlik ve yetişkinlik psikolojisine dem vuruşuna Zweig’in hayran bırakan akıcılığındaki üslubu, dilinin sadeliği ve kızılca kıyamet koparken romanlarında o ruhu sakince yansıtması ürkek fakat koşar adımlarla Zweig’i daha yakından tanımaya cesaretlendiriyor beni.

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu’nda da, yine öyle oldu. Baktığımızda bir genç kızın kendini görmeyen birine olan derin aşkı içinde çektiği ızdırap ve öte yandan yazar olan bu adamın genç kızın yakarışlarını görmeyişi; göremeyişini öyle sakince işliyor ki kağıda, birisi anlatsa kendimi aksiyon filminde hissedeceğim bölümlerde adeta huzur ve esenlik sarıyor etrafımı. O büyüye kapılıp bir solukta çeviriyorum mektubun yapraklarını…

“Ay! O zaman bayar bu benim içimi.” demeyin, okumaya devam cümlelerinin hararetini. 🙂

Vardıysa da günümüzde pek haberimizin olmadığı aşk hikayelerinden biri, “Beni hiç tanımamış olan sana…” sözleriyle başlıyor Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu’nda. Çocuğunu kaybetmesi üzerine, hayatta başka bir dayağını kalmağı için yazmaya karar verdiğini ve eğer mektup ulaştıysa kendisinin kim olduğunu artık hiç öğrenemeyeceğini söyleyerek devam ediyor. Beyaz güller, kapı önleri, aleladeymişçesine planlanan akşamlar, ona duyduğu aşk ki karşılıksız ve sonsuz, beklentisiz sevgi bir kadının yüreğinde nasıl yaşar romanı.

Bilinmeyen Bir Kadının MektubuMektuptan birkaç paragrafla, nice kıymetli sevgilere…

“Yorgundum, tüm uzuvlarım ağrıyordu, oturacağım bir sandalye yoktu, bu nedenle soğuk zemine dosdoğru uzandım, kapının altından soğuk esiyordu. Üzerimde sadece ince giysilerim,vücudumu acıtan zeminde yatıyordum, bir battaniye almamıştım; çünkü sıcaklık istemiyordum, uyuyakalmaktan ve adımlarını duyamamaktan korkuyordum…”

“Hayır, beni tanımamıştın, o zaman tanımadın, asla, asla beni tanımadın. Sana o anın hayal kırıklığını nasıl anlatabilirim, bilmiyorum sevgilim -çünkü o zaman böyle bir kaderi, senin tarafından tanınmamak gibi ömrüm boyunca mahkûm olacağım bir kaderin acısını ilk defa yaşıyordum ve şimdi de o kaderle ölüyorum: senin tarafından hiçbir zaman tanımamış olarak.”

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
Stefan Zweig
İş Bankası Kültür Yayınları
Türkçesi: Ahmet Cemal
68 Sayfa, 2016

Etiketler
Daha Fazla Göster

Gülşen Bolat

Siyasetle hiç; edebiyatla az ilintili, Nazım'a aşık nesir'e sevdali, kendi romanının yardımcı karakteri; merhaba özgür

4 Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı