Franz Kafka’nın 1915 yılında yayımlanan eseri “Dönüşüm” diğer bir adıyla “Değişim” edebiyat dünyasına yeni bir bakış penceresi açmıştır. Kafka, her eserinde olduğu gibi Dönüşüm eserinde de toplumsal olanın yani insanın, insan piyasa sistemi içinde yozlaşma ve yabancılaşmaya yüz tutmasını, bireyin yaşadığı sorunsalları işler.

Dönüşüm, pazarlamacılık yaparak geçinen Gregor Samsa’nın bir sabah uyandığında hareket edemeyen vücudunun farkına varmasıyla başlar. Öyküde, Gregor’un yaşamına dair bir başlangıç olmadığı gibi, eserin bitişinde de Gregor’un varoluşunun belirsizliği hakimdir. Kitabı ilk okuduğum yıllarda öykünün ana karakteri Gregor üç şeye karşı çıktığını düşünmüştüm: Baba otoritesinin baskısına, duygusal yaşamın yok olmasına, bedensel ve zihinsel ekonomik sömürüye.

Kafka öyküye şöyle başlar: “Gregor Samsa bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında, kendini yatağında dev bir böceğe dönüşmüş olarak buldu. Zırh gibi sertleşmiş sırtının üstünde yatmaktaydı ve başını biraz kaldırdığında bir kubbe gibi şişmiş, kahverengi, sertleşen kısımların oluşturduğu yay biçimi çizgilerle parsellere ayrılmış karnını görüyordu; karnının tepesindeki yorgan neredeyse tümüyle yere kaymak üzereydi ve tutunabileceği hiçbir nokta kalmamış gibiydi.” Kafka, umudun tükenişini tekinsizlik anlatımı içinde dil kullanır. Geçmişin yok oluşu ve geleceğin belirsizliği içindedir Gregor.

Tekinsizlik, Freud’un 1919 tarihli ve aynı addaki bildirisinden sonra tartışılmaya başlanmış bir kavramdır. Freud’a göre “bastırılmış olanın geri dönmesi” olarak tanımlanan kavram, bireyin geçmişe dair olanı, yani bilinen, ancak bastırılan, sır olarak saklanan bir bilgi, duygu ya da olgusudur, tekinsizlik. Geçmişe dair olmasıyla bireye tanıdık, ancak bastırılıp bilinçaltında itilmesiyle de yabancıdır. Bir gün hiç umulmadık bir anda başkalaşmış, tanınmaz hale gelmiş olarak karşısına çıkar insanın, geçmişin yabancılaşmış tekinsizlik hali. Bu yabancı, anlaşılamayan şekilde tanıdık şeyin tekrar tekrar belirişi endişenin, korkunun kaynağı, umudun tükeniş noktası haline getirir. Yaşam alanında bireye muğlak bir alan yaratır. Kafka’da Dönüşüm eserinde bireyin geçmişin var oluş, geleceğin tekinsizliğini imgeler.

Dönüşüm - Kafka

Kafka’yı diğer yazarlardan farklı okumak gerektiğini düşünenlerden birisi olarak Dönüşüm eserinde sadece toplumsal yaşamda bireyin varoluş sorunlarına değinmeyeceğini düşünmekteyim. Zira, Kafka, okuyucu olarak da, yeni dünya düzenine geçmeye hazırlanan dünyada imparatorlukların yıkılışlarını yaşamış, en önemlisi de hukuk eğitimi almış bir hukukçu olarak yazdığı eserlerin alt-metinleriyle başka eserlere ve mitolojik efsanelere de gönderi yapar. Umberto Eco’nun deyimiyle, iyi bir eser (kitap) okuyucuyu başka bir esere (kitaba) götürür.

Kafka’nın, Dönüşüm eserini ünlü Yunan Mitoloji efsanesi olan Pandora’nın Kutusu üzerinden de imlenebilir. Dönüşüm’ün ana karakterlerine baktığımızda Gregor’a hem iyilikte bulunan bunun yanı sıra O’na kötülükte bulunan annesi, kız kardeşi, evdeki hizmetçi kadınlardır. Bu noktada bir vurgu yapmak gerekir: Gregor bir insan değil, insanların yaşam isteklerine ve hayata tutunmasını sağlayan ‘Umut’un, Pandora’nın kutusunda, Gregor’un odasında kilitli kalmışlık içindeki dönüşümüdür.

Pandoranın Kutusu

Pandora’nın Kutusu, Yunan Mitolojisi’nin en önemli efsanelerinden biridir. Zeus’un nefret ettiği insanları cezalandırmak için kullandığı ‘Pandora’ adlı güzel kadının, ‘mutluluk kabı’ olarak bilinen göz kamaştırıcı kutuyu merakından açması ile dünyaya kötülüklerin yayılmasını konu alan mitolojik bir efsanedir. Yunan mitolojisinde her şeyin bir tanrısı vardır ve bu tanrılar birbirleri ile sürekli mücadele içindedir. Her birinin olağanüstü yetenekleri vardır ve insanlar gibi birbirlerine zarar verebilirler. Pandora da bu rekabet mücadelesi ve hırslar şiirsel bir dil imgelemi ile anlatılır.

Zeus’un intikam ve cezalandırma hırsından kadınların merak duygusunun kötülüğüne kadar uzanan bir efsane olan Pandora’da rekabet mücadelesi, aşk, hırsızlık gibi birçok hiyerarşinin dönüşümler içinde döndüğü söylenebilir. Pandora’da kadınların merak duygusuna da atıf yapılarak ‘kötülüklerin kaynağı kadındır’ algısı oluşturduğu iddia edilen mitolojik efsanedir.

Efsanenin baş aktörleri; tanrıların babası Zeus, Olympos tanrılarından kurnazlık, zekâ sembolü Prometheus ve kardeşi Epimetheus ile güzel kadın Pandora’dır. Diğer karakterler ise yan karakterlerdir. Efsane, insanlığın koruyucu tanrısı Titan Prometheus’un Zeus’a ait bilgelik ateşini çalması ile başlar. Gregor’un bazen körleşmesi, çoğu zamanda odasının karanlıkta kalması bilgelik ateşinin çalınmasını çağrıştırır.

Kimi kaynaklara göre Pandora’nın Kutusu, erkek ile kadının birbirini tamamlamasının bir simgesidir. Pandora, iki cinsin (erkek-kadın) bütünlüğünü tamlayan olarak da sembolize edilebilir. Pandora’nın kutusunda kalan tek iyi şey olan umut düşüncesini erkek, kadında ararken; kadında erkekte arayacağı bir dönüşüm yaratan imgelem oluşturur. Kadın ile erkeğin, birbirlerinde umut ettikleri kötülük ile iyiliğin tümleyicisidir, aranan bütüncüllük duygusu… Pandora’nın kutusu; bütünlük ve zıtlıkları, kutunun açılması; özgür iradeyi simgeler. Artık dünyada sadece erkekler ve iyilikler yoktur; kadın ve kötülükler de var.

Pandora’nın kutusunun açıldığı günden bu yana “umut”dan başka hiçbir şeyi eksik olmamıştır insanların.