“Özgürlük Efendisizdir,”der Epikür. Ama özgürlüğün ne anlama geldiğini öğrenmek için özgürlükle tanışmış olmak gerekmez midir? Renklerin isimlerini düşündüğümüzde “kırmızı” sözcüğünün anlamını öğrenmek için kırmızı ile tanışmamız gerekir. Özgürlük böyle değil sanki…Onunla (özgürlükle) tanışmasak da kelimenin anlamı hakkında konuşabiliyoruz.

“Özgürlük” düşüncesi her bireyin ve toplumun sorunsalıdır. Özgür-lük denilince ilk akla gelen fenomen, siyasal, hukuki ya da politik bir alanı kapsadığı düşünülmektedir. Özgürlük kelimesinin kökeni bakıldığında ise; herhangi bir kısıtlamaya, zorlanmaya bağlı olmaksızın düşünme ve davranma, herhangi bir şarta bağlı olmama durumu, olduğu düşünülür. Özgürlük düşüncesi, bireysel yaşamda negatif bir anlam barındırırken, toplumsal anlamda pozitif bir anlam barındırır belleklerimizde.

Özgürlük, öz-kendilik, bireye dayatılmayan edimsellik içermeyen koşulların olduğu bir alanı kapsar. Oysaki dünya yaşamını anlaması ve kendi insan ırkına yabancı kalmaması için her bireyin içine doğduğu özgür yaşamın basitliğine inanmayı öğrenmesi, içselleştirmesi gerekir. Basitlikten kasıt; bireyin içine doğduğu yaşam alanının doğallaştırılan koşullu edimlerdir.

Doğallaşan yani basitleşen şeyler (edimler) bireyin yaşamına kısıtlama, bir dayatmadır. Albert Camus, özgürlüğün alıştırılmış basitlik içinde yaşanmasına karşı çıkışını şöyle dile getirir: “İnsan” der, “aç kalmaya görsün; kendi inançlarını bile yer.”Dünyaya gelen her insanın fiziki, zihinsel, duygusal ihtiyaçları vardır. Güçlü olduğunu düşünen fakat bir diğerine ihtiyaç duyması yönünden ise zayıf bir varlıktır. Spinoza, “Başka bir şey aracılığı ile tasarlanmayan şeyin (peraliud) kendisinde tasarlanması” gerektiğini belirtir. İlk insandan günümüze geçen binlerce yıl içinde kendini tasarlamış varlık var mıdır? Kendi öz-düşüncesini ortaya koyabilmiş, Spinoza’nın deyimiyle “bir cevher bölünmez”dir. İhtiyaç halinde olmayan, tasarlayan ama tasarlamayandır.

Her insan bir diğerinin varlığına ihtiyaç duyar. Spinoza’nın ifadesiyle: “Zihinsel bir karar ve bedensel olarak belirlenen bir durum, bir ve aynı şeydir; eğer bu, düşünce öz niteliği altında görülürse, biz buna karar, deriz ve yayılım öz niteliği altında görülürse ve hareket ve durağanlık yasalarından çıkarımlanırsa, biz buna koşullanmış durum adını veririz.” Bu yaklaşım insanın özgürlüğü, düşünce eylemi açısından önemli sonuçlarının olduğu açıktır; eğer kendillik adına “başka türlü davranabiliyorsak” bireyin özgür olduğundan söz edilebileceğini düşünmekte yadsıma oluşturur. Netice de yadsımanın kendiside yadsımadır. Spinoza, basitliği öğrendiğimiz davranışlarımızın altında belirlenmemiş etkenler olduğu anlayışının yancı olduğunu savunur. “Küçük bir çocuk, süt isteğinin kendi iradesi olduğuna, öfkeli bir çocuk ise intikam almayı özgürce istediğine inanır… Ama deneyim bize açıkça göstermiştir ki insanlar, eylemlerinin bilincinde oldukları halde bu eylemleri belirleyen nedenlerin bilincinde olmadıklarından kendilerinin özgür olduğuna inanırlar; bundan başka zihnimizin buyrukları, bedenimizin arzularına verdiğimiz bir başka addır ve bunlar, bedenin farklı durumlarına göre değişirler.”Yaşamdaki tüm olaylar, davranışlar ister zihinsel ister fiziksel olarak betimlensin özgürlük alanı belirlenmez.

Birey toplumsal yaşam içinde insana, bir gösteren vardır ve gösterileni önceler; çünkü gösteren gösterilenden daha gerçektir. Düşünmek ya da düşünmenin özgürlük eylemi gösterilenin kolaylıklarına kaymadan, zorluğunu, onun özgünlüğünde gösteren tarafından keşfedilmesine girişmektir. Bu anlamda gösteren ve gösterilen bu keşfedilmiş basitlik öğretisinin zorlayıcı durumu karşısında eşit duruma gelirler. Deneyimin tekilliğinde bireyin özgürlüğü kavramasına engel olan ve hiçbir zaman ne öğrendiğini unutmamayı elden bırakmaması gösterenin önceliğinde ve benzeri görülmemişe karşı bir tutum bulmaya kendisini zorlayan gösterilendir.Özgürlük “gerçeklik” bahanesiyle gösterenin gösterdiğine tepkisiz kalarak yaşama hâkim olmanın yoludur.

Özgürlük iyi midir, özgür insan kendini bilen mi, bilmeyen midir? Özgürlük, diğerinin nesnenin üstünlüğünü kabul etmek midir? Bireysellik mesele değildir…Özgür olmak neye yarar? Özgürlük hiçbir şeyi iyi edemez. Özgürlüğü tanımlamak, yüzey, yüzey, yüzeydir; insanın anlam bulabildiği tek şey bu yüzeydir. Sürekli güdülenmesi ve tırmanışta olması gereken yüzeydir.

Abraham Maslow’un “İhtiyaçlar Hiyerarşisi”nde de belirttiği gibi beş basamaklı merdivenidir, F. Hayek’in ifadesiyle, özgürlüğün kölelik yolu… İhtiyaçlar Hiyerarşisi, insanların yaşamlarını motive edici bir teori olarak da kabul edilir. Maslow’a göre; bazı ihtiyaçlar diğerlerinden daha önce giderilmesi gerekir. İhtiyaçlar Hiyerarşisi’nde birey en alt düzeydeki ihtiyacını marjinal doygunluk oranında karşıladıktan sonra bir üst düzeydeki doyumunu gerçekleştirerek ihtiyacın ikinci basamak gereksinimini algılayacaktır. Maslow’a göre, bireyin ihtiyaçları basamak basamak doyuruldukça daha az ayak bağı olacaktır. İhtiyaçlar doğrultusunda güdülenen her birey özgürlüğün kendini tanımak, bilmek olduğunu keşfedemeden bir yaşam sürecektir. Özgürlük, maddenin ya da eşyanın (nesnenin) insanı tanımasıdır; insanın kendi özgürlüğüyle tanışması ve onu tanıması ancak nesnesiz olabilir…

Etika

Etika
Benedictus De Spinoza
Dost Kitabevi
Türkçesi: Hilmi Ziya Ülken
342 Sayfa, 2016

Kölelik Yolu; Özgürlük Klasikleri

Kölelik Yolu; Özgürlük Klasikleri
Friedrich A. VonHayek
Liberte Yayınları
Türkçesi:Atilla Yayla, Yıldıray Arsan
314 Sayfa, 2015