KitapKitap İncelemeleri

Orwell Ödülü Finalisti İlk Distopya Kitap: Güç

“Güç – The Power”; “politik yazını sanata dönüştürme” mottosuna en çok yaklaşan eserlere verilen Orwell Ödülleri finalisti ilk distopya kitap olup geleceğin dünya klasiklerinde yer alacağı iddia edilmektedir. Ayrıca 2017 Baileys Women’s Prize En İyi Roman Ödülünün de sahibidir.

“Gücün şekli her zaman aynıdır ve bir ağacı andırır. Köklerinden ucuna, ana gövdesi ile birlikte gittikçe incelen ve bir şeylere uzanmaya çalışan parmaklar gibi etrafa doğru serpilmiş dallarıyla bir ağaç. Gücün şekli; dışarıya uzanan ve ince filizlerini ileriye, hep daha ileriye iten bir canlının ana hatlarıdır.”

2017 yılının en başarılı kitaplarının içerisinde başı çeken “Güç” Misis kitap ayrıcalığı ile 2018’ in ilk günlerinde kitapseverlerle buluştu. Erkekler ve bazı okuyucular tarafından eleştirilen bir konusu olsa da ben çok sevdim. Gerçekten böyle doğaüstü bir güç kadınların eline geçseydi acaba daha adil bir dünyada mı yaşardık, sorusu döndü durdu zihnimde. E yani yine bir ezme, sindirme politikası olmayacak mı? Sadece taraflar yer değiştirecek diyenleri duyar gibiyim. Sevgi ve merhametin, vicdanın kadınların yapısında daha etkin olduğunu düşünürsek, sanki bu şiddet daha aza indirgenir gibi. Hemcinslerimi savunmuyorum. Sadece, okuyanların affına sığınarak ve açık yüreklilikle fikirlerimi dile getiriyorum. Ayrıca, kitap öyle tarafsız yazılmış ki okuyucuya güç sahibi kim olursa olsun, hırsın ve nefretin gölgesinde yola devam edebileceğini de gösteriyor.

“Bugün çıkardığımız yasaya göre; ülkedeki her erkeğin pasaportuna ve diğer resmi belgelerine kadın vasisinin adı damgalanacaktır. Erkeğin yapacağı her ziyarette kadının yazılı onayı aranacaktır.”

Sadece kendi ülkemiz değil, diğer ülkelerdeki kadınların uğradığı cinsel tacizler, bir mal gibi satışa sunulmaları, daha çocuk yaştaki kızların amcaları, dedeleri yaşındaki adamlarla evlendirilmeleri, sömürü altında yaşamlar, dayaklar, sürekli kadına bir baskı uygulanması ve son dönemde işlenen cinayetler maalesef keşke bu güç gerçek olsaydı dedirtiyor. Feminist bir yaklaşım olarak görülebilir ama aslında değil. Empati kurulduğunda hangi erkek bu şartlarda dünya da var olmak ister ki, onlar aynı durumda olsalardı eminim bu gücü her gün tanrıya yalvarıp isterlerdi.

“Erkeklerin oy kullanma hakkı yoktur. Çünkü yıllar boyu uyguladıkları şiddet ve aşağılama, yönetmeye veya hükmetmeye uygun olmadıklarını göstermiştir.”

Güç - Naomi AldermanArtık kitabın içeriğine geleyim diyorum. Çok ilgi çekici bir kitap olduğu için okuma listemi alt üst edip öne aldım. İyi ki de öyle yapmışım uzun süredir kurgusu bu kadar gerçekçi ve o “anda” olmak istediğim bir distopya türü okumamıştım. 14-15 yaşındaki kız çocuklarında aniden ortaya çıkan bir kas ile istedikleri zaman, istedikleri insana, nesneye ya da herhangi bir şeye elektrik verebiliyorlar. Henüz gücün farkında olmayan daha yaşlı kadınların avucuna dokunarak onlara da aynı enerjiyi verebiliyorlar. Güçlü kadınlar, bu şekilde çoğalabiliyorlar.

“Gözlerinden akan yaşları elinin tersiyle sildi. Tunde’ye avucunun içindeki dövmeyi gösterdi: İçinden filizler çıkan göz… Bu, izlemeyi asla bırakmayacağız anlamına geliyor, dedi. ‘Tanrı’nın bizi izlemesi gibi.”

Mağdur kadınlar kurtulurken diğer boyutta az da olsa gücü kötüye kullananlarda bulunuyor. E tabi ki ülkelerdeki polisler ve silahlı kuvvetler de karşı taraf olarak bu karmaşayı durdurmaya çalışıyor. Korku, şiddet, yani günümüz olayları tecavüz dahil cinsiyetler arası yer değiştiriyor. Ve biz bunların hepsini dört ana karakterden okuyoruz. Her bir karakterin yaşamı farklı olsa da ellerindeki güç, içlerindeki intikam ve yapmak istedikleri aslında hemen hemen aynı. Dört karakterden biri erkek, o da şans eseri marketteki bir olayı video çekip internet ortamına yayması ve bunu medyaya satması ile gazeteciliğe soyunup ülke ülke gezmeye, gücü kullanan kadınları kameraya almaya başlıyor. Hatta notlar da alıp kitap yazmayı, tarihin tozlu sayfalarına adını geçirmeyi planlıyor. Biz de onunla birlikte değişik iklimlerdeki güçle donanmış kadınları okuyoruz. Yazılanlar gerçekten tüyler ürperticiydi. Her distopya gibi sonu havada kaldı, devamı olur mu bilmem ama olsa harika olur gibi.

“Kadın yıldırımı eline aldı ve ona çarpmasını emretti.”

Ayrıca yapılan araştırmaların not ve çizimlerle bölüm aralarında yer alması çok etkileyiciydi. 1500’lü yıllarda benzer kazı sonuçları, kurguyu daha inanılır hale getirmiş.

Bu tür severlere ya da sevmeyenlere kesinlikle tavsiyemdir. Umarım siz de benim kadar beğenirsiniz

Sevgi ve kitapla kalın.

Güç
Naomi Alderman
Misis Kitap
Türkçesi: Özden Umut Akbaş
408 Sayfa, 2018

Etiketler
Daha Fazla Göster

Tülay Oğuzveren

Hayat bana hiç kolay olanı sunmadı…Zorluklarla baş ederken en büyük destekçim her zaman okumak oldu! Okurken sıkıntıları ardımda bıraktım, bilmediğim dünyaları keşfe çıkıyorken bir baktım ki kendimi de büyütmüşüm. Kitaplar sayesinde zor olan kolay, öğretmedikleri bildiğim, cehennem sandığım yaşam cennet oluvermiş. Şimdi kitaplarla dolu dünyamda huzurlu bir yuva, hep destekçi harika bir eş, 2 çocuk ve çok severek yaptığım sigortacılık mesleğine sahibim. Yaşadıklarımı kaleme alıyor aynı zamanda okuduklarımı blogger sayfamda yorumluyorum. Kitapcafe ailesi ile keşfe, büyümeye, okumaya devam….

2 Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı