Ortak Tenhalar

Ortak Tenhalar

“İnsana, bir diğer insandan üstün olmadığını,farkının olmadığını hatırlatan bir tohum gerekli.” Kerem Bozkurt

     ‘ Şans nedir? Hayat nedir? Bir kere doğduğum bu hayatta şanslı mıyım, şanssız mıyım? Dışarıdan bakıldığında her şey tamam görünüyor.  Sevdiğim ve beni çok sevdiklerini bildiğim bir ailem var. Başarılarım var. Maddi özgürlüğüm var. Bunlara sahip olmak şanslı olmak demek midir ? Öyleyse eğer neden bir türlü o duyguya teslim olamıyorum? ‘ diye kendi kendine sorup duruyordu Ferda. İki hafta önce kabullenmesi zor bir yüzleşme yaşamıştı. Yeni bilgiye her zaman aç olan karakteri, bundan sonra iştahsızlık yaşayacaktı. Anladı ki insan bazen kendini gerçeklere kapattığında daha mutlu olabiliyordu. Çevresi tarafından gerçekçi bir karakter olarak tanınan Ferda, artık bazı sırların saklı oldukları sandıkta kalması hatta kilidiyle dahi oynanmaması gerektiği kanısındaydı.  ‘ Keşke hiç kurcalamasaydım…’ diye düşündü.

     Sırt çantasında; astım ilacı, gözlük kutusu, not defteri ve hayal kırıklıkları ile birlikte kısa bir tramvay yolculuğu sonrası İzmit Tren Garı’ na geldi. Güvenlik noktasından geçtikten sonra hızlıca biletini alıp bekleme salonunda oturmaya başladı. Gar içinde sağlı sollu konuşlandırılmış pişmaniye satan dükkanlar vardı. Dükkânlardan birine girip, ev arkadaşına götürmek üzere kutu kutu pişmaniye ve saray helvası satın aldı. Aslında amacı alışveriş yapmak değildi, bu onun hayat normal seyrediyor düşüncesini kendi kendine empoze etme şekliydi. Satıcıya uzattığı 100 TL nin üzerini alırken, aklında derslerine nasıl odaklanacağının muhakemesini yapıyordu. İstanbul’la İzmit’in arasının yakın mesafede olmasını fırsat bilip; haftasonları ya da resmi tatillerde soluğu İzmit’te alırdı. Ancak bu seferki gelişi her zaman olduğu gibi mutlu geçmemişti. Şimdi Gar’da durmuş elinde İstanbul’a dönüş biletini tutarken aklında da karamsarlık hüküm sürüyordu.

      Bir süre volta atıp gezindikten sonra yorulup oturmaya karar verdi. Bu hareketi yanına oturduğu yaşlı bir kadının dikkatini çekti. Yaşlı kadın bir süredir Ferda’yı gözleriyle takip ediyordu zaten şimdi yakınına gelmiş olması aradığı fırsattı. . ‘ Belli ki aklını kurcalayan bir şey var. Ben de dünyanın derdini bir tek ben çekiyorum sanıyordum!’ diye düşündü. Trenin gelmesine biraz vakit vardı. Delikanlıyla sohbet etmek istiyordu yaşlı kadın hem böylelikle zamanı da eritebilirlerdi…

 “ Memleketine mi gidiyorsun oğlum?” diye seslendi yaşlı kadın sağına doğru. Ferda önce etrafına bakınıp sonra soruya muhattap kendinden başka kimseyi görememenin verdiği sıkıntıyla ve yine de anlamamış gibi yapıp “bana mı dediniz ? “ dedi. Yüzünde tatlı bir gülümsemeyle başını salladı yaşlı kadın. “Yok teyze ben buralıyım. İstanbul’a okul için gidiyorum.” diyerek sohbeti ilerletmemek için başını aksi yöne doğru çevirdi. 

Yaşlı kadın sohbeti uzatmaya niyetliydi, yeni bir soru yöneltti “ Ne okuyorsun oğlum ? “ 

İçinden bir of çekti Ferda ama yaşlı kadını da kırmak istemediği için cevap verdi : “Türk Dili ve Edebiyatı okuyorum.”  

“ Allah zihin açıklığı versin oğlum. Derslerini mi düşünüyordun ? Epey bir zaman dolandın durdun.”

Ferda biraz duraksadı; ‘Yaşlıların klasik meraklı sorularıyla karşı karşıya kaldım. Yüzünden de tatlılık akıyor. Kalp gözü açık bir teyzedir belki. Anladı sıkıntılı olduğumu, İçimi döksem rahatlar mıyım acaba ? “ diye düşünmeden de yapamadı.

Bazen kimseye söyleyemediğimiz gizlerimizi hiç tanımadığımız birine anlatmak daha rahatlatıcı olabilir. En yakınımıza kapatırız iç dünyamızın kapılarını ama bir yabancıyı buyur ederiz içeri. Belki de yakınlarımızın yargılarından, kınamalarından kaçarız da yabancı olana, onu bir daha görmeyecek olmanın verdiği rahatlıkla iç dünyamızın kapılarını aralarız.

Aniden, aceleyle söyleyiverdi : “Hayır teyze iki hafta önce öz annemin beni doğar doğmaz terk ettiğini öğrendim. Çocukluğumdan beri bazı imalara maruz kalıyordum ama  gerçeklerle yüzleşmek beni derinden sarstı.”

“Afedersin oğlum seni üzmek istemezdim. Bu kadar özel olacağını düşünemedim. Yaşlılığıma ver” Kadın gencin ruh halini irdelemekten pişman olmuş, mahcubiyet duyarken bir yandan da içten içe merak etmeye devam ediyordu.

“Önemli değil. Duygularım zaten çok yoğun, üzüntüm hat safhada… Senin daha fazla katkı yapmana imkan yok.”  dedi Ferda.

Yaşlı kadın aldığı cevaptan cesaretle sormaya devam etti; “Peki en çok üzüldüğün şey ne oldu ? Neyi hazmedemiyorsun ? “  

“Yeni doğan bir bebek ipeklere sarılırken bana belirsizliğin layık görülmesine çok içerledim. Doğduğum gün yalnız kaldığıma ise kahroldum. Nefes almaya başladıktan birkaç saat sonra terkedilmek çok acı bir durum. Ben dünyaya yalnız geldim. Beni koruyan, bağrına basan, sarıp sarmalayan, sütüyle besleyen meleğim olmadan. “ dedi Ferda, aynı duygularla tekrar tekrar yüzleşmek zor olsa da her anlatışta biraz daha sertleşiyordu yüreği… Hatta alışıyordu duygularına ve unutmak için çabalıyordu da. Bir an önce duygularıyla yüzleşip, onları hazmedip, unutmaktı niyeti. Onu kollarına saran ailesini çok seviyor, üzerindeki emeklerini hiçbir zaman unutmuyordu. İki hafta önce Ferda gerçeklerle yüzleştiği zaman babası; ‘  doğuran değil doyuran, kalbini açan annedir. Onun rahminde büyümemiş olabilirsin ama kalbinde büyüdün. Annen de ben de seni çok seviyoruz’ demişti. Ferda’ da onları çok seviyordu ama yine de  terkedilme duygusunu bir türlü alt edemiyor. Kendisinden vazgeçilmesini sindiremiyordu.  

Yaşlı kadının sesi Ferda’yı kendine getirdi. “Ah oğlum, sen herkesi kalabalık bir tek kendini mi yalnız sanıyorsun ? İnsanoğlu yalnız gelir yalnız göçer. Gün gelir yanında ne aile kalır, ne de evlat”

“Teyze gülünce küçülen güzel gözlerinin ardında hüzün saklandığı belli oluyor. Biraz da sen anlatmak ister misin ? “ diye sordu Ferda. Sevmişti kadını nedense, ‘ hayret insan tanımadan da sevebiliyormuş’ diye düşündü bir anda. Oysa ki başlarda kadınla konuşmaya hiç niyeti bile yoktu.

Yaşlı kadın cevap vermekte gecikmedi; “Oğlum ben sana 65 yılın yürek sızısını nasıl anlatayım ? Doğdum, büyüdüm. Güldüm, ağladım. Yaşadım, yaşlandım. Yıllar nasıl geçti anlamadım. Hayatıma bir karne yazsam tüm dersler pekiyi olmazdı. Ancak emin olduğum bir şey varsa o da şudur; doğduğumda nasıl yalnızsam şimdi de öyle yalnızım.” dedi. Zaten üzgün olan Ferda’yı daha da fazla üzmemek için bir şey anlatmamıştı ama o da kalp sızısını derinlerden hissediyordu. Evladının yanında kendine bir yer bulamamıştı ve onu sadece bayramdan bayrama ziyaret edeceklerini bilerek -umut ederek- ablasının yanına gidiyordu. Ablası da kendisi gibi yalnız olduğundan en azından birbirlerine  yol arkadaşı olacaklardı, tek tesellisi buydu.

     İstasyon şefinin, trenin yaklaştığını haber veren sesini duyan Ferda ve yaşlı kadın perona doğru yürüyor ve  artık kendi kendilerine konuşuyorlardı. Vagon numaralarının yazılı olduğu yere doğru ilerlerken; durup son kez birbirlerine gülümseyip, uzaktan el salladılar.  İkisinin de aklında ‘yalnızlık’ kelimesi bir mantra gibi dönüp duruyordu. Birisi biyolojik annesinin kalbine sığamamıştı, birisi de evladının kalbine sığamamıştı.  Kimsesizliği baş tacı edip yollarına devam ediyorlardı. 

» Özge Tetik Terzi

1989, İzmit doğumluyum. Emlak Satış Yönetmeni'yim. İstanbul'da yaşıyorum. Mesleğimden dolayı çok konuştum, artık çok yazmak istiyorum. @ozgece_kitaplar isminde; okuduğum kitaplarla ilgili düşüncelerimi paylaştığım bir instagram hesabım var. Sloganım; 'Yemeklere değil kitaplara özendirelim!'

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Son Bakış

Ötekileşmiş Hayatların Hikayesi Son Bakış

Yazarla 8 Mart kadınlar gününde düzenlediği imza gününde tanıştık. Mütevazi ve samimi kişiliğiyle beni etkilemişti …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir