KitapKitap İncelemeleri

Nar Ağacı

Sen öyle çağırmasan ben böyle gelmezdim.
Ben böyle çağırmasam sen öyle gelmezdin.

Nazan Bekiroğlu’nun, romanının kahramanı dedesiyle ilgili girdiği arayıştaki yolculuğunu anlatan bir eseridir Nar Ağacı.

Taht-ı Süleyman’dan başlayıp Bakü, Tiflis, Batum ve Trabzon’a kadar uzanan bir yaşamın yıllar sonraki gölgesi misali adımlanan bir yolculuk…Trabzon, Bakü, Tebriz, Taht-ı Süleyman, Isfahan, Şiraz, Yezd, Batum, Tiflis, İstanbul…Tüm şehirlerden geçen yaşanmışlık treninin donmuş kalmış yolcularının suretleri…
İlmek ilmek dokunmuş bir halının desenlerindeki yaşanmışlıklar misali akan zamanın yansıması. Sizi karşılayanın, gerçekliğin içindeki hayaller mi yoksa hayallerin içerisindeki gerçeklik mi olduğunun anlaşılamadığı bir yaşam yolculuğu.

Yazarın yanı başında oturmuşum ve hikayesini dinliyormuşum gibi okunan bir kitap oldu Nar Ağacı. Yaşanmışlıklarla dolu bir hikayeydi. Bana resimleri gösterdi yazar. Eski…çok eski resimleri… “keşke” dedik, “keşke o resimlerin bir parçası da biz olabilseydik!” ve oldu. Oradaydık…donmuş bir gerçekliğin tam ortasında. Bir gölge misali… O anlatmaya başladı, ben dinledim. O yaşamaya başladı, ben izledim…
Dedesi Settarhan ile Zehra’nın, o iki ayrı yerlerden doğmuş ve kendilerine yol bulmuş ırmağın yollarının nasıl kesiştiğini aradık birlikte. İki ayrı ülkeden çıktık yola… Evet aynı zamanda iki ayrı yerden başladık. Zamansızdık çünkü. Zaman bize uyacaktı biz de o yaşanmışlıklara… O yürüdü dedesinin arkasında, ben de onun…

Azam’la karşılaştık önce. Halılarının eşsiz güzelliklerini onların gözlerinden gördük biz de. Settarhan’ın Azam’a aşık oluşunu izledik. Azam’ın Piruz’a…
Azam biliyor muydu yoksa Zehra’nın Settarhan’ı beklediğini?
Aynı anda bir başka tarafta Zehra vardı. Zehra ve Celil Hikmet resim yapıyorlardı bir köşede. Belki de kendi yüreklerinin resimleriydi bunlar. Birden bir şey oldu! Balkan Harbi kan sıçrattı resimlerine aldı götürdü Celil Hikmet’i.
Biliyor muydu yoksa Settarhan’ın Zehra’yı beklediğini? Ondan mı alıp götürmüştü Celil Hikmet’i?
Rusların Trabzon’u işgal etmesiyle geldik kendimize sonra. Muhacirlik vardı yolda…yollar dahi muhacirliğe çıkmıştı. Sırf Settarhan Şehzadeler Şehri’ni bulabilsin diye.

Settarhan yollara düşmüştü bile. Batum’a kadar gelip Rus güzel Sofya ve onun kitap dükkanı ile yaşanmışlıkları koyup heybesine, Bolşevik İhtilali’ne de dokunmadan edememişti.

Evet bulmuştu sonunda o şehri. Hiç tanımadığı Zehra’yı beklemişti. Zehra tüm yaşadığı zorluklardan hiç tanımadığı Settarhan’ı görmek için kurtulmuş ve evet sonunda Trabzonda buluşmuştu yolları bu iki ırmağın… birlikte akmışlardı zamanda. Biz de artık kendi zamanımıza…
Anlattıklarına ve yaşattıklarına dalmış dinliyordum ki “Bitti” dedi. Sıyrıldık hayali gerçeklikten. Hangi zamandı gerçek? Şu an yaşadığımızı zannettiğimiz mi, yoksa yaşadıklarımız mı? Belki de yaşayacaklarımızdır, kim bilir…

Öyle güzel anlatıyordu ki…dili, üslubu o kadar güzeldi ki soluksuz dinlemişim. Kaç gün, kaç hafta geçmiş ve ben orada öylece kalmışım bilmiyorum. Farklı bir zamana, ince bir anlatımla, detayların zenginliğini, güzelliğini hissederek ulaşabilmek bir ayrıcalık olsa gerek.
Bir NAR AĞACI’ydı gördüğümüz…gün be gün büyüdü, serpildi. Meyvelerini paylaştı bizimle… yaşayışımıza ortak oldu. Üşüdü…güneşle uyandı. Hissetti…Karmaşada kayboldu sonra. Acı çekti, üzüldü, ağladı…Parçalandı…bekledi ve yeniden güldü…bizi gördükçe daha da çok güldü…

Nar Ağacı
Nazan Bekiroğlu
Timaş Yayınları
536 sayfa, 2016

Etiketler

Seçil Başak Savaş

Kitapların esintisine kapılmış bir Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni. Ankara'nın grisine hayran, gülmeden duramayan; okumak için ara veren değil, okumaya ara verdikçe hayata devam eden, ufak ufak yazan, öğrencileriyle mutlu bir öğretmen. Yaşam felsefesi, "Hayat güzel, kuşlar uçuyor..."

Bir Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Merhaba Size daha fazla kaliteli içerik sunabilmek için sitemize reklam engelleyiciyi kapatarak destek olabilirsiniz. Teşekkür ederiz :)