Haruki Murakami okurlarına müjde! Yazarın 20’li yaşlarının sonunda kaleme aldığı ilk romanı ‘Rüzgârın Şarkısını Dinle’ ilk kez Türkçede yayımlandı. Japonca aslından çevrilen kitap Murakami’ye dair bir keşif. Temel meselesi sıradanlık ve sıkılmak üzerine olan romanla yazar, aslında yazmaya niyetli okura bir yol sunuyor.

Japon yazar Haruki Murakami, 21’inci yüzyıl edebiyatının en önemli isimlerinden. Pek çok ödül alan yazarın kitapları 50’den fazla dile çevriliyor. Yazar, 20’li yaşlarının sonunda yazdığı ilk romanının yıllar sonra çevrilmesine izin vermesiyle Japonca aslından Ali Volkan Erdemir’in çevirisiyle Doğan Kitap tarafından yayımlandı.

‘Rüzgârın Şarkısını Dinle’, Murakimi’ye dair bir keşif. Onun kendi dilini nasıl bulduğuna sadelikle meseleleri anlatmasına, kurgusunun sıradanlığının içerisinde okuruna vermek istediklerini ustalıkla vermesine sadece bir ilk adım. Kitap, çok sevdiğinden bahsettiği bir yazarın cümlesi ile başlıyor: “Kusursuz metin diye bir şey yoktur. Tıpkı kusursuz umutsuzluk diye bir şeyin olmadığı gibi” Devamında sekiz yıl boyunca bu cümleyle ve yazmakla olan derdini kısaca anlatıyor. Yazmak hakkında her şeyi kısır bir yazar olmasına rağmen Derek Hartfield’dan öğrendiğini belirtiyor Murakami ve yazmak üzerine yazdıkları git gide daha da iddialaşıyor. ‘Rüzgârın Şarkısını Dinle’, 18 günlük bir serüveni anlatıyor. 18 gün içerisinde bir insanın hayatı yerinde de sayabilir, hızla değişebilir elbette.

Romanda 18 günlük bir tatil için memleketin gelen ve bir barda Fare ile bira içen üniversite öğrencisi bir gencin hayatına misafir oluyoruz. Murakami büyük büyük olayları, trajedileri anlatmıyor, hikâyenin içerisinde yer alan bazı karakterlerin hayat hikâyeleri ne kadar kötü de olsa onları da sıradan bir dille aktarıyor. Yalınlaştırıyor, arada sadece okuruna sunmak istediği fikirleri dile getiriyor. Düzlük, yalınlık, sıkılmak, arayış, kaybediş ve genç olmak üzerine çeşitli fikirler ve sorgulamalar sunuyor. Fare, önceleri okumayan sonraları ise okumak için eline bir hayli ağır metinleri alan zengin bir ailenin oğlu. Hayatta kendine bir amaç, bir varoluş, bir biçim bulamayanlardan biri. Sadece öfkeli, soğuk ve mesafeli. Sonraları okudukça kendince yazmaya merak salıyor. Aslında ‘Rüzgârın Şarkısını Dinle’nin temel meselesi sıradanlık ve sıkılmak üzerine. O nedenle 18 günlük döngüyü okurken kendi döngülerinize de bakmanızı sağlıyor.

Rüzgârın Şarkısını DinleBütün hikâyeleri anlatan asıl isimsiz kahramanımız üniversiteden yaz tatili için evine geliyor. Hayatında bugüne kadar birlikte olduğu üç kadını ara sıra anımsıyor. Onları hatırlamaya çalışır, hatırladıkları kadarıyla hikâyelerini anlatıyor. Bir gece her zaman gittiği barın tuvaletinde uyuyan bir kadın buluyor, ona yardımcı oluyor ve onunla da bir arkadaşlık kurmaya başlıyor. Çocukluğunda psikolojik olarak tedavi gören ve etrafındaki yetişkinler tarafından pek normal görülmeyen bir çocuk isimsiz kahramanımız. Önce çok sessiz, sonra çok konuşan ve zamanla sıradanlaşan biri. Bu ilk roman Murakami’nin sonraki romanlarının temalarını aslında bir şekilde ortaya çıkarıyor. Yalnızlık, gerçek ve gerçeküstü anlatımın iç içe geçmesi, insanlara dair küçük çok göze batmayan tuhaflıklar, sırlı anlatımlarla okurun altını tamamlamasına izin verilen sıradan trajik ama çok acıklı olmayan bir üslupla anlatılan insan hikâyeleri. Murakami hayranlarına biraz sıradan gelecek olan romanın sonunda ise Murakami başta yazdığı yazmak üzerine olan düşüncelerini daha da derinleştirdiği gibi bu romanı kaleme alma sürecini ve kendi hayatını yazmak fikrinin nasıl değiştirdiğini anlatıyor.

Haruki Murakami, 20’li yaşlarını fiziksel olarak çalışarak ve borçlarını ödeyerek yaşamış. Sonrasında bir beyzbol maçını seyrederken kendi kendisine “Galiba ben bir roman yazabilirim” demiş. İşinden arta kalan zamanlarda mutfakta gece yarısından gün aydınlanana kadar yazıyormuş. Beğenmiyor, baştan yazıyor, beğenmiyor ama vazgeçmiyormuş. İşte bu kısa romanda Murakami’nin yazmaya başlama serüveni okurun hoşuna gidiyor. Kendine ait bir dil bulma çabası, bu sade biçimi nasıl bir arayışın sonunda bulduğu ise aslında yazmaya niyetli okura bir yol ve yön gösteriyor. Yazmak bir serüven ve elbette her yazar hatta her roman kendi serüvenini yaratıyor. ‘Rüzgârın Şarkısını Dinle’ romanı, okuruna sadece yazmakla ilgili bir güzergah değil üstelik içine yaşamayı da dahil eden bir yol, bir biçim sunuyor.

(Feride Şenol)