Oysa zaman yaşamın kendisiydi. Ve yaşamın yeri yürekti.
İnsanlar zamandan tasarruf ettikçe, zaman azalıyordu.

Momo; zamandan tasarruf ettikçe zamanları azalan insanları, gün geçtikçe gülmeyi, hissetmeyi, yaşamayı unutan insanlığı ve onları kurtarmak için mücadele eden bir kız çocuğunun yaşamın en içinden yaşadıklarıdır.

Kahramanımız Momo, insanlarla ilişkileri çok iyi olan, çok akıllı bir kızdır. Ayrıca Momo’nun müthiş bir özelliği vardır ki o da son derece etkili bir dinleyici olmasıdır. Öyle ki bu özelliği sayesinde en çekingen insanlar bile onun yanında kendilerini rahatça ifade edebiliyorlar. Bu özelliği sayesinde yaşadığı şehirde çok sevilen Momo’nun ve arkadaşlarının huzurunu ansızın çıkagelen Duman Adamlar bozar. Saatlerden, dakikalardan, saniyelerden kısacası zamandan beslenen Duman Adamlar insanları manipüle ederek, zamanı tasarruf etmelerini öğütleyerek onları adeta çalışan robotlara çevirirler. Gün geçtikçe insanlar zaman tasarrufu yaptıklarını sanarak işlerini hızlı hızlı yapıp geri kalan vakitlerini Duman Adamlara hediye etmeye başlarlar. Bu sayede doğal olarak mutsuzluğa doğru koşar adım ilerleyen insanlar, artık birbirini görmez, selam vermez verse bile bunu zorla yapan bir topluluğa dönüşmüştür. Çünkü selam vermeyi, hal hatır sormayı hatta kendi çocuklarıyla ilgilenmeyi bile zaman kaybı gören bir duruma evrilmiştir insanlık. Hedeflerine ulaştıklarını sanan duman adamların önünde tek bir engel kalmıştır: o da Momo. Ancak bu küçük kızı alt etmek hiç kolay olmayacaktır…

Yayınlanma tarihi 1973 olan Momo’nun vermek istediği mesajlarla, tespitleriyle tam da yaşadığımız şu ana hitap ettiğini düşünüyorum. Umarım bundan seneler sonra şu an düşündüklerimin tersini görürüm ancak mevcut gidiş itibariyle bu zor görünüyor. Kitabın yayınlandığı tarihte akıllı telefonlar bile daha yokken şu an, onların da varlığıyla zaman tasarrufumuz (!) had safhaya çıkmış durumda. Telefonla oynamak çocuklarımızla oynamaktan daha cazip geliyorsa şapkayı önümüze koyup düşünmemiz gerekiyor. Teknolojinin gelişmesiyle işimizi kısa sürede bitirip gene de sevdiklerimizle vakit geçiremiyoruz; aynı Momo’da ki durum şu anda da söz konusu, ama tek fark orada insanlık için mücadele eden Momo var. Burada hangimiz varız bu mücadeleyi verebilecek?

Momo benim gözümde asla sadece bir çocuk kitabı değil hatta bence bir çocuk kitabından daha çok yetişkin kitabı. Her yetişkinin bu kitabı okuması gerektiğini düşünüyorum. Momo gibi bir kitabı okuduğum için kendimi her zaman şanslı hissedeceğim ve emin olun o küçük kızdan ve Hora Usta’dan alınacak çok ders var.

Ayrıca şunu da eklemeliyim; kitabın yazarı Michael Ende’nin muazzam akıcı anlatımı verilen mesajı okurun rahatça almasını sağlıyor. Michael Ende’ye bu eseri insanlığa kazandırdığı için ne kadar teşekkür etsek azdır.

“Momo, Hora Usta’dan gözünü ayırmadan bakarak sordu: “Bu nasıl bir hastalık?”

” Önceleri pek farkına varılmaz. Günün birinde insanın canı artık hiçbir şey yapmak istemez. Hiçbir şeyle ilgilenmez ve kurur gider. Üstelik bu isteksizlik geçici değildir, hatta giderek de artar. Günden güne, haftadan haftaya daha kötü olur. İnsan kendinden hoşlanmaz, sanki içi bomboştur, ve dünyayla bağdaşamaz. Sonraları bu hisler de kalmaz ve hiçbir şey hissetmez olur. Bütün dünyaya yabancılaşmış, hiç kimse onu artık ilgilendirmez olmuştur. Ne kızgınlık duyar, ne de hayranlık. Ne sevinmesini bilir, ne de üzülmesini. Gülmeyi de ağlamayı da unutmuştur. Böyle bir insanın içi kaskatı kesilmiştir. Artık hiçbir şeyi ve hiç kimseyi sevemez. Bu durumda artık hastanın iyileşmesine olanak yoktur. Geriye dönüş kalmamıştır. Bomboş, kül rengi bir yüzle ve nefretle çevresine bakar, tıpkı duman adamlar gibi. Onlardan biri olup çıkmıştır.
Hastalığın adına gelince, buna ölümcül can sıkıntısı denir.”

Momo

Michael Ende
Pegasus Yayınları
Türkçesi: Leman Çalışkan
300 Sayfa, 2017