“Memleketinde fersah fersah uzakta, bilmediği bir dilin ve kültürün içinde büyümüştü Feride. Büyürken de babasını, annesini, kardeşini, aslında tüm sevdiklerini yitirmişti. Çocukluğundan bir teyzesi kalmıştı, gemiden sağ kalanların indiği o büyülü şehirde.”

Yıllarca süren Rus-Kafkas savaşlarında bir gemiye bindirilerek Osmanlı topraklarına sürülmüş bir sürü Çerkez ailesi. Feride’nin aileside nasibini almış bu sürgünden. Açlık, susuzluk, gemide ki salgın hastalıklar sonucu bir tek teyzesi Zişan Hanım hayatta kalmış. Yarı aç yarı tok teyzesi ile geçirdiği yıllarda 17 yaşına gelince hiç tanımadığı bir şehir olan Bursa’ya 60 yaşındaki Kadiri Tarikatı, Eşrefiye kolu postnişini Nafiz Bey’e gelin vermişler torunu yaşındaki Feride’yi.

Kitapta anlamlandıramadığım birçok gizemli olay var. Kader diyerek kabul ettiğimiz hayat, bazen geçmişten gelen bir efsunlu söz ya da bir madde ile kesiştirebiliyormuş bize yazılan hayat ile… Yazar, mistik olayların arasına gizlediği sırlarla ve tasavvufi bilgi ve duygularla yazmış kitabını. Herkesin içinde taşıdığı bir sırrı var, okudukça öğrendim birer birer. Herkes içinde ki boşluğu doldurmak için bir arayış içinde.

Feride, küçücük yaşta evlenmiş, Şeyh Nafiz Bey hep gönlünü hoş tutmuş, Leman adında bir kızı var ama içinde bir yerlerde bir şeyler eksik. Bahçedeki dipsiz kuyuya ayna tutarak aşkı diliyor Feride, bu yaptığından utanarak.

Hangi kapıyı çalarsan o açılır. Sen aşkı diledin. Bir ömür aşk peşini bırakmayacak. Hangisi yalan hangisi gerçek sen ayırt edeceksin.

Nafiz Bey, bu kızı kendine eş alacaksın diyen en büyük Şeyh olan Mürşid-i Kâmil’e “tamam” demek zorunda kalmış. Bursa’daki dergâhın başında sevilen saygı gören efsunlu bir zâd. Bazen onun gördükleri ve anlattıkları ruhumu ürpertti. Babacan tavırları ve hayat hakkında anlattıkları ile herkese yardımcı biri.

Eşref, Osmanlı Sarayı’nda kuyumcu olan babasının yanında mutlu olamayınca Bursa’da Nafiz Bey’in yanına dergâha yerleşerek sağ kolu olmuş. Gök gözlü bilmediği yaşlı bir kadının ona emaneti olan yakut bir yüzükle geçirmiş yıllarını. O da Feride gibi bir arayış içinde ama ne aradığını kendisi de bilmiyor.

Bir çiçeğin nârı düşmüş sinene. Onu görmeden bilemezsin, içindeki bu aşk kime.
Yedi renkli çiçeği bulanın aşkı ölümsüz olur.Dolaşırsan kırk kapıyı, belki de bulursun o çiçeği.

Ve bir gün Feride ile Eşref’in yolları kesişiyor. Göz göze geldikleri anda içlerinde yaşattığı sırlara bir yenisini daha ekliyorlar. Öyle uzaktan, öyle karşılıksız ve birbirinden habersiz bir aşka tutuluyorlar. Bundan sonra herkesin imtihanı kendi içinde başlıyor.

“Erenler dergâhında aşkın hangi kapıda açılacağı söylenmez. Aşk gelecek denir, aşk gelir.”

Sır BendeYazar, öyle sırlarla dolmuşmuş ki kitabı, okudukça şaşırdım. Kitapta “Şeyh” sözü geçince ilk önce Allah Aşkı’nı anlatıyor sandım ama sadece buna değinmemiş. Yürekteki aşktan, vatan millet aşkına kadar işlenmiş kitapta. Kurtuluş savaşı yıllarına denk geliyor kitapta yazılanlar. Kemal Binbaşı’yı ondaki dua gücüne inanan kalbini ve vatan aşkını da okumak güzeldi.

Sonlara doğru herkesin içinde yaşattığı sırlar döküldü ortaya. Feride’nin teyzesi Zişan Hanım’ın içinde sakladığı aşkı, Eşref’in babasının içinde ki mutsuzluğun sebebi, Şeyh Nafiz’in, derviş Eşref’in ve Feride’nin sabırla içinde ki aşkı ve doğruyu bulma imtihanı ile bambaşka yüreklere dokundum. Yazar bunları anlatırken öyle güzel işlemiş ki dönemin koşullarını, inançlarını, giyim kuşam ve yemek kültürünü atlamadan yazmış bir bir. Gizem dolu, akıcı ve çeşitli aşklarla dolu bir dönem eseri çıkarmış ortaya. Hüzünlerin, acıların kesiştiği yerde sabır devreye girmiş.

Şükretmek, beklemek, doğru yolu bulmak, içinde ki aşka sahip çıkmak ve sırlarla dolu bir tema işlemiş. Kitabın başından sonuna kadar efsunlar ve sırlar hiç eksik olmadı. Olmaya da devam edecek sanırım.

“Bir ses duydu Eşref, derinlerden gelen kalın ve kudretli bir ses… Gelmiş geçmiş tüm âşıkların namına, her yüz yılda bir yeniden geleceksin dünyaya ve her defasında Feride’nin soyundan o kıza âşık olacaksın. Leman’ın da bir kızı olacak, kızının da kızı ve her seferinde farklı bedenlerle, siz birbirinize ait olacaksınız.”

Sırbende
Özlem Binel
İnkılâp Yayınları
295 sayfa, 2108