Şehrin tozu dumanı, karı boranı birde tekme tokatı… Mevsim Yenice’nin Everest Yayınları’ndan çıkan ilk öykü kitabı “Tekme Tokatlı Şehir Rehberi” hakkında güzel bir söyleşi yapmaya çalışacağız. Neden çalışacağız, onu da söyleyeyim mi? İstanbul’un göbeği Beşiktaş’ta, halka açık bir mekânda kimseden tekme tokat yemeden bu söyleşiyi tamamlamak istiyoruz. Otobüse binerken bir posta, inerken iki posta yenilen bir anlaşma şeklidir, tekme tokat. Mevsim Yenice’nin kitabına nazire yaptıktan sonra işe koyulalım.

“Açık Artırma” öyküsüyle 2015 altkitap Öykü Yarışması’nda birinciliğe layık görüldü. 2015 ve 2016 yıllarında iki öykü dosyasıyla Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri’nde dikkate değer bulundu.

Ödüle değer görülen aynı zamanda kitabınızın ilk öyküsü olan Açık Artırma’dan bahsetmek istiyorum. Sayenizde tekrar hatırlamış oldum. Lucian Freud’un “Benefits Supervisor Sleeping” tablosu 33 milyon dolara açık artırma usulü satılarak bir sanatseverin koleksiyonuna girmişti. Felsefe öğretmeni Ahmet Bey, tablonun replikasını çerçeveletmek için çerçeveci Hüsnü’ye gidiyor. Şişman, çıplak kadın tablosunu gören Hüsnü, şiddetli bir şekilde Ahmet’i eleştiriyor: “Kırk yaşını geçtikten sonra mı azdın be adam” gibi ithamlarda bulunuyor. Bu öykünüzde kara mizah var mıydı?Toplumumuzdaki bir kesimin sanata bakış açısının sadece çıplaklıktan ibaret olmasını tenkit ettiniz mi?

Hiçbir öykümde kimseyi yermeye, ya da birilerine bu ayıp,bu da doğru demeye çalışmadım. Bir kurguyu oluştururken ona hizmet etmesi gereken yan konular ve karakterler var.Hüsnü de onlardan biri. İronik bir bakış açısıyla, kurguyu destekleyecek bir durum oluşturdum diyebilirim o sahne için.

Felsefe öğretmeni Ahmet’in torunu Ahmetcan, suratı sirke satan, elleri yumuk yumuk, göbeği üst üste katlanmış etli bir kadına aşık oluyor. Bizim genel beğenimize ve estetik algımıza karşı bir duruş ortaya çıkmış. Bu bilinçli olarak mı ortaya çıkarılmak istenen bir şeydi?

Öncelikle yaratma sürecimle ilgili kısımdan bahsedelim. Bir görüntü, tek bir cümle, karakterin bir hareketi beni yazmaya itiyor. Öncesinde oturup “Bizim genel beğenimize ve estetik algımıza karşı –ki o da göreceli bir kavram bence- bir öykü yazayım”demiyorum. Bundan sonra ne olur bilemem ama bu kitapta ve öncesinde çıkan öykülerde ufacık bir ayrıntıdan yola çıkıp bütüne daha sonra vardım. Yazdığım öykülerde beni en çok heyecanlandıran şey de labirentte kaybolup sonunda çıkışı bulabilme durumu zaten.

“Tilkiler Aç Mı Kalsın” öykünüzde farklı bir insan tipi çizmişsiniz. Farklı renk ve desene sahip çorap giyen, huzur evindeki yaşlılar vitamin alsınlar diye halden toplu alışveriş yapan, apartmanlardan artık yemekleri toplayıp buzlukta donduran ve bunu hayvanlara dağıtan bir İsmail karakteri var. Abisinin prostat kanserinden hayatını kaybetmesiyle kendisininde bu hastalıktan öleceğini düşünüyor. Bu karakterler kimdir? Biz mi ötekiler mi?

En sevilen karakterim İsmail oldu galiba. Unuttuğumuz bir şeyi hatırlattı bizlere bence.

İsmail biraz da anti kahraman karakter profili çiziyor.

İsmail belli bir zümreye, topluluğa ait olmadan, kendine has özellikleriyle farklı olmaktan korkmayan biri. Ait olduğumuz gruplardan çekinmesek belki biz de ona dönüşebilliriz.

“Durağan Yolcu” öykünüz ve diğer öykülerinizde de dikkatimi çeken bir konu var. Eserin bütününü ele alıp değerlendirdiğimde şöyle bir izlenime vardım. Evlenememiş, işsiz, ölümü bekleyen, psikiyatri doktorlarının reçetelerine bağımlı hale gelen karakterler yaratmışsınız. Öykülerinizde modern insanın kaygı ve bunalımları yoğun olarak yer alıyor mu?

Yakın çevremde gördüğüm, yabancısı olmadığım bir sürü kaygı hali var. Hepimizin endişesi, korkusu çokça var kitapta. Ama buna bunalım demeyeceğim.

Mevsim Yenice “Tekme Tokatlı Şehir Rehberi” Söyleşisi

“Tekme Tokatlı Şehir Rehberi” öykünüz hem güldürdü hem de çok düşündürdü beni. Demir dayak yiye yiye huzura mı kavuşuyor? Kitaptaki anlatıcıya göre “Acı huzur verir” çıkarımını yapabilir miyiz? İçinizde arabesk bir taraf olduğunu düşünüyor musunuz?

Kesinlikle düşünmüyorum. Hatta eminim bundan. Zaten bu öykülerdeki karakterlerin hiçbiri ben değilim ki. Ben de sizler gibi dışarıdan izleyici bir gözüm.Dayak öyküde fiziksel bir eylem olarak var olduğundan daha fazlasıyla bir metafor olarak bulunuyor aslında. Demir dayak yediği için rahatlamıyor, kafasındaki sesleri susturabilecek kadar bir uyuşma hali yaşadığı için rahatlıyor.

Bizde yazılan her şeyin yazarın yaşamına dair bir iz olduğunu düşünüyoruz.

İster istemez özdeşleşiyor sanırım, oysa ben bunun olmaması için karakterlerimin çoğunu erkek seçmiştim.

Berna Moran “Edebiyat Kuramları ve Eleştiri” kitabında da buna değiniyordu. Yazarların yazdıkları her şeyde kendilerini anlattığını farz ediyoruz. Sadece Freudyan psikanalatik inceleme yeterli olmayacaktır.Bir edebi eseri tamamen yazarın psikolojik analizini yaparak tahlil edemeyiz diyor.

Ortada bir eser varken, eserin kendisinden çok yazarıyla ilgilenmek biraz haksızlık gibi geliyor bana. Edebiyat değil, psikolojik bir değerlendirme olur o zaman Tekme Tokatlı Şehir Rehberi.

“Böyle” öykünüzde “Önce terliklerin gitti evden, zaten bence tüm bu lanet de onunla başladı.”cümlesinden hareketle eşyanın yitirilişiyle kendi varlığını kaybeden bir kadından söz edebilir miyiz?

Kitapta ana karakterin kadın olduğu ve iç dünyasının en yoğun anlatıldığı öykü bu bence. Benim için özel öykülerden birisidir. Boş bir sayfayı açıp “Önce terliklerin gitti evden,” yazdım. Aklımda başka bir şey yoktu.Terlik ve diğer eşyalar üzerinden bir kaybı anlatma öyküsüne dönüştü yolda.Bir bütünün kaybı değil, o kadar küçük şeylerin kaybından oluşuyor kurgu. Zaten öyle değil mi, hayatımızda yaşadığımız çoğu kopmalar küçük ayrıntıların birleşmesinden ortaya çıkmaz mı?

“Ya da” öykünüzde depresif ve melankolik atmosfer bütün havayı kaplamış. İntihar eden adam: “Annem önce ambulansı mı yoksa polisi mi aramalı, bir türlü karar veremiyor.” diyor. O an, okur psikolojik bir gerilim yaşıyor. İnsanlar anlaşılması kadar anlatılması da zor varlıklar.Onca hayalin, duygunun, düşüncenin, heyecanın içinde “o anı” nasıl yakalıyorsunuz?

Bazı şeylere takıntılı olduğum için algıda seçiciliğim devreye giriyor. Kafede otururken yan masada bir çiftin kavga etmesi ilgimi çekmez mesela. Onun yerine üzgün olduğunda çatalın tersiyle defalarca kez önündeki pasta diliminin üstündeki kremayı düzleştirmeye çalışan biri bana daha ilgi çekici gelir. O nedenle o anları yakalayıp, seçebiliyorum diğerlerinin içinden belki de.

Mevsim Yenice “Tekme Tokatlı Şehir Rehberi” Söyleşisi
“Okyanus Sesi” öykünüzde Sümer mitolojisinden tanrı ve tanrıçalar var. Öyküye mitsel bir hava katmış. Mitolojiye meraklı mısınız?

Farklı disiplinlere ait okumaları çok değerli buluyorum. Okyanus Sesi’ni yazdığım dönemde mitoloji okuyordum. Sonra öyküyü yazarken kendiliğinden karakterin iç sesi tanrı ve tanrıçalarının konuşmalarına dönüştü.

“Yalandan Kim Ölmüş Ltd Şti” öykünüzde bir bölümü paylaşmak istiyorum. “Hepimiz en iyi bildiğimiz işi yapıyorduk aslında, yalan söylüyorduk. Gerçekleri söylemekten korktuğumuzdan daha az korkuyorduk yalan söylerken.” Korkularımız artık yer değiştirdi dediğiniz gibi. Yalanlar değil, gerçekler korkumuz oldu. Bu tespite sizi götüren sebepler neler oldu?

Sevme biçimimiz, inanma şeklimiz, savunma mekanizmamıza kadar her şey git gide değişiyor.Bir şeyi çok sevdiğimizi, istediğimizi bile ya kendimizi ya karşı tarafı yıpratarak, hırpalayarak ifade ediyoruz. İşte gerçek ve yalanın yer değiştirmesi de buna benziyor.Gerçekleri duymaktansa, yalanları tercih ediyoruz sanırım.

İlk öykü kitabınız bir yılını doldurdu. Okurlarınızdan, yazar arkadaşlarınızdan nasıl geri dönüşler aldınız? Siz kendinizi bu bir yıllık zamanda nasıl değerlendiriyorsunuz?

Şunun bilincindeyim: Ne ilk kitabımla ne de ikinci üçüncü kitaptan sonra hayatım değişmeyecek. Olumlu geri dönüşler beni elbette mutlu ediyor ama bu durumu dengede tutmaya çalışıyorum aksi takdirde olumsuz eleştirilerde de aşırı üzülmem gerekir çünkü.

Bu sürede kitap üç baskı yaptı. Birçok kişi okudu, paylaştı Tekme Tokatlı Şehir Rehberi’ni. Bildirimlerde bulundular olumlu veya olumsuz. Çok sevdiğim yazarlardan okuyup beğenenler oldu. Ben yapıcı ve üslubu yerinde olan bütün eleştirileri dikkate aldım. Yol gösterici ve keyifli bir süreç olarak değerlendirebilirim.

Söyleşimiz için teşekkür ederim.

Ben de teşekkür ederim.