“Ben, Osman kızı Leyla… Babamın soyadından çıkıp kocamın soyadına geçtim. Televizyonda görüyorum, bazı kadınlar evlenince kocalarının soyadını almıyor. Babalarınınkini sürdürüyor. Amaan, ne fark eder. Beni o adama veren babanın soyadını taşıyıp ne yapacağım? Hele bazısı hem babasının hem kocasının soyadını taşıyor ki Allah muhafaza… İki celladımın da soyadını taşıyacağım he mi? Topunun soyuna kibrit suyu. Ben, Osman kızı Leyla, Remzi’nin karısı Leyla oldum. Bana sorsalar, sadece “Leyla” olmak isterim. “Leyla’yla Mecnun” bile değil, düz Leyla…”
Medeni miyiz? Özgür müyüz? Ya merhametli?

Hala haberlerde tecavüz olaylarına sık sık rastlıyorsak, eşine, çocuklarına şiddet uygulayan adamlara, hatta tatmin olamayıp öldürenlere… Hala bir kız çocuğunun mal gibi satılmasına, aile tarafından yok sayılmasına rastlıyorsak… Ve bunları gazetelerde okuyor, televizyonlarda izliyor, biri anlattığında ah ah vah vah, diyorsak, halimize bin şükür çekiyorsak, maalesef ne medeniyiz ne özgür ne de merhametli!

“Başkasının derdi her derde devadır: bakar bakar, ‘Benden kötüleri de var,’ deyip haline şükreder, kendi derdini unutursun. ‘Vah vah, tüh tüh’ deyip kâfi merhameti gösterdiğin an görevin biter.”

Nerden mi çıktı bu fikir? Tamamen “Antabus” kitabından. Antabus mu ne? Bağımlılar için alkolü bırakma ilacı. Kitap yorumu ile şimdi bunun ne alakası mı var? Bırakın çocukluğu, ergenliği, gençliği, insan yerine bile konulmayan bir evde büyüyüp daha beter bir eve gelin gittiyseniz, eşiniz kör kütük sarhoş size, çocuklarınıza etmediğini bırakmıyorsa çok alakası var.
Kabul ediyorum. Çok etkilendim. Gerçekler bir tokat gibi her sayfa da yüzüme vururken, içim cız ederken bir de kahkahalar patlattım. Neden mi? E Leyla yüzünden… Laf aramızda aslında hepsi sevgili yazarımız Seray Şahiner’ in suçu. Şu yazım tarzımın değişmesi bile. Nasıl benimsediysem artık. Şu incecik kitap ruhumu alt üst etti. İyi ki de etti!

Antabus“Beni okutmadılar. Ben televizyon mezunuyum… Televizyon olmasa hiçbir evlilik bir seneden fazla sürmez. Misal bizim mahalledeki kadınlar; kocalarıyla evlenmişler ama televizyonla dost hayatı yaşıyorlar. Ne de olsa evde bir ses oluyor…”

Hor görülen, dayak yiyen, tacize, tecavüze uğrayan, hiçbir şey almadan sürekli veren bir kız çocuğu, bir kadın, bir anne, bir eş Leyla! Bildiniz mi? Ben bildim! Toplumumuzda her gün defalarca karşılaştığımız gözlerimizi yumduğumuz, kulaklarımızı kapadığımız, alın yazısı dediğimiz Leyla.

“Siz hiç gazetede, ‘Kocası karısına tecavüz etti’ diye haber okudunuz mu? Evliyken olan tecavüzü kimse tecavüzden saymaz.”
Yaşanan onca acı, toplumsal sorunlar o kadar akıcı ve mizahi bir dille ele alınmış ki yıllar sonra bile aklınızdan çıkarmanıza imkân yok. Kitabın konusu olan olaylardan o kadar rahatsız olmama ve elimden geleni yapmama rağmen sarsıldım. Silkelendim. Meğer ne kadar yetersizmiş yapabildiklerim, dedim.

Diğer kitaplarını mutlaka okuyacağım. Sizlere de gözü kapalı tavsiye ediyorum. Seray Hanım’ın kitapları tiyatroya uyarlanıyor, fırsat bulunca izlemenizi de öneririm.
“Evet, bende de konuşma reflüsü var. Yıllardır laflarımı o kadar çok yuttum ki, yalnız kaldı mıydı böyle içimden çıkıyor laflar. Amaan, elaleme konuşup da ne… Dil kesiiik baş selamet. Kocanla iki laf etmeye kalksan ya azar yersin ya da..”

Bu arada geçen İzmir Kitap Fuarı’nda tanışma fırsatı bulmuştum. Mütevaziliği, gülen yüzü, ilgisi ve esprili tatlı dili beni mest etmişti. Yıllardır tanıdığım ya da ailemden biri gibiydi. Yazım dili de kendisi gibi… Yani Seray Hanım’dan çok lazım bu memlekete!
Sevgilerimle.

Antabus

Seray Şahiner
Can Yayınları
112 Sayfa, 2016