“Keşke ölsem!” dediğinizde bu kitapta okuduklarınızı hatırlayın, nedenlerinizi yeniden değerlendirin.

Leylak Kızlar gerçek bir hikayeye dayanıyor ve II. Dünya Savaşı dönemine ait az bilinen, insanlık dışı bir olaya ışık tutuyor.

Binlerce kadının katledilmesine sebep olan bu insanlık ayıbı ise Hitler Kuzey Almanya’da kadınlara özel bir toplama kampı yaptırma kararı aldığında başlar. Kampın adı Ravensbrück’tür.

Yazar Martha Hall Kelly, bir dergide yayımlanan makale ile bu gerçeği öğrenir. O döneme damgasını vuran ama şimdilerde adı bile geçmeyen melekten farksız Caroline Ferriday’ın ailesine ait leylaklar içerisindeki evin fotoğraflarını da gördükten sonra hafızasına kazınanlar hiç aklından çıkmaz. Yazarın bu efsane evi ziyaret etmesine, Caroline ve Ravensbrück hakkında yaptığı araştırmalar da eklenince tarihi gerçekleri herkesin bilmesi gerektiğine karar verir. Romanda adı geçen bazı yerleri ziyaret etmek, tüm bu yaşananlara rağmen sağ kalabilmiş eski tutsaklarla görüşmek, gerçeklerle yüzleşmek acı verse de on yıl süren araştırmasından vazgeçmemiş ve bu kitabı yazmayı başarmıştır.

Tahmin ettiğiniz üzere kesinlikle okunması gereken bu kitap, 14 farklı dilde yayımlanmış ve Türkiye’de Kanes Yayınları tarafından, Nil Bosna’nın harika çevirisiyle bizlerle buluşmuştur. Baskı kalitesinin, kapak tasarımının güzelliği ve boyutunun farklılığıyla diğer kitaplardan ayrı bir yere sahip olduğunu da ayrıca belirtmek istiyorum.

“Bunlar Caroline’ nin Amerika’ya getirdiği Polonyalı kadınlardı. Ravensbrück’te iki sebeple Tavşanlar olarak biliniyorlardı. Ameliyat edildikten sonra kampta zıplayarak dolaştıkları ve Nazilerin deney tavşanları oldukları için…”

Leylak KızlarBenim gibi kitap okuyan veya tarihe, Nazi Almanya’sı dönemine ilgisi olan herkesin bu konuda belli bir birikimi var. Ancak itiraf etmeliyim ki bu kitapta yazılanları daha önce hiçbir yerde okumamış, duymamıştım. Nazilerin Polonya’yı işgaliyle Caroline Ferriday’ın gerçek yaşam öyküsünü okurken bu vicdansızlığı kalbim, aklım kabul etmese de okuduklarımın hep umudu, sevgiyi, mücadeleyi aşıladığını fark ettim.

Leylak Kızlar, Polonya, Almanya ve Amerika olmak üzere üç farklı bölgede yaşananları tüm çıplaklığıyla ele almış. Ravensbrück kampında esir edilen kadınlar üzerinde uygulanan ameliyatları, deneyleri okurken tüylerinizin ürpermemesi, empati kurmamanız işten bile değil. Bu üç farklı bölgede yer alan üç kadını okurken bir dördüncü kadın da ben oldum. Sürekli yanı başlarındaydım. Ne zaman yolları kesişecek diye merak ederken, o an gelip de yazılanları okuduğumda Caroline’ye bir kez daha hayranlık duydum.

Bir kamp düşünün ki günahsız, masum 130,000’den fazla kadın mevcut. Bir kamp düşünün ki sebepsiz yere infaz edilen, hastalıktan ölen, aç kalan, çalıştırılan, deneylerde kobay olarak kullanılan bir sürü kadın, çocuk, genç kız, kardeş, anne… Bu deneyleri yapan kişi ise maalesef bir başka kadın, Dr. Herta Oberheuser. Ölüme mahkûm edilmiş Polonyalı kadınların biraz daha yaşatılıp Alman askerlerine yardımcı olmak için deneylerde kullanılmasında sakınca görmeyen bir cani… Ona göre zaten ölümleri planlanmıştı, önemli olan kendi kanından askerlerdi…

“Sadece hiçbir şey hissetme. Yaşamak istiyorsan, hissedemezsin.”

Caroline, anne ve babalarını kaybetmiş Fransa’daki yetim çocuklar için ücret almadan, tamamen gönüllü olarak yaptığı etkinlikler sonucu giysi ve yemek yardımı ulaştıran güçlü, kararlı, özel hayatını bu uğurda hiçe sayan bir melek. Savaş sona erdikten sonra tüm dünya savaş kurbanlarını unutsa bile hayatta kalanlar adına sağlık desteği ve tazminatları için mücadele eden biri. Tavşanlarla yakın temasını kesmeyen, onları sık sık evinde ağırlayan ve kadınların tabiriyle onların vaftiz anneleridir.

“Kasia’nın bacağı iyileşmişti ama tendonları ve kemikleri olmadığı için çökük ve bozuktu.”

Kasiai daha aşkı bile yeni yeni tatmaya başlamışken savaşın ortasında kalan, anne ve ablasıyla toplama kampına sürülen, aklınıza gelebilecek tüm işkencelere maruz kalan ve kurtulduğunda Caroline’nin himayesi altında tedavi gördükten sonra bile travmayı atlatamayan bir Polonyalı’dır. Yaşadıkları, mücadelesi, zekası sayesinde sizi fazlasıyla şaşırtacaktır.

“Bir gardiyan beni ileri itince kadınların izdihamı tarafından yutulan Matka’yı (anne) kaybettim. Çıplaklığımı örtmeye çalışırken çizgili ceketinin omuzunda yeşil üçgen olan bir mahkûm beni bir tabureye itti. Kalbim göğsümden fırlayacak gibi çarpıyordu.”

Zuzanna, Kasia’nın ablası… Akıl almaz deneylere maruz kalan, kurtulan sayılı kadınlardan sadece biri. Onun işi daha zor. Çünkü o savaştan önce ülkesinde başarılı, konuşmaları ve pozitif enerjisiyle insanları etkisi altına alan bir doktordur. Kadınlara yapılanları tahmin ediyor, maalesef elinden bir şey gelmiyordur. Kasia kadar güçlüdür. Tek farkı kurtulduktan sonra geçmişi daha çabuk unutan, geleceğe umutla bakan bir kişiliğe sahip olmasıdır.

“New York Fransız Konsolosluğu’nda çalışan ve insanlara yardım etmeyi hayat felsefesi olarak gören Caroline Ferriday’ın hikayesi; aslında savaşa karşı direnişi, Hitler’in ordusu Polonya’yı işgal edince başladı. Güçlü iradesi, kararlılığı ve muhteşem mücadelesi tarihe not düşüldü.

Tavşanlar’ın ise sahip oldukları tek şey umuttu. Onlara ne olursa olsun hayatta kalma gücü verdi.

Çok acı… Çok umut… Çok gerçek…

Dostluk, sevgi ve bir tadımlık aşk!”

Kitapta tabii ki tek konu bu değil. Kişiler de bu kadar sınırlı değil. Etkilenen daha birçok aileye, kadınların yaşanmışlıklarına da yer verilmiş.

Gerçek bir hikayeye dayanan ve hatta çoğu yazılanın gerçek olduğu, cehennem ile cennetin, savaş ile aşkın, isyan ile umudun, iyi ile kötünün harmanlandığı bu kitabı okuyun, okutun. Bitirdikten sonra iyi ki derken, dualarınıza şükrü de eklerken beni de hatırlayın.

Sevgilerimle,

Leylak Kızlar
Kanes Yayınları
Martha Hall Kelly
Çeviren: Nil Bosna
496 Sayfa, 2018