Kitapkolik
Film İncelemeleri

La Casa de Papel

İspanyol Kraliyet darphanesini hedef alan büyük bir soygunun dizisidir La casa de papel.

Soygunun planlayıcısı ve beyni Profesör ’dür. Yıllardır yaptığı kusursuz planı uygulamak için kusursuz elemanlara ihtiyacı vardır. Onları ikna ettiğinde ise planı anlatmak ve onları koşullara hazırlamak için birkaç ay aynı evde kalmaya başlarlar. Aynı zamanda Kraliyet Darphanesini gözetlemeye ve şartları olgunlaştırmaya da çalışırlar. Ancak profesörün bir anlaşması vardır: içeri girdiklerinde rehinelerden kimse öldürülmeyecek ve soygunu gerçekleştiren hiç kimse birbirinin ismini bilmeyecek. Bu yüzden kendilerine ülkelerin başkentlerini isim olarak verirler ve kadro artık soyguna hazırdır: Profesör tek başına beyin takımıdır ve olayları dışarıdan yöneten, polisle birebir görüşen tek isimdir, içeride ise Tokyo, Rio, Berlin, Nairobi, Denver, Moskova, Oslo ve Helsinki vardır. Ancak işler profesörün beklediği gibi gitmez ama yine de profesörün söylediği gibi olur. Bu anlamda zekâsına hayran kalacağınız bir isim olacak profesör. İçerinin lideri ise Berlin’dir; aralarında en soğukkanlı olan ve profesörün sözüne belki de en çok güvenen. Tokyo ise grubun sivri ismi ve gruba en çok hatayı yaşatan kişisi… Her şeye rağmen soygun gerçekleşir, eksikleriyle de olsa grubumuz artık dışarıdadır. Üçüncü sezon ise bu yaz yayınlanacak.

La casa de papel’i özel kılan görüntüleri, aksiyon sahneleri, profesörün zekâsı gibi durumların yanında sisteme oldukça sert eleştiriler getirebilmesi bence. Profesörün, Raquel ile(polis şefi) konuşmasında görebiliyorsunuz bunu bir de planlamanın dışında her daim bir şeyler olabileceğini görebiliyorsunuz.

La casa de papel

(PROFESÖR) : Mükemmel bir plandı ama artık değil niye biliyor musun? Çünkü her şey yolunda gitse bile ben mahvolacağım çünkü artık seni göremeyeceğim. İşin başındaki polise âşık olmayı planladım mı sanıyorsun?

(RAQUEL): Artık seni dinlemek istemiyorum.

(PROFESÖR): İstemiyor musun? Niye dinlemek istemiyorsun? Kötü olduğum için mi? Sana her şeyi iyi ve kötü olarak görmek öğretilmiş. Ama sana göre, bizim yaptığımızı başkaları yapınca iyi oluyor. 2011 yılında Avrupa Merkez Bankası durup dururken yoktan 171 milyar avro var etti. Tıpkı bizim gibi. Sadece daha çok. 2012’de, 185 milyar. 2013’te, 145 milyar avro. O kadar para nereye gitti, biliyor musun? Bankalara. Matbaadan direkt zenginlerin cebine. Hiç kimse Avrupa Merkez Bankası hırsız, dedi mi? “Likidite enjeksiyonları” dediler. Oysa ardında hiçbir şey yoktu. Hiçbir şey. Bu ne raquel? (parayı göstererek), kağıt… ben de likidite enjeksiyonu yapıyorum. Ama bankacılara değil. Burada yapıyorum gerçek ekonomide. Bir ezilenler grubuyla. Ezilenler. Hepimiz öyleyiz raquel. Her şeyden kaçmak için. Sen kaçmak istemez misin?

Raquel’in cevabı izlemeden bilinecek bir şey değil. Evet, profesörün beklemediği bir şey olmuştur planda, şefe âşık olmuştur. Raquel ise başından beri aldatıldığını düşünen bir kadın ama aynı zamanda profesöre aşık bir kadın. Her anlamda takip edilmesi gereken bir dizi olduğunu düşünüyorum.
Yolunuzun kesişmesi dileğiyle.

Etiketler
Daha Fazla Göster

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı