Kuklacı

Sevgili Günay Gafur’un ilk romanı ama kurgusu ve anlatım biçimi öyle güzel ve oturaklı ki, ilk roman demeye bin şahit ister cinsten.

Kitabı ilk okumaya başladığımda, James Wan’ın yönettiği 2004 yılı yapımı Testere (Saw) film serisi aklıma geldi hemen. Çünkü orda olduğu gibi, kitaptaki karakterlerimiz de nasıl ve ne zaman geldiklerini bilemedikleri bir mekanda bir oyunun içerisinde buluyorlar kendilerini. Orada kendilerine bırakılan ve daha sonra da bırakılacak olan mektuplarda bulunan talimatları yerine getirerek, bir nevi kukla olup olmamayı seçmeleri gerekiyor. Bu seçimlerine göre de bazı hayati cezalara ve ödüllere tabi tutulacakları konusunda uyarılıyorlar. Bu bakımdan, zekice kurulmuş bir oyunun çevresinde dönen bir polisiye türü, sanıyorum çözmesi en zevkli olanıdır. Bu romanda da bu zevki sonuna kadar alıyoruz.

Başta karakterler, yeni sahte isimleri, olay örgüsünün birbirine karışmasından endişelenip kalemi kağıdı hazırlasam da, ilerleyen bölümlerde karakter sayısının öyle göz korkutacak düzeyde olmadığını görüp rahatladım. Öyle işin içinden çıkılamayacak bir durum yoktu, mevcut karakterlerin geçmişlerine ve ayrıntılarına inildikçe fazla dallanıp budaklanmadan gelişti, güzelleşti roman.

Olaylar yaşanırken, en heyecanlı ve gerilimli yerlerinde okuyucuya nefesini tutturacak, gözünde canlandıracak kadar başarılı bir anlatım yeteneği gördüm kitapta. Bir polisiye türde karakter, kurgu ve olayların daha çok ön planda olması, dilinin çok sade olmasını yeterli kılar diye düşünürüm hep. Ama bu romanda betimlemeler ve benzetmeler polisiye türdeki bir romandan beklenmeyecek derecede iyiydi. Yani yazarın polisiye türü dışında bir şey yazsa da kendini okutturacak ustalıkta bir dili olduğunu düşünüyorum.

Kitabı okurken sık sık “ben olsam ne yapardım, hangisini seçerdim, oyuna katılır mıydım, gerçeği seçip mutsuz olmayı mı, unutmayı seçip sahte mutluluğu mu isterdim?” gibi pek çok soruyu kendinize sorduğunuzu fark ediyorsunuz. Bu da kitabın içine girebiliyorsunuz anlamına geliyor.

Kitabın türü polisiye-gerilim olsa da yazarın satır aralarında ve temelde okura vermek istediği, romanın asıl felsefesi konusunda birkaç alıntıyla fikir sahibi olabiliriz:

“Bu dünyayı kurtaracak tek şey sevgiydi dedektife göre. Annesini, babasını, çocuğunu, kocasını, köpeğini, çiçeğini, herhangi bir şeyi doğru dürüst sevmesini bilen insanlar sayesinde dönüyor dünya.”

Karakterlerin “Tüm insanlığın, birbirlerinden habersiz ama beraberce oynadıkları bir senaryonun içinde oldukları”nı kanıtlayan karelerde buluşmaları kitabın üzerine oturtulduğu felsefeyi çok net tanımlıyor ve yazarın da sonuç bölümünde yer verdiği Ömer Hayyam’ın şu rubaisini akıllara getiriyor:

Biz gerçekten bir kukla sahnesindeyiz;
Kuklacı felek usta, kuklalar da biz.
Oyuna çıkıyoruz birer, ikişer;
Bitti mi oyun, sandıktayız hepimiz.

Tahmin edildiği üzere, pek çok veri elde edilse de, kitaptaki ‘kuklacı’nın kim olduğu 400 sayfalık kitabın bitmesine on sayfa kala netleşiyor. İddia ediyorum ki, ‘her türlü polisiye kitabını okudum, sonlarını tahmin konusunda benden daha iyi olan kimseyi tanımam’ diyen biri bile bu sonu tahmin edemezdi.

Bu kitabı, polisiye-gerilim türünde yerli yazarlara da şans verildiği takdirde pişman olunmayacağını kanıtlayan kitaplardan biri olarak görüyorum.

Kuklacı
Günay Gafur
Fantastik Kitap
397 sayfa, 2016

» Huriser Balcı

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Hür - Ezgi Durmuş

Hür – Ezgi Durmuş

 Ezgi Durmuş’a dair yazacaklarım bir hayli var, amma velakin konu o değil konu Hür. Şu …

1 yorum

  1. Kitabı okduğumda yazarın anlatım tarzı ve hayal gücü karşısında hayran oldum. Bir ilk kitaba göre çok çok başarılıydı. Günay Bey artık ne yazsa okurum dediğim yazarlar arasına girdi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir