Okuduğum kurgu-dışı kitaplar arasında 2. Dünya Savaşı dönemi önemli bir yer tutuyor. Buna rağmen okuduğum her farklı kitapta beni şaşırtacak ve ‘Bu kadar da olmamıştır’ cümlesini kurduracak yeni bilgiler ediniyorum. ‘Anne Frank’ın Hatıra Defteri’ hiç şüphesiz bu konuda ki ilk kaynaklarımdan biriydi. Savaşın başlangıcından sonra 12 Haziran 1942’de Kültür ve Bilim Bakanının sözleri ile o döneme dair kayıt tutma maksadı ile günlük tutmaya başlamış ancak 15 yaşında Bergen Bersen toplama kampında ölmüştür. Dünya çapında en çok okunan kitaplar arasında sayılan ‘Anne Frank’ın Hatıra Defteri’ne eş değer sayılabilecek bir kaynak ise ‘Helga’nın Günlüğü’.

Prag’da yaşayan 8 yaşında Yahudi bir kız olan Helga Weiss  günlüğüne 1939 yılında başlıyor -II. Dünya Savaşının başladığı yılda-. Öncelikle Yahudilerin haklarının ellerinden alınması ile başlıyoruz okumaya. Sokakta dolaşmalara sınır geliyor önce bunu eğitim hakları ve en snunda da evlerinin ellerinden alınması izliyor. Yahudilerin Ghettolarda yaşadıkları, buraları evleri gibi görmeye çalışmaları, zaman geçirmek adına yaptıklarını bir çocuğun masum bakış açısı ile öğreniyoruz. Sayfalar ilerledikçe ‘keşke bu kadarla kalsaydı’ düşüncesi oluşuyor okuyucuda. Ancak ne yazık ki kalmıyor ve II. Dünya Savaşının en üzüntü verici yerine yani toplama kamplarına gidiyoruz ve acıların katlanışına şahitlik ediyoruz. Açlık, susuzluk, hastalık ve kirlilik oluyor her yanımız. Burada, Terezin’de ve ardından şeytanın en kötü olduğu Auschwitz’de bile çocuk masumiyetinden fire vermeden yaptıkları doğum günü partilerini, patatesten yaptıkları pastalar ile kutlayışlarını okuyoruz, bir kaç 

yüz metre ileride fırınlar tüterken. Olayları hafifletircesine kendi aralarında yaptıkları espriler hüzünlü bir tebessüm oluşturuyor okuyucuda.

Savaşın en ağır yüzünü küçük bir kızdan okumak ve çizdiği resimler ile görselleştirebilmek dönem ile ilgili hüznümü arttırdı. Özellikle toplama kamplarındaki 15.000 çocuktan sadece 100 tanesinin bu zorlu sınavdan çıkabilmiş olması dünyanın en karanlık yüzlerinden biri olsa gerek. Helga Weiss’ın hikayesini sonlandırışının ardından kitaba eklenen röportajı da kitaba bambaşka bir yön katmış.

Dönem ile ilgili bilgi edinmek isteyen okuyuculara tavsiye edebileceğim bir günlük ancak yaşayacağınız duygulara da hazır olmanız gerekiyor.

Alıntılar:

“Özgürlük zincirlere vurulmaz. Zincirler paslanır, eski demirler bizi durduramaz.”

“Hepimiz kendimizi kontrol edebilecek güce sahibiz. Yoksa görünüşümüzden utanmalı mıyız? Ya da yıldızlardan? Hayır, bu bizim hatamız değil, utanması gereken de biz değiliz. “

Tanıtım Bülteninden:

Helga, Prag’da yaşayan Yahudi bir kız çocuğuydu. 1938 yılında Naziler ülkesini işgal etti, onun ve orada yaşayan 45 bin Yahudinin hayatı sonsuza dek değişti. Onunla birlikte 15 bin çocuk Terezín’deki toplama kampına, oradan da Auschwitz’e gönderildi ve içlerinden yalnızca 100 tanesi sağ çıkabildi. 

Helga başlarından geçen her şeyi bir bir günlüğüne kaydetti. Her şey bittikten sonra da amcası tarafından Terezín duvarlarına gizlenen günlüğü yeniden eline geçti. Tüm bunlar başladığında Helga sekiz yaşındaydı, bittiğindeyse artık genç bir kız olmuştu. 

Bu zamana kadar Yahudi Soykırımı’yla ilgili çıkmış kitapların belki de en dürüstü; okurken bir çocuğun gözündeki saflığa ve yaşadıklarıyla nasıl da olgunlaştığına şahit oluyorsunuz. Helga’nın kendi kara kalem çizimleri, fotoğraflar ve sonunda verdiği röportajla birlikte o günleri siz de yaşamış kadar olacaksınız. 

“Anne Frank’ten beri çıkmış en etkileyici Yahudi Soykırımı günlüğü.” – The Telegraph –

“Yahudi Soykırımı’nın yarattığı trajediye dair soğukkanlı bir vasiyet gibi.” – Publishers Weekly –

“En şaşırtıcı kısmı da karşılaştıkları tüm zorluklara, acımasızlıklara rağmen müthiş bir direnç gösterip başını hep dik tutması.” – Francine Prose –

“Bu küçük kızın şeytanla yüzleştiği anlar öyle gerçek ki o tir tir titrerken siz de battaniyenize sarılma ihtiyacı duyacaksınız.” – The Daily Beast –

“Helga, Auschwitz’den kurtulan pek az çocuktan biri. Helga’nın Günlüğü, bir çocuğun bakış açısından dolaysız anlatımıyla bu konuda yayımlanan onca kitabın arasından sıyrılıyor. Unutmak mümkün değil.”- Jewish Week –

“Milyonların maruz kaldığı, pek azının kurtulabildiği bu acıyı hatırlatan kutsal bir yazı gibi.” -Adam Kirsch, New Republic –

“Hayatlarının baharında susturulan tüm gençlerin sesi olmalı.”- Margaret Flanagan –

“Yahudi Soykırımı’ndan sağ çıkanların sayısı gitgide azalırken bunu bizzat yaşayanların anıları gün yüzüne çıkmaya devam ediyor. Aile fotoğrafları ve çizimlerle birlikte Helga’nın Günlüğü, o korkunç günlerin ve genç olmanın getirdiği dayanıklılığın bir delili niteliğinde. 15.000 çocuktan pek azının sağ kaldığı o dönemde ölenlerin suskunluğuna ses oluyor.” – Booklist –

“Weiss’ın etkileyici bakış açısı Yahudilerin o korkunç dönemde yaşadıklarına dair derin bir anlayış sunuyor.”- Kirkus Reviews –

“Her bir sayfasında samimiyet ve açık yüreklilikle insanlığın en saf ve en korkunç yanlarını gösteriyor.” – Malcolm Forbes, The Rumpus –

“Soykırım anılarıyla Helga insanın yüreğine dokunuyor, okuru şoka uğratıyor. Çok etkileyici.” – Jewish Book World –