Kitap İncelemeleri

Koku / Patrick Süskind

Merhaba Sevgili Dostlarım,
Eşi benzeri olmayan bir kitapla karşınızdayım. Bir yıl önce kurmuş olduğumuz Satır Arası okuma kulübümüz ile Mart okuması olarak okuduk bu güzel kitabı. 1949 yılında Almanya’nın Münih kentinde dünyaya gelen yazar, Münih Üniversitesi’nde eğitim gördükten sonra 1979 yılında ilk romanı olan Koku’yu yayınlıyor ve bu kitap ile uluslar arası üne sahip oluyor. Uzun zaman çok satan listelerinden düşmeyen kitap yazarın başyapıtı olarak görülüyor.

Ben kazara filmine denk geldim ve izlemeye başlamış bulununca başından ayrılamadığım için okumadan önce filmini izlemiş oldum. Bu sebeple kitabı okuyamamaktan oldukça korktum ama neyse ki korktuğum başıma gelmedi ve son derece büyük bir hazla okudum kitabı. Filmde anlayamadığım yerler kitapla daha da netleşti zihnimde, kitapta anlayamadığım yerler ise filmdeki sahnelerle pekişince eşiz bir deneyim oldu benim için.

18. yüzyılın Fransa’sını anlatan bu kitapta birçoğumuzun hayran olduğu, aşkın merkezi olarak gördüğü Paris’in içler acısı durumunu şaşkınlıkla okuyoruz. Sokakların pislik içinde bulunduğu, insanların saçlarının kirini saklamak için peruk taktığı, evlerinde tuvalet olmadığından dışkılarını sokaklara attığı ve soyluların istediği her yere dışkısını yapabilme hakkının olduğu bir Fransa düşünün. Bununla da yeterli kalmayıp kadınların sokaktaki pisliklerin ayaklarına bulaşmaması için topuklu ayakkabının icat edildiği, evlerden ve insanlardan yükselen kötü kokuları bastırabilmek için parfüm kullanıldığı, bacaklarına pislik bulaşmasın diye paçalı donların giyildiği bir Fransa düşünün. Ne kadar da iğrenç değil mi? Ne yazık ki hepsi gerçek ve insan dehşete kapılıyor bunları düşünüp zihninde canlandırdığında!

İşte böyle bir dönemde bir balıkçı tezgâhının altında pis balık kokuları ve balık organlarının bulunduğu kan revan bir ortamda doğuruyor annesi kahramanımız Jean Baptiste Grenouille’yi. Daha önce doğan beş çocuğu gibi ölü olduğunu düşünerek göbek bağını kestiği gibi atıveriyor çöp yığınının içine ve sanki az önce doğum yapmamış gibi balık tezgâhına geri dönüyor. Ancak bu çocuk diğerlerinden çok farklı ve pazar yerinin ortasında basıyor çığlığı. Bu çığlık onun çöp olup gitmesini önleyip ona hayat verirken annesinin idam edilmesine neden oluyor. Rahibin tüm çabalarına rağmen tüm sütanneler bu çocuğa bakmayı reddediyor ve sonunda sadece parayı düşünen bir sütanne bulunuyor.

KokuHerkesten farklı olan bu çocuk hızla büyüyor ve büyüdükçe de insanlar üzerindeki iticiliği, sebebini bilmeden yaydığı korku daha belirgin bir hal oluyor. Rahibin parayı kesmesiyle kadın onu götürüp bir tabakhaneye satıyor ve bir yandan para kazanırken diğer yandan ölümüne korktuğu bu çocuktan kurtulmuş oluyor. İnsandan çok duyguları olmayan sadece hisleriyle yaşayan vahşi bir hayvana benzeyen Baptiste sadece kokularla yaşıyor. Kimseyle konuşmuyor, herkesten çok çalışıp herkesten az yemek yiyerek bir yatağı bile olmayarak sabırla mükâfatını alacağı günü bekliyor.
Burnu normal bir insanınkinden hatta vahşi bir hayvanınkinden bile hassas olan Baptiste gözleriyle değil burnuyla yaşayarak kilometrelerce uzaklıktaki kokuları alarak, sadece koklayarak bir ortamda nerde ne olduğunu, bir insanın fiziksel özelliklerini bile görebiliyor. Zaman içinde kokulara olan bilgisini geliştirebilmek için tabakhaneden ayrılarak bir parfümcünün yanına çırak olarak girmeyi başarıyor. Birbirinden güzel yüzlerce koku yaparak parfümcüyü zengin ederken kendisi de nesnelerin kokusunun nasıl alınabileceğini öğreniyor. Birkaç yılsonunda öğrenebileceği bir şey kalmadığında ustasın yanından ayrılıyor ve kendisini bir mağaraya kapatıyor.

İnsanlardan kaçarak izdivaca çekilen Baptiste burada tam bir yabani gibi yaşıyor. Zifiri karanlıkta ve insanın ayak basmadığı bakire bir mağarada yaşayan Baptiste sadece beslenmek için mağara dışına çıkıyor. Yabani otları, hatta hayvan leşlerini yiyerek açlığını giderirken, ıslak kayaları saatlerce yalayıp su ihtiyacını karşılayarak tam yedi yıl geçiriyor bu mağarada. Ve bir gün her şeyin kokusunu en ince ayrıntısına kadar alan, her bir nesnenin ayrışımını koklayarak yapan Baptiste kendisinin kokmadığını fark ediyor! Bir nesnenin kokusu varsa o nesne vardır, kokusu yoksa o nesne yoktur diye düşünen Baptiste, kendi kokusunun olmayışıyla dehşete kapılıyor ve mağarayı terkederek yeniden şehre iniyor.

Burada yine bir parfümcünün yanına giren kahramanımız nesnelerin kokusunu saklamanın başka bir yolunu öğreniyor. Aynı zamanda el değmemiş, yeni yetme bir kızın kokusuyla büyülenerek onun kokusunu kendisine alabilmek için sinsi bir plan yapıyor. Sabırla kızın olgunlaşmasını böylece kokunun eşsiz güzelliğe gelmesini bekleyerek tam iki yıl geçiriyor. Bu sürede şehrin diğer ucunda olan kızın kokusu karşısında kendini kaybetmemek için onu görmekten kaçınıyor. Kızın kokusunu şehrin öbür ucundan duyabildiği için de avının güvende olduğundan emin bir şekilde planını kurguluyor.
Kendisine koku yapıp bu kokuyla tüm insanlığa hükmetmeyi planlayan kahramanımız, toplumda hiçbir şekilde yer edinememiş, kokusu olmadığı için insanların farkına varmadığı silik bir kişilik gibi görünse de aslında onlarla dalga geçen bir deha denebilir. Bu üstünlüğünün kendisinin de farkında olması insanları aciz görmesine ve onlara acımasına da sebep oluyor. İki yıl beklerken boş durmayan kahramanımız kendisine farklı kokular yapıyor. Öyle ki kokusunu sürdüğünde insanlar onu masum bir melek gibi görüyor ve tüm çirkinliğine, üstünün başının tüm sefilliğine rağmen ona karşı inanılmaz bir güven besliyorlar.

Koku sürmediği zaman adeta görünmez oluyor ve insanlar onun varlığını bile fark etmiyorlar. Derken beklediği gün geliyor ve planını uygulamaya başlıyor. Sıra sıra yirmi dört bakire, yeni yetme eldeğmemiş, ama eşsiz güzellikte olan kızları öldürmeye başlıyor. Her bir kızı öldürüp çırılçıplak soyarak özel bir yağla yağladığı keten bir kumaşa sarıp kokularını alıyor. Saçlarını diplerinden kesip elbiseleriyle birlikte bu yağı özel bir aletle damıtarak kokunun özüne ulaşıyor. Her bir kokuyu ayrı şişelere dolduruyor ve yirmi dört kızın katili olarak yirmi dört ayrı esans elde ediyor. Sonunda hepsinden üstün bir kokuya sahip olan şehrin öbür ucundaki kıza sıra geliyor. Kızın babası askeri zekâsıyla tanımadığı ve kimsenin bulamadığı katilin tam olarak nedenini anlamasa da amacını anlıyor. En son kızını öldürmeye geleceğinden emin olunca harika bir plan yaparak kızını kaçırmaya kalkıyor. Adamın zekâsı ve verdiği mücadele takdire şayandı doğrusu. Ancak karşısında normal bir insan yoktu ve tamamen hayvani içgüdüleriyle yaşayan Baptiste’den kurtuluşu mümkün olmadı.

Amacına ulaşıp son avını da avlayan Baptiste sonunda yakalansa da elde ettiği koku sayesinde idam sehpasından kurtularak kusursuz planını tamamladı. Kitabın sonu Baptiste için çok acı ve vahşice bitmiş olsa da onun duyguları olmadığını ve insani bir varlık olmadığını düşünürsek kendisi için üzüldüğümü söyleyemem. Hatta acı çekmediğinden bile eminim! Yazarın böylesine bakir bir konuyu ele alarak böylesine eşsiz bir roman yazdığı için ne kadar takdir edilse az olduğunu düşünüyorum.

Böylesine bakir bir konuyu ele alarak, müthiş bir kurguyla bizlere sunulan bu kitabı mutlaka okumalısınız. Kesinlikle insanlıktan zerre nasibini almamış, tamamen hayvani içgüdülerle yaşayan u yaratığın hikâyesi sizi de büyüleyecek. Okuduğunuzda yaşadığım heyecanı ve hazzı sizin de yaşayacağınızdan hiç kuşkum yok, keyifli haftasonları dilerim.

Etiketler
Daha Fazla Göster

Kezban Mert

Koşturmacayla geçen yoğun iş ve günlük hayatımda, edebiyat benim için nefes alabildiğim, soluklanıp dinlendiğim bir liman gibi. Okumak ve yazmak hayat tutkusuna dönüşmüşken, okuduklarımı yorumlamayı ve kitaplar hakkında konuşacak yeni insanlarla tanışmayı seviyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı