Knulp, yaşamı boyunca yolları ve memleketleri kendine yuva edinmiş, etrafı kalabalık ama iç dünyası yalnız bir göçebe! Herkes tarafından sevilen, her gittiği yerde erkeklerden kadınlardan hatta çocuklardan kendine dost edinen, eli yüzü düzgün, kibar, gezdiği yerlerde öğrendiği meslek dallarıyla bilgisi olan, biraz serseri, biraz çocuksu, çoğu zaman filozof ruhlu bir karakter.
Kitap, Knulp’a dair içinde üç öykü barındırıyor. İlk öyküde Knulp, hastaneden yeni çıkmıştır, bu hali ile dolaşamayacağından biraz daha güç toplamakiçin Lachstetten’ te ki sepici dostunun evine gider. Ama sepici dostu evlenmiştir, elinden her türlü iş gelecekken böyle bir göçebe hayatını seçen adama kendi hayatından örnek vererek sorgular.

“Şimdi sen kalfanın soğuk yatağına girip yatacaksın; bazen bundan da kötü olacak yattığın yatak, hatta kimi vakit yatakta bulamayacak, bir samanlıkta geceleyeceksin. Oysa bizim gibilerin bir evi vardı, sonra bir iş yeri, sevimli birde karısı. Diyeceğim, isteseydin, sende çoktan benim gibi bir usta olur, hatta beni geçerdin.”

Sadece sepici dostu da değil gitmeden önce uğradığı bütün dostları tarafından aynı eleştiriye maruz kalır. Toplum için faydalı bir birey olacakken neden bu sefil hayatı seçtiğini sorgularlar. Belki de kendilerini bu hayata mahkûm ettiklerini düşünüp özgür ruhlu Knulp’a bir kulp bulup onu eleştirmek daha kolaydı. Hep böyle değil miyiz zaten, anlamadan sorgular ve hep kendimizi haklı göstermez miyiz?

İkici öyküde ise kendisi gibi göçebe olan arkadaşının Knulp’a ilişkin anıları var.
Ölüm, güzellik, hayatın anlamı hakkında konuştuktan sonra Knulp ona kendi gördüğü bir düşü anlatıyor. Geçmişi, yaşadığı hayatı ve yalnızlığı ile sıkışıp kalmış düşünceleri arasından doğan bir düş bu. Kendine dile getiremediklerini düşleri önüne sürüyor sanki.

KnulpSon öyküde ise ciğerleri iyice iflas eden Knulp, Latince Okulu’nda beraber okuduğu ve şimdi doktor olan bir arkadaşına rastlıyor. Arkadaşı onu bir hastaneye yerleştirmek isteyince Knulp’ta bunun kendi memleketinde bir hastane olmasını rica ediyor. Gerbersau’ya geri dönen göçebe, özlediği köyünde hafızasının gerilerine ittiği anıları ile baş başa kalıyor. Geçmişi ile yüzleşmeye başlayınca bizde bu adamın neden göçebeliği seçtiğini en sonunda öğrenmiş oluyoruz.

“O zamanlar, ben daha on dördündeyken Franziska’nın beni yarı yolda bıraktığı vakit. Nasıl biri olmak istersem olabilirdim. Ama o bana sırt çevirince içimde bir şeyler kırılıp koptu ya da berbat olup gitti. O günden sonra da kendisinden hayır gelmez birine dönüştüm.”

Ağaç yaşken eğilir derler ya, Knulp gençken kırılmış bir kere, sonra da kendini toparlamak mümkün olmamış. 13-14 yaşlarında yüreğine düşen ilk aşkı için istediği yapmış ama bu aşka karşılık alamayınca kendini nereye çıkacağı belli olmayan yollara atarak göçebe hayatı sürmeye mahkûm etmiş. Bu durumu özgürlük olarak tabir edip başkasını kandırsa da benim için yalnız ve kimlik arayışında olan bir adamdı gözümde. İlk aşkın darbesinden sonra mutluluğun sadece evlilik, iş ve düzenli bir yaşamda olmadığını kendine ve başkalarına kanıtlamak isterken kırklı yaşlarda hastalığın onu pençesine alması ile döndüğü köşeleri geri giderek hayatını sorgulamaya başlaması yetecek miydi?

Yazarın ilk defa bir kitabını okudum. Anlatımı, betimlemeleri, üç öyküyü birbirine ustaca bağlaması, inceden verdiği mesajları ile çok beğendiğimi söylemeliyim. Okurken kitaptaki karakterlerin hayat hakkında anlattıklarını sorguluyorsunuz, bazen hangisi haklı dediğim yerler oldu. Yazar her karaktere biraz haklılık payı sunmuş, cümleyi süzerek seçim yapma hakkını bize bırakmış. Öyküleri seviyorsanız bu kitaba bir şans verin, Knulp’un anlattıkları ve anıları okumaya değer.

“Ama hepsi eskiden oldu, ben henüz gençken! Ne diye bütün bunlardan ders alıp dürüst bir adam olamadım sanki? Oysa vakit henüz geç değildi.”

Knulp
Hermann Hesse
Yapı Kredi Yayınları
Türkçesi : Kâmuran Şipal
104 Sayfa, 2017