‘’Sizin için belirlenmiş hayatı yaşamak dışında hiçbir şey yapmayacaksınız.’’

Japonya doğumlu İngiliz yazar Kazuo Ishiguro’nun bol ödül almış kitabı Never Let Me Go (Beni Asla Bırakma) beyaz perdeye aktarılmıştır. Romanı sinemaya uyarlayan isim Alex Garland. Kendisi daha önce Danny Boyle‘la yaptığı çalışmalarla tanınmıştır. Ishiguro ismini The Remains of the Day ya da The White Countess‘den hatırlayanlarınız olabilir ama Never Let Me Go yazarın önceki romanlarından çok daha farklı bir biçimde karşımıza çıkıyor.

Ayrıca filmin başrollerini 3 birbirinden yetenekli oyuncular paylaşıyor: Andrew Garfield(Tommy) ve Carey Mulligan(Kathy) ve Keira Knightley(Ruth). Filmde ayrıca Hawkins ve Charlotte Rampling gibi iki özel İngiliz aktris de var. Filmin yönetmenliğini  Mark Romanek üstlenmiştir.Romanek, ilk defa uzun metrajlı olarak piyasaya sürdüğü Static ile film dünyasına adımını atmıştır. Onu üne kavuşturan asıl filmi ise One Hour Photo (2002) filmidir. Fakat bu defa çok başarılı olamamış gibi. Never Let Me Go tamamen fantastik öğelerle dolu bir bilim kurgu olarak karşımıza çıkıyor.

Yazarın kitabından uyarlanan bu filmde anlatılan asıl olay şu: Her bireyin ayrı bir klonu var ve bunlar birbirinden tamamen habersiz. Klonların asıl amacı: Klonlandığı kişiye, zamanı geldiğinde organlarını bağışlamaktır. Her klonun ayrı ayrı hikayesi,hüznü ve aşkı var kendi içlerinde. Kathy, Hailsham’daki, organ nakli için her biri özel olarak yaratılan klonlardan biridir. Olaylar onun ağzıyla anlatılmaktadır. Her klon, bağışçı olmadan önce bir süre bakıcılık görevi üstlenir ve bu zor dönemlerinde birbirlerine destek olurlar. Kathy, Hailsham’daki en iyi arkadaşları Ruth ile Tommy’nin de bakıcısı olur. Üçüncü bağışında artık  Ruth ve ardından Tommy görevlerini tamamlar ve hayata veda ederler. Tüm olan biten saçmalıklar, klonların içlerindeki yaratıcı gücü çıkarmaları için yapılan baskı ve onların bir insan olduğunu kanıtlamak için yapılmış korkunç bir deneyden ibarettir. Kendileri her ne kadar gerçek olmasa da sanatları gerçektir.

Burada bilim-kurgu dram ile birleştirilmiş olarak gün yüzüne çıkıyor. Birbirleri ile yakın arkadaş olan bu üç genç klonun, “kıskançlık-aşk-tutku” üçgenindeki hikayeleri oldukça sıradışıdır fakat filmin sırları daha baştan ifşa etmesiyle biraz durgunlaşıyor. Bazı sahnelerde çözülmesi gereken küçük ayrıntılara yer vermiş fakat bazı bölümler de sade bir şekilde sırlar açığa vurulmuştur.Yani burada yaptığı sırrını sona saklayıp seyirciyi şaşırtmak yerine,sabırsızca söylemeyi tercih etmiştir ama buna rağmen izlediğim en acı ve en dramatik film. Öylesine yoğun bir trajedi var ki… Aşk ve ruh arasındaki köprü ilginç ve etkileyici bir şekilde anlatılmış. Never Let Me Go, Rachel Portman‘ın müzikleri ile daha da etkileyici hale geliyor.