KitapKitap İncelemeleri

Kırmızı Saçlı Kadın – Orhan Pamuk

Orhan Pamuk benim için o yazarlardandır ki, okuduğum zaman kitabın içinde kayboluyorum, gerçek hayata tamamen kulaklarımı tıkayıp Pamuk`un dünyasında yaşıyorum. Doğrusunu söylemek gerekirse daha okumadığım bir çok kitabı var, ama okuduklarımın her biri farklı bir dünyaya kapı açtı benim için, düşündürdü, hüzünlendirdi, sorgulattı ki, benim için bir romanda bu husus çok önemlidir.

Pamuk’un bir kaç kitabının isminde farklı renkler kullandığını görüyoruz. Mesela, “Benim Adım Kırmızı”, “Beyaz Kale”, “Kara Kitap” ve son kitabı “Kırmızı Saçlı Kadın”… Buradan da yazarın renklere özel bir ilgisi olduğunu görebiliyoruz. Zaten kendisi kitapla ilgili bir röportajında “Ressam olmak istemiştim, yazar oldum. Ama ikisi arasında köprü olmayı, renklerin verdiği duyguları kelimelerle anlatmayı seviyorum. Renkleri işitmeyi, kelimeleri görmeyi deniyorum…” demiş. Bu romanında da kitabın isminde kullanılan kırmızı renk öylesine seçilmiş bir renk değil. Kırmızı ve onun çağrıştırdığı anlamlar, özellikle kadının saçının kırmızı olmasının hikayesi romanda önemli bir yere sahip.

Üç bölümden oluşan yaklaşık 200 sayfalık bir roman olan “Kırmızı Saçlı Kadın”da Orhan Pamuk birbirinden farklı, çeşitli kültür ve edebiyatla ilgili konulara değinmiş. Çocukluğunda çalıştığı bir kitapçıda Freud`un rüya yorumları ile ilgili bir derleme okuyan kahramanımız ‘Cem’ Antik Yunan tragedyası olan Sofokles`in “Kral Oedipus”unun hikayesi ile tanışır. Kitabın kendisi ile tanışmasa da bu hikaye onu ta çocukluğundan beri etkiler, hatta bütün hayatını etkiler. Babası tarafından terkedilen bir çocuk olmasının da burda önmeli bir rolu vardır mutlaka. Babasından istediği şefkati görmeyen Cem bunu bir yaz para kazanmak için çıraklığını yaptığı kuyucu Mahmut Usta`da arar. Mahmut Ustanın otoriter tavırları Cem`i etkiler bazen kızdırır ama aynı zamanda buna ihtiyacı da vardır. Romanda böyle bir cümle geçiyor: “Devlet Baba, Allah Baba, Paşa Baba, Mafya Babası; bu ülkede kimse babasız yaşayamaz…” Bu cümleden de anlaşıldığı gibi yazar insanların sırtlarını dayayabileceği bir babaya, güce, otoriteye ihtiyacı olduğunu söylemeye çalışıyor. Cem ile Mahmur Usta arasındakı ilişki de bu açıdan değerlendirilmiş sanırım. Aynı zamanda Cem`in bazen onun baskısından bıkması ve kaçıp kurtulmak istemesi bu sevgisi ile çelişiyor gibi görünür. Burda yine “Kral Oedipus” devreye giriyor. Tabii romanı okuduğunuz zaman ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız.

Orhan Pamuk kuyucu Mahmut Usta ile özdeşleştiğini vurgulamış röportajında. Kendisine “Burdan bir şey çıkmaz” diyenlere inat kuyuyu kazmaya devam eden ve sonunda suyu bulan Mahmut usta… Romanı yazarken aklının bir köşesinde hep Ernest Hemingway`ın “İhtiyar Adam ve Deniz” eserinin durduğunu söyleyen yazar bunun yanısıra “…Öte yandan, kuyucuyla özdeşleştiğim doğru; romancılığın iğneyle kuyu kazmak olduğunu her zaman söyledim. Ama bir yere kadar!” diye de eklemiş.

Romanın kahramanı Cem hayatı boyu Sofokles`in “Krala Oidepus”u ve İran efsanesi “Rüstem ve Sührab” üzerine araştırmalar yapar, bununla ilgili kitaplar okur, gittiği ülkelerde müzelere, sanat galerilerine gidip bu eserler üzerine yapılmış resimleri izler. İlkinde oğul babayı öldürür, ikincisinde baba oğulu. Ama sonuç olarak iki eserde de pişmanlık var. Babasını öldürüp annesi ile yattığını öğrenen Oedipus kendisini cezalandırmak için gözlerini kör eder, bilmeden oğlunu öldüren Rüstem ise oğlunu kollarına alarak ağlar ve pişmanlığını gösterir. Osmanlı padişahlarının da tahta çıktıktan sonra şehzade kardeşlerini öldürüp sonra ağlayarak piçman olduklarını göterdiklerini söylüyor yazar. Burda Doğu ve Batı arasındakı düşünce farklılıklarına, zıtlıklara da değinmiş yazar. Bir de Kırmızı Saçlı Kadın`ın son sahnede ağlaması var düşünüyorum ki, tüm bu konular bir-biri ile sık alakalı.

Kırmızı Saçlı Kadın karakteri bu romanda önemli bir yere sahip. Romanın son bölümü onun adıyla bağlı. Hatta romanın can alıcı nokatsı, en önemli kısmı diyebiliriz bu bölüme. Aslında romanın yazılma nedeni, kilit noktası bana göre bu bölümde saklı. Orahan Pamuk kırmızı rengin onun için çiğ et, kan, iktidar gibi anlamları çağrıştırdığını söylüyor. Cem`in hayatında bu kadar etkisi olan kadının saçlarının kırmızı olması da tesadüf değil elbette. Hem de doğal değil kına ile boyandığı için doğala benzeyen kırmızı… Bu da önemli bir ayrıntı. Son bölümde roman boyu yaşananları Kırmızı Saçlı Kadın`ın dilinden dinliyoruz. Ve “Kral Oidepus”, “Rüstem ve Sührab” hikayeleri ve elbette bir de okuduğumuz romanın hikayesi üzerine bir kez daha derinden düşünmeye başlıyoruz.

Tüm yazım boyunca romanın kurgusuna çok fazla değinmemeğe çalıştım. Aslında konunu anlatmaya çalışırsam romannın sihrini kaçıracağımı düşündüm. Orhan Pamuk`un diğer kitapları ile kıyaslarsak bu romanının dili sade, fazla uzun cümleler, betimlemler yok, tüm bunlara rağmen okur için doyurucu bir metin olduğunu düşünüyorum. En azından benim için öyle. Yazarın “Elinizdeki kitabın aslında başka bir kitap olabileceğini gösteren bütün postmodern hileleri…” kullandığını söylediği bu romanı okurların severek okuyacağını düşünüyorum.

Kırmızı Saçlı Kadın
Orhan Pamuk
Yapı Kredi Yayınları
204 sayfa

Aybeniz Hasanova
Kitap Cafe
https://www.instagram.com/_aybeniz_hasanova_/

Etiketler
Daha Fazla Göster

Bir Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı