Okuyup bitirdiğinizde eskisi gibi olamayacağınız, sizi olumlu anlamda dönüştüren, edebiyatla ilgili bilincinizi geliştiren bir seriden bahsedeceğim size.
Marcel Proust’un şaheseri olan Kayıp Zamanın İzinde serisi bugüne kadar yazılmış en uzun roman olarak kabul ediliyor. Toplam 7 ciltten oluşan eser, kurgusal açıdan dairesel bir yapıda tasarlanmış. Başı ve sonu olmayan, sonunda ne oldu nasıl bitti diye soramayacağınız bir anlatımı olan bir eser. Bu yüzden bu roman anlatılamaz, çünkü asıl özelliği konusunda, olaylar örgüsünde değil yapısındadır.

Serideki kitapların Yapı Kredi Yayınları ve Roza Hakmen çevirisiyle oluşturulan basımı, sırasıyla şöyledir:
1. Swannların Tarafı
2. Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde
3. Guermantes Tarafı
4. Sodom ve Gomorra
5. Mahpus
6. Albertine Kayıp
7. Yakalanan Zaman

Yaklaşık 1.250.000 sözcükten ve 500’den fazla karakterden oluşan bu dev eserin büyüsüne kapılmadan önce, yolunuzu kaybetmemek ve kelimelerin tadına varmak adına bazı konulara da hakim olmak gerekiyor. Yazarın yaşadığı döneme ait sanat ve edebiyat anlayışları, politika ve siyaset tartışmaları, dünyada gelişen toplumsal olayları bilerek yada araştırarak okumak, sözcüklerin anlam bulması ve hisleri anlayabilme açısından yararlı olacaktır.

Dönemin bahsedilen sanat akımlarından birisi Empresyonizm ’dir. İzlenimcilik anlamına gelen empresyonizmde sanatçılar dış dünyaya ait olanı; ışığı, renkleri, tepkileri, hüzünleri işlemekte ve yakalanan anlık konuları resmetmektedir. Marcel Proust’un da kelimelerle yapmak istediği, o anın duygularını ve yaşanmışlığını aktarmaktır. Ancak sonradan düşündüğümüzde, eskide olan olayları hatırlamak amacıyla beynimiz bize oyunlar yapabilir. Hafızamız bir anı hatırlarken onu tekrar yaratır ve işler. Hatırladığımız gerçekten yaşadıklarımız mı yoksa şuanda hatırladıklarımız mıdır?
Marcel Proust , küçük yaşta astım hastalığına yakalanarak, günlük hayatında çok yüksek hassasiyetleri olan, ailesi tarafından da el bebek gül bebek yetiştirilen, annesine çok düşkün, kibar, düşünceli, duygusal, sanatın çoğu dalına meraklı, burjuva bir ailesi ve çevresi olan bir yazar. Yazdığı bu eserde de baş kahramanın ismi Marcel. Otobiyografik öğeler taşısa da, tüm gerçekliğiyle kendi hayatı değil elbette eserin kurgusu. Bunu daha çok Bergson’un tanımladığı hafıza ve bilinç kavramlarını araştırıp, okuyarak anlayabiliriz.

Eseri analiz ettiğimizde, özgün yapıda olmasını sağlayan, diğer romanlardan farklı kılan birçok özelliği olduğunu görürüz. Proust’tan önce birçok yazar, geçmiş zamanda yaşanan olayları anlatmıştır. Fakat Proust, unutulmuş bir geçmişin bir koku, görüntü ya da tat ile beklenmedik bir anda canlanışını anlatır. Onun eserinin özgünlüğünü ortaya koyan özelliklerinden biri budur.
Bellek, Proust’un eserinde önemli öğelerden birisidir. İki türlü bellekten söz edebiliriz: Seçici bellek ve İstem dışı bellek. Geçmişte olduğunu bildiğimiz bir olayı hatırlamak için düşünürüz, o anda olanları tekrar hayal ederiz. Bu seçici belleğimizdir, düşünseldir. Ancak istem dışı bellekte, rastlantısal olarak yaşanan duygulanım, şimdiki anda geçmişte yaşadığımız anların hissiyatını yaşatır. İstem dışı bellek, duygusaldır.

Kayıp Zamanın İzindeAnlatıcı ve yazar Marcel, iki farklı bakış açısı sunar. Birisi şuanda yazmakta olan ve her şeyin farkında olan Marcel , diğeri ise o anıları yaşayan ve geçmişte kalan Marcel’dir. Biri gelecekteki belirsizliğe doğru yol alırken çevresinde olanlardan ipuçları alır, anlamaya çalışır. Diğeri ise gelecekte olacak olanları bilerek, bugünkü olayların, yaşananların anlamlarını yansıtır. Aslında amacı geçmiş zamandaki anılarını tekrar yaşamak değil, zamanda sonsuzluğu yakalamanın bilincine vararak bunu bir sanat yapıtıyla ortaya koymaktır. Bu eserin günümüze kadar ulaştığını, Proust’un 20. Yüzyılın önemli yazarlarından biri olarak kabul edildiğini düşünürsek bu isteğini, zamana karşı ölümsüzlüğü başarmış diyebiliriz değil mi?

Serinin diğer önemli özelliği de dairesel bir yapıda olmasıdır. Swannlar’ın Tarafı’nın ilk bölümünün ardından Yakalanan Zaman’ın son bölümünü yazmıştır. Geriye kalanların hepsi sonradan yazılmıştır. Geleneksel çizgisel zaman yapısı yerine dairesel bir yapı bulunur. Anlatıcı hem geleceğe yönelik beklentide, hem de geçmişe yönelik anlam arayışındadır. Ayrıntıların anlamı ancak bütünsel olarak baktığında, dönemin başı ve sonunu birleştiğinde anlaşılacaktır. İşte bu da zamana karşı kazandığı zaferdir.

Proust’un roman yazma hevesi geç ortaya çıkmış ancak ölümün yaklaşmakta olduğunu hissetmesi, zamanın daralması onun bu hevesini ve işe başlamasını da tetiklemiştir. Yüksek sosyetenin yapmacık, gösterişli , samimiyetten uzak ortamından uzaklaşmaya karar verdiğinde, zaman onun için değer kazanmaya başlar. Zaman ve sonsuzlukta zamanın bilincine varması, ölümsüzlüğe ulaşması onun bir parçası olan eseri ile, bu sanat yapıtı ile gerçekleşmiştir.

Kayıp Zamanın İzinde eserini okuduktan sonra okumanızı önerdiğim kitaplar:
Monsieur Proust – Celeste Albaret
Marcel Proust ya da Bir Roman Yaratmak – Mehmet Rifat
Proust Yaşamınızı Nasıl Değiştirebilir – Alain de Botton

Ayrıca kitabı okurken karakterleri daha iyi algılayarak ilerlemek isterseniz;
Otantik Snoplar – Mehmet Rifat eserini eş zamanlı okumanızı tavsiye ederim.
Bu kıymetli eseri okuduktan sonra edebiyata farklı bir açıdan bakacağınıza eminim. Umarım eseri okumak isteyenler için faydalı, okuyanlar içinde açıklayıcı bir içerik olmuştur. Kitaplardan ayrı ayrı bahsetmek istemedim, çünkü yukarıda da bahsettiğim gibi eserin anlatılacak bir kurgusu yok. Ancak içine girip o duyguları, izlenimleri yaşayabilirseniz; ancak o zaman algılayabiliriz Proust’u.

Eseri okuduktan sonra fikirlerinizi benimle paylaşırsanız çok sevinirim.
Edindiğimiz bilgilerin, hayata katkısı olması dileğiyle. Kitapla kalın.