Yel değirmenlerini dev düşmanları görüp savaşan, atı Rocinante ve silahşörü SanchoPanza ile kötülüklere karşı gelen hayalperest şövalyemizi bilmeyen yoktur değil mi? Herkesin az çok bildiği Don Kişot’u Yaşar Kemal’in çok etkilendiği bir eser olduğu için daha da merak ederek almıştım. Alt yapısını ve önemini araştırmamıştım ve öyle dolu ve yoğun bir eserle karşılaştım ki.
Edebiyatla ilgilenen, hayatında kitaplar olan herkesin okuması gereken bir eser. Döneminin önemli eserlerinden, hatta çağdaş romanın ilk örneği olarak kabul ediliyor. 1600’lü yıllar, İdealizmin realizme dönüştüğü dönemden izler taşıyan, şövalye kitapları denen romanslardan sonra günümüz romanına zemin hazırlayan bir şaheserden bahsediyorum. Hatta kelime olarak o kadar yayılmış ve evrenselleşmiş ki, Donkişotluk kavramı oluşmuş ve TDK’da da ‘gereği yokken kahramanlık göstermeye kalkışma durumu’ olarak açıklanmış.

Eserin detaylarına geçmeden önce, yazar hakkında birkaç bilgi edinmek, eserle ilgili de yapacağımız analizleri yerli yerine oturtacaktır. Miguel de Cervantes Saavedra, 1547’de İspanya’da dünyaya gelmiş ve tüm yaşamı zorluk ve mücadelelerle geçmiş. Babasının meslek hayatındaki sıkıntılarından dolayı İspanya içinde çok yer değiştirmiş. Maddi zorluklar sebebiyle eğitimi yarım kalmış ve Madrid’te eğitimine devam etmiş. Üniversitede Erasmus’un öğrencisinin öğrencisi olarak, Hümanizmle tanışmış. Oradan İtalya’ya gitmiş. O dönemde Osmanlı’nın Akdeniz’deki üstünlüğüne karşı toplanan haçlı ordusuna katılmış ve İnebahtı Savaşı’nda yer almış. Burada sol koluna aldığı ciddi hasardan sonra, tedavi görmüş ancak tedavi başarısız olmuş ve sol kolunu kullanamaz hale gelmiş.

Don Kişot

Bir süre sonra tekrar orduya katılmış ve bir sefer sonrası Türkler tarafından esir alınmış. Çeşitli kaynaklarda 5 yıl Cezayir’de esir kaldığı yazılmış ve bu esaret eserdeki Türk etkisini yaratmasına imkan sağlamış. 1580 yılında özgür kalarak ülkesine geri dönmüş. Bir dönem de hapishanede yatmış. Hatta Don Kişot’a hapishanede yazmaya başladığı da söylenir.
1605’te yayımlanan Don Kişot’un 1. Cildinden 10 yıl sonra 2.cildi yayımlanmış. Bu arada ortaya çıkan sahte Don Kişotlar üzerine 2.cildi yazmaya karar verdiği söyleniyor.

Cervantes’in yaşadığı dönem itibariyle Avrupa’da Rönesans dönemi yaşanmaktadır ve Hümanizm oldukça etkili ve öncü akımlardan biri olmuştur. İspanya’da Altın Çağı olarak bilinen dönemde eserlerini vermiştir. Çağdaş romanın yaratıcısı, yani romanı yeniden yaratan bir yazar olarak anılmaktadır.

Rönesans ve Hümanizm etkisiyle, kilisenin sanat ve edebiyat dünyasındaki etkisi azalmış ve bilimsel düşünce baskın olmaya başlamıştır. Bireysellik , sanatçıların ön plana çıkmasını, bireylerin iç dünyasını keşfe ışık tutmuştur. Don Kişot, bu dönüşüm sırasında ortaya çıkarılmış bir eserdir.

Ortaçağ’da yazılan romanslar iki türdü. Biri aşkı konu edinen pastoral romans, diğeri yiğitlikleri anlatan şövalye romanslarıdır. Şövalye romanslarında hep krallar, güçlü, başarılı ve önemli şövalyeler yazılırdı. Hümanizmin etkisiyle işsiz güçsüz, sıradan kişiler de romanslarda yer almaya başladı. İspanyolcada bu tip insanlara ‘‘picaro’’ denirdi. Pikaresk de bu türün ismi oldu. Don Kişot, pikareskten romana geçişin öncüsüdür.

Don KişotŞövalye kitapları okumaktan deliren AlonsoQuijana, tek başına dünyayı değiştirmeye kalkar. Haklıyı savunup haksızı cezalandırmaya, kötülüğün karşısında durmaya, genç kızları korumaya karar verir bir şövalye olarak. Adını da Don Kişot olarak değiştirir. Silahşörü, atı ve sevdiği bir kadını vardır. Bunlar şövalyelikte olmazsa olmazlardır çünkü.
Don Kişot, kaybedilecek davaların peşinde koşan, romantik ve duyarlı ama bir o kadar da ideallerinin peşinde koşan, hırslı bir karakter prototipi haline gelmiş. Silahşörü Sancho Panza ile idealizm ve realizm çatışması tüm bu mücadelenin alt metninde, güçlü bir şekilde yer alır. Don Kişot yel değirmenlerinin bir dev olduğuna, şarap şişelerine saldırdıktan sonra akan sıvının kan olduğuna inanır. Sancho ise her seferinde onu gerçeklerle yüzleştirmeye çalışır. Kafasında tası, elinde sopası ve cılız Rocinante’si ile güçlü ve yenilmez bir şövalye olduğuna inanır. Hiç konuşmadığı ve görmediği ama çok sevdiği Dulcinea ise onun biricik aşkıdır. Tüm kurgu boyunca aradığı tek şey insan gerçeğidir. Metalarla çevrili dünyada ona ulaşmaya çalışır ancak önüne birçok engel çıkar.

Don Kişot’un dünya edebiyatına etkileri 17. Yüzyıla uzanır. Gogol’un Ölü Canlar, Dostoyevski’nin Bir Yazarın Hatıra Defteri , Puşkin’inYevgeni Onegin, Turgenyev’in Babalar ve Oğullar eserleri etkilemiş olduğu edebiyat eserlerinden bazılarıdır. Dünya edebiyatındaki tüm etkisi olan eserleri yazmak tabii ki mümkün değil, ancak burada yazılardan çok daha fazla eserde ve derinlikte etkileri olmuştur. Moderniteyi başlatan filozofun Decartes, yazarın ise Cervantes olduğu söylenir. Romanda kullanılan ironi ve metinlerarasılık dünya edebiyatında öncü sayılan özelliklerindendir.

Cervantes, bu kurguyu oluştururken tek bir türü değil, Rönesans’a kadar yazılan tüm türleri barındıran, çok katmanlı bir kurgu yaratmış. Hiçbir zaman tek bir fikri yüceltmeyip, çoksesliliğin ve melezleşmenin önemi alt metinde yer almıştır. İşte bu sebeple hayatın belli dönüm noktalarında tekrar okunması gereken, zevkine doyulmaz ve her okunduğunda yeni anlamlar çıkarılacak bir eser.

Cervantes’in de Don Kişot ile ilgili söylediği bir sözü aktarmak istiyorum:

Çocuklar onunla eğlenirler, gençler onu okurlar, büyükler onu anlarlar ve yaşlılar onu alkışlarlar.

Don Quijote
Miguel de Cervantes Saavedra
Türkçesi: Roza Hakmen
Yapı Kredi Yayınları
910 sayfa, 2006