Bir insan düşünün, bir kadın; henüz 6 yaşındayken, savaşta akciğerlerinden yaralanan ve buna rağmen zorlu hayat şartları sebebiyle madende tozun toprağında içinde çalışmak zorunda olan babasını kaybeden, 2 çocuğuyla yalnız kalan annesi gündeliğe gitmek zorunda olduğu için küçük yaşlarda ev işlerini kendi başına görmeye başlayan, buna rağmen okulda dersleri her zaman iyi olan, çalışkanlığı ve ev işlerindeki becerisi sayesinde hizmetçi olarak kolaylıkla iş bulabilen, hizmetçilik yaptığı bu evlerde güzelliği ve diriliği ile ev sahip ve hatta sahibeleri tarafından sürekli tacizlere maruz kalan, ama namus ve ahlakına sahip çıkmayı bilen, düzenli çalışma ve planlı ev idaresi sayesinde henüz 20’li yaşlarında, dönemin buhranlı ekonomisine rağmen ev ve araba sahibi olabilen, hani derler ya “tırnakları ile kazıyarak” diye, işte öyle kendi ayakları üzerinde durmayı başarabilen, genç, güzeller güzeli, karakterli, dürüst, onurlu ve vakur bir kadın.

Şimdi de bir ülke düşünün, dönemin Federal Almanya’sı. Savaş sonrası toparlanmaya çalışan, ekonomik seviyesi hala açlık sınırında olan, adalet sistemi hala “Nazi Almanyası”ndaki zalimliğe sahip olan, adi bir hırsızlık suçunu bile “sosyalist bir anarşik hareket” gibi değerlendirerek polise her türlü kişisel hak ve özgürlüklere zorbaca hakkı tanıyan, modern bir görüntü sergilemeye çalışmak için “basın özgürlüğü” adı altında gazetelerde her türlü yalan haber ve iftiralara taviz veren bir ülke.

Heinrich Böll; işte böyle bir ülkede, tek “suçu” yıllardır bir erkekte aradığı “sevecenliği” henüz bulabilmiş ve bir suçlu olduğunu bile bilmeden aşık olmuş, yaşadığı bir gecelik tanışma-dans-hoşlanma sebebiyle hakkında soruşturma başlatılmış, bu soruşturmada alınan kişisel bilgiler ile polis tarafından yasadışı yollarla elde edilen bilgilerin basına sızdırılarak ve basın tarafından tamamen çarpıtılıp yayınlanması sonucu hayatı çıkmaza giren, hatta katil olmasına bile sebep olacak kadar iftiralarla halka yansıtılmasını, kısacası bir kadının mahvolmuş hayatını kaleme almış. O usta kalemini yine hayranlık duyulacak seviyede mükemmel kullanmış.

Okudukça Katharina Blum’un karakterine hayran olacak, bir yandan da tiraj için uydurmadıkları, çarpıtmadıkları haber kalmayan, her türlü lekeyi insafsızca bu tertemiz kadına kolayca sürebilen basından ve tüm insani hak ve özgürlükleri çiğneyerek yıllardır peşinde olmalarına rağmen kendi beceriksizlikleri yüzünden nereye ve kime saldıracaklarını bilemeyen Alman polisinden nefret edeceksiniz.

Heinrich Böll ile henüz tanışmayan okurlar için tavsiyemdir.

Saygılarımla

Katharina Blum’un Çiğnenen Onuru

Heinrich Böll
Can Yayınları
Türkçesi: Ahmet Cemal
131 Sayfa, 2017