EKİM-KAHVALTI-DOST ÜÇLEMESİ
EKİM’DE BİR SABAH bana özel olsun istiyorum.

Yaz geceleri, kış akşamları derken bahara kalan ne diye düşündüm. Aklıma ilk gelen sabahlar oldu. Bir tatil günü uyumak yerine henüz kimse uyanmamışken sabahın erken saatlerinde dışarı atmak kendini… Biraz yürümek, biraz etrafı izlemek belki biraz üşümek… Üşümeyi özlediğini hissetmek. Sıcacık bir kahve? O halde “kahve-altı” yapmaya ne dersiniz? Alışılageldiği üzere kahvaltı olarak ifade edilse de sabahları kahve içmeden önce hafif bir şeyler yemeğe “kahve-altı” denilmiştir. Kahve varsa ve bir de altına katık edecek güzel bir sofra varsa eksik kalan muhabbettir. O halde siz de benim gibi yanınıza can dostunuzu alın ve Ekim’de bir sabah size özel olsun.

Cemal Süreyya’nın da dediği gibi:

Yemek yemek üstüne ne düşünürsünüz bilmem
Ama kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı

Bizi mutlu edenin yediğimiz yemekler mi, oturduğumuz mekanlar mı olduğunu bilmem. Yediğimiz içtiğimiz, soluduğumuz hava, oturduğumuz sandalye, mekân, duvardaki süslemeler, varsa çiçekler, kullandığımız bardak, tabak havamızı bir anda değiştirip mutlu hissetmemize yetebilir. Fakat bildiğim kalıcı bir mutluluk varsa o da gülümseyen bir yüz, hoş sohbet ve samimiyet.
Bana özel bir Ekim sabahında “Yumma” da yaptığım kahvaltıda hissettiğim mutluluk gibi.

Küçücük bir yer Yumma. İlk çeken yanı yeşile bulanmış olması idi belki de. Etrafı sarmaşıklarla çevrili saklı bir yer. Onu gizleyen sadece etrafındaki sarmaşıklar değil. Moda civarında pek çok kafenin bir arada bulunduğu sokaklarda olmayışı da tenha, köşe kuytu yerleri sevenler için Yumma’yı cazip kılabilir.

İçeri girdiğinizde beklediğinizden de küçük olduğunu bir kez daha fark edeceksiniz. Küçük masalara serpme kahvaltının nasıl sığacağı düşündürmüyor değil. Fakat buranın diğer bir özelliğini kahvaltı gelince fark ediyorum. Gittiğimiz pek çok kafede olduğu gibi israfa kaçan nitelikte bola döke bir masa kurulmuyor. Her şey kararında ve ölçülü. İlk defa dışarıda bir kahvaltı sonrası tabakta kalanların çöpe gideceği gibi bir rahatsızlık duymadan kalkıyorum. Kahvaltının az oluşu öz oluşunun da bir göstergesi niteliğinde. Ürünler lezzetli olunca soruyorum ve hepsinin yöresel olduğunu öğrenince bir kez daha içim rahatlıyor. Sağlıklı beslenmeye dikkat edenler için ideal bir mekân diyebilirim. Patates kızartması dolu bir tabak yok mesela. Az yağda çevrilmiş sucuk dışında salam sosis benzeri ürünler de yok. Kısacası hafif ve lezzetli.

Dikkatimi çeken diğer husus ise kullanılan tabak, bardak, çatal vs. Hiçbiri takım değil. Standarda bağlanmamış, monotonluktan uzak bir sunum. Evde olma hissi de uyandırıyor.
Hizmet ve sunuma gelecek olursak oldukça içten, ilgili ve doğal olduklarını söyleyebilirim.

Biraz da menüden bahsedelim. İki türlü kahvaltı var. Birisi “kendime ziyafet çekmeliyim kahvaltısı”; diğeri “çok da abartmayalım kahvaltısı”. Kahvaltı harici gittiyseniz “çok aç değilim ama atıştırabilirim” bölümüne bakabilirsiniz.

Yumma’da samimi bir kahvaltı için gideceğiniz adres: Cafer ağa mahallesi Fırıldak sokak 17/B MODA, 34000 Kadıköy/İstanbul.
Kahvaltı bahane, muhabbet şahane olsun.
Sağlıcakla ve afiyetle…

Kübra Yılmaz