Alabildiğine acı, alabildiğine dramla yoğrulmuş bir ailenin üç kuşak kadınını anlatan, aynı zamanda “kadın” olmanın içselleştirdiğimiz, fakat çoğu zaman gün yüzüne çıkaramadığımız zorluklarını bize yeniden gösteren duygu yüklü bir kitap “Kabuk”.

Yaşamın bize sunduğu ve değiştirme şansını vermediği olağan döngüsüne ayak uydurmaya çalışan, çalıştıkça hem batan hem de kurtuluş yolları türeten bu üç kadının dilinden okuyoruz romanı.

Zeynep Kaçar, anne Sabiha, kız Sezin ve torun Füsun olmak üzere ayrı acıları ve ayrı kayıpları yaşamış kadınları dillendiriyor, ayrı ayrı bölümlerde.

İtiraf etmeliyim ki kitaba başladığımda çok zorlandım. Çünkü ilk sayfalarda kimin kim olduğuna, hangi bölümü kimin anlattığına adapte olamadım. Fakat sonrası öyle etkili ve sarsıcı geldi ki kitabı anlamaya çalışmak şöyle dursun, su gibi içmek istedim.

Pek de alışkın olmadığımız bir tarzda anlatıma sahip üslubu başta çok zorlasa da sonrasında kendine alıştırdı.

Üç ayrı kadının iç seslerine oldukça yer veren yazar, yaşama dair, altı çizilesi çok yerinde tespitlerde ve eleştirilerde bulunuyor.

“Kim bilir, kim bilir ne güzel bir histir tam olmak? Sıradan bir ailede dünyaya gelme kaderi ile taçlanmak…

Kim bilebilir annenin asla delirmeyeceğini, babanın her akşam eve döneceğini ve kardeşinin hiç terk etmeyeceğini bu kabuğu?” (s. 38)

KabukAnne Sabiha’nın aşkla başlayan evliliğinin hüsrana uğraması, evlerinde yaşanan felaket ve oğlunun yaratılış cinsiyetine karşı gelerek kayıplara karışması uzun bir uykuya yatması için yeterli sebeplerdir.

Kız Sezin’in ise yaşadığı büyük kayba alışamayıp delirmesi… Gerçekten delirmesi…

Torun Füsun’un hem en bahtsız hem de en şanslı sayılabilecek yaşamı ile ayrı ayrı üç kadının hüznünü fazlasıyla doğal, fazlasıyla içten bir tarzda ne kadar hissedebiliyorsanız o kadar hissettirmiş, Zeynep Kaçar.

Yazar, bazen argo kelimelerle süslü esprilere başvurup güldüren bazen de en duygulu anlatıma kayıp hüzünlendiren çok yönlü bir anlatıma sahip. İşte tam burada bizlere tiyatrocu olmanın nimetlerini sunmuş.

Hangi kabuğu taşıyorsun dışında ya da sen kabuğundan kurtulmayı, kendin olmayı hiç denedin mi? Varsayalım ki sen kabuğuna sığmıyor kırıp atmak istiyorsun, peki, o cesaretin var mı? Son olarak kaçımız gerçekten, tamamen, tüm yönüyle, her anlamda istediğimiz hayatı yaşayabiliyoruz?

Zeynep Kaçar “Kabuk ”’ta bunlar gibi daha birçok soruyu sorabilmemi sağladı.

Bir insanı delirmenin eşiğine ne getirebilir? Hangi kazancı ya da hangi kaybı deliliği kabul gösterebilir?

Hangisi daha zordur, kızını kaybetmek mi ,yoksa annenden sevgi kırıntısı beklemek mi?

“Kabuk”, özetle sarsıcı bir kitap…

Yazacak daha birçok şey var; fakat okumanızı ve Zeynep Kaçar’ın yarattığı her karakterle sanki fiskos masası etrafında sohbet ediyormuşçasına, tüm hikâyeyi onlardan dinlemenizi öneririm. Çünkü yazdıklarım, yaşananların sadece bir ince belli bardak çay içimlik kadarı. Oysa bize, orada, koca bir demlik çay demleyen üç kadın var.

Kabuk
Zeynep Kaçar
Sel Yayıncılık
173 Sayfa, 2017