FilmFilm İncelemeleri

Into the Wild

Sean Penn yönetmenliğinde 1996 yılında yayımlanmıştır. Eski bir filmdir. Christopher McCandless isimli bir gencin anlam arayışını ve bu uğurda yaşadıkları anlatılmaktadır. Tüm parasını, maddi varlığını, ailesini bırakıp özünü aramaya ve özgürlüğünü yaşamaya çıkan McCandless’ın hayatını Emile Hirsch oynamaktadır. Mezun olduktan sonra ailesine istediği ve mutlu olacağı hayatın şuan ki hayatı olmadığını söyler. Tüm maddi varlığını bir hayır kurumuna bağışlayarak, Alaska yolculuğuna çıkıp doğayla yani kendi özüyle baş başa kalmak istemektedir. Saflığı temizliği aramaktadır. Tüm yalanlardan, ikiyüzlülükten sahte ilişkilerden sıyrılmayı arzulamaktadır. Anne ve babasıyla da yeterli bir ilişki yaşayamayan McCandless, kendini yollara vurur.

Yolculuğa çıktığında farklı birçok insanla karşılaşır. Bunlar oldukça renkli ve iz bırakacak kişilerdir. Chris, bu insanların da hayatını etkileyecektir. Hem de köklü bir etkileşim olduğunu filmde gözlemleyeceğinizi düşünüyorum. Chris, kimi zaman otostop çekerek, kimi zaman kano ve sırt çantasıyla yolculuğunu ilerletmiştir. Bu sürede yanında dört buçuk kg kadar pirinç, tüfek ve yabani bitkiler hakkında bilgilerin yer aldığı bir kitap ve kampta işine yarayacak malzemeler yer almaktadır. İnsanın zincirlere ve kısıtlamalara dayalı bir yaşam içerisinde yer aldığını ve sürekli engellendiğini anlatıyor. Orada yaşadığı süre boyunca kirpi, sincap, kuş ve geyik gibi hayvanları avlayıp yiyen McCandless, kısa notlar ile günlerini not etmiştir. Notları toplam olarak 112 günü içermektedir.

Emile Hirsch’ün oyunculuğu ise anlatılmaz yaşanır türden. Her bir duyguyu size hissettiriyor. Alaska’da vahşi doğada dört ay boyunca yanında harita, pusula gibi ekipmanlar dahi olmadan, çok az malzemeyle hayatını devam ettiren Christopher, Ağustos başlarında hayatının son hatasını yaptı: O dönemde av bulamadığından çevreden topladığı meyve ve bitki kökleriyle yaşayan Chris, zehirli bir bitki tohumunu yiyerek zehirlenmiştir. 12 Ağustos’ta günlüğüne son sözünü yazdı: “Harikulade Böğürtlenler”. Filmde yer alan müzikler ve replikler o kadar sahici ki bir yerlere not alma ihtiyacı hissedebilirsiniz.
İmdb puanı ise 8.1. biyografi, drama ve maceranın harmanlandığı başyapıt. Oscar’ a daha önce aday gösterilmiş bu film, düşünmeyi sorgulamayı, anlam arayışını, kendi var oluşunu sorgulamak isteyenler için vazgeçilmez bir film. Hoşuma giden repliklerden birisi de ‘’İnsanları sevmiyor değilim. Ama doğayı daha fazla seviyorum.’’

Doğa, özgürlük, müzik, edebiyat meraklısıysanız ve iç dünyanızı keşfe çıkmak istiyorsanız bu film tam da size göre. İyi seyirler…

Etiketler
Daha Fazla Göster

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

İlgili Makaleler

Göz Atın

Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı