Kitap İncelemeleri

İnsanlar Arasındaki Eşitsizliğin Kaynağı

İnsanlar arasındaki eşitsizliğin nedenleri ve sonuçları zamanın tüm dönemlerinde hep merak konusu olmuştur. Bu merak birçok düşünürün eserlerinde kendisine yer edinmiş ve hala daha yer edinmektedir. Ancak bu konuda ismiyle ve eseriyle en çok bütünleşen isim Rousseau olmuştur. Bu anlamda insanlar arasındaki eşitsizliğin kaynağı gerçekten dönemini yansıtan ve bugüne de ışık tutan bir eser niteliğindedir.

Rousseau eserinde insanlar arasındaki eşitsizliğin doğal bir olgu olup olmadığını, uygarlaşmanın bir toplum için zorunlu olup olmadığını sorgular. Bu ilişkileri sorgularken de “insan-yurttaş, doğa-toplum, kır-kent ilişkilerini” ele alarak bütünsel bir bakış açısı sergiler. Aynı zamanda insanın geçirdiği evrimin fiziksel ve metafiziksel yanlarını da ele alarak merhamet, ahlak gibi birçok toplumsal analizlere yer verir. Peki, tüm bu yargıların asıl sorusu nedir? Rousseau şu sorudan yola çıkar:

… O, özel mülkiyetin kaldırılmasını hiç düşünmez. Demek ki zenginler ve fakirler yine var olacaktır; peki, zenginlerin hükümete el koymaları ve genel istek ve iradeyi hiçe sayıp tersine davranmaları nasıl önlenecektir?”

Burada bireyin bakış açısından yola çıkıyor düşünürümüz “insanlar kendilerini tanımaya başlamazsa, insanlar arasındaki eşitsizliğin kaynağını nasıl bilebiliriz?” diye ekliyor. Yani burada esas olan bireyin iyileşmesidir. Evet, toplumda bir ilerleme vardır ancak bu karşıt bir ilerlemedir çünkü aynı zamanda bir gerileme içermektedir. Bu anlamda Rousseau’nun ilerlemenin çelişmeli ve karşıtlı doğasını keşfettiğini de söyleyebiliriz.

Rousseau insan türünde iki tür eşitsizlik gördüğünü şu şekilde belirtir: “Biri, doğa tarafından meydana getirildiği ve yaş, sağlık, bedendeki güçler ve zekâ ya da ruh nitelikleri arasındaki farklardan oluştuğu için buna doğal ya da fizik eşitsizlik diyorum. Öteki bir çeşit uzlaşmaya dayandığı ve insanların onaması ile kurulmuş ya da hiç değilse onlarca kabul edilmiş olduğu için buna manevi veya politik eşitsizlik adı verilebilir. Bu ikincisi kimilerinin başkalarının zararına yararlandığı, örneğin onlardan daha zengin, daha itibarlı olmak ya da onlara boyun eğdirmiş olmak gibi ayrıcalıklardan ibarettir.”

Tüm bu açıklamaların içerisinde okumaktan en keyif aldığım tartışma kısmı doğa halindeki insanla uygarlaşmış insan arasındaki fark oldu. Burada en dikkatimi çeken kısım ise özgür bir vahşi insanın kendini öldürmeyi aklından geçirmemesine rağmen uygar insanın bunu aklından ne ölçüde geçirdiği düşüncesidir. Burada gurura kapılmadan asıl zavallının kim olduğu tartışılır.

“Bir toprak parçasının etrafını çitle çevirip ‘Bu, bana aittir!’ diyebilen, buna inanacak kadar saf insanlar bulabilen ilk insan, uygar toplumun gerçek kurucusu oldu. Bu sınır kazıklarını söküp atacak ya da hendeği dolduracak, sonra da hemcinslerine “Bu sahtekâra kulak vermekten sakının! Meyvelerin herkese ait olduğunu unutursanız mahvolursunuz!” diye haykıracak olan kişi, insan türünü nice suçlardan, nice savaşlardan, nice cinayetlerden, nice yoksulluklardan ve nice korkunç olaylardan esirgemiş olurdu.”

İşte bireyin iyileşmesi veya bireyin kendini bilmesi tam olarak burada karşımıza çıkmaktadır. Çünkü durum oluştuktan sonra düşünce meydana çıkmaktadır, hâlbuki düşünce oluşmalı ve durum ona göre şekillenmelidir. Aksi halde durum şu hale gelecektir: “Toprakların işlenmesinin zorunlu sonucu olarak toprakların paylaşılması geldi; mülkiyet bir defa kabul edilince de bunun sonucu olarak ilk hukuk kuralları doğdu. Çünkü herkese kendisininkini vermek ve bunu tanımak için herkesin bir şeye sahip olması gerekir; bundan başka, insanlar ileriyi görmeye başladıkları, hepsi de kendilerinde kaybedilecek bazı şeyleri gördükleri için başkasına yapabileceği haksızlığın misillemesine uğramaktan korkmayan kimse kalmadı.”

Daha uzunca tartışmaların yer aldığı bir eser. Satır aralarında pervasızca dolaşılmasına izin vermeyecek kadar dikkat istiyor. Altını çizebileceğimiz ve birçok notları birbiriyle eklemleyebileceğimiz de bir eser. Toplumu merak eden, insanın toplumdaki yerini ve etkisini merak eden herkesin okumak isteyebileceği bir kitap olduğunu düşünüyorum.

Çünkü düşünürümüzün de belirttiği gibi:

İnsan, doğa halinde yaşamak için gereken her şeye içgüdüsel olarak sahipti; toplumda yaşamak için gerekli olana ise ancak işlenmiş bir akılda sahip olabilir.

İnsanlar Arasındaki Eşitsizliğin Kaynağı
Jean-Jacques Rousseau
Türkçesi: Rasih Nuri İleri
Say Yayınları

Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Merhaba Size daha fazla kaliteli içerik sunabilmek için sitemize reklam engelleyiciyi kapatarak destek olabilirsiniz. Teşekkür ederiz :)