Müziği duyamayanlar dans edenleri deli sanmaya devam ediyordu.

Dünya bir ritim üzerine yaratıldı. İnsan bir ritim üzerine yaratıldı. Evren bir ritim üzerine yaratıldı. Ve bütün bu yaratılmışların tabi olduğu varoluş sistemi bir ritim üzerinde devam ediyor. Ritim o sistemin adeta can damarı. Ama ya bozulursa? Aman bozulmasın, yoksa tüm sistem çöker. En başta insanoğlunun ruhsal yapısı. Yapısallığı mı demeliyim yoksa? Ben bir şey demeyeyim en iyisi. Güray Süngü’nün satırlarındaki ritmi sizler de duyuyorsunuz değil mi? Duymuyorsanız, başka yazıya geçin lütfen, bu yazıyı da Güray Süngü’yü de okumayı bırakın.

Güray Süngü okumak diye bir kavram var. Bu bir ekol artık. Güray Süngü okuyorsanız, evrenler arası geçiş yapmak, zamanı eğip bükmek, mekanla kayıtlı olmamak, bir ruh okuyucu olmak gibi durumlar gayet tabii, sıradan işler halini alır. Yaşamanın ve hayatın rutinleşmiş diğer işlerinin arasına girer.

“İnsanın Acayip Kısa Tarihi” acayip bir kitap ismi ya da bir kitap için acayip bir isim. Merak uyandırıyor ve sorularla başlıyorsunuz okumaya. Ve ilk cevap ilk cümleyle geliyor: “Ben demeden konuşalım, ne olur.” Bu acayip bir rica. Fakat benlik kavramı üzerine bina edilmiş bu esere bu giriş fevkalade yakışmış. Başka hiçbir cümle meseleye bu kadar iyi giriş sağlayamazdı. Güray bey, siz bile tekrar deneseniz daha iyisini yazamazsınız.

İnsanın Acayip Kısa TarihiGüray Süngü, İnsanın Acayip Kısa Tarihi’nde “Ben” i almış, sorular ve sorgulardan ibaret bir denizde yolculuğa çıkarmış ve nihayetinde sağ salim bir şekilde cevaplar limanına ulaştırmayı başarmış. Ama herkesin cevabı kendince olduğundan olsa gerek, “ben” demenin bu eseri okumaya helal getireceğini düşünerek, eserin girişinde bir tür okuma reçetesi de vermiş biz okuyucularına. Yolculukta ne yaşarsanız yaşayın, yolculuğunuzu anlamlı kılan şey, yolculuğa başladığınız nokta ile vardığınız “nokta” dır. Bu iki nokta arasındaki zaman ve mesafeyi sıfırlamayı başardığınızda “ben” liğinizin sizin için ne ifade ettiği gerçeğini tüm çıplaklığıyla görür hale gelirsiniz. Ve siz, sizin yegane, biricik, size özel gerçeğinizi bulmuş olursunuz. Kitap özetle bunu öğretiyor bizlere.

İnsanlığın başlangıcı hepimizce malum; Hz.Adem’in yaratılışı. Kitabın kahramanı olan adem oğlu Adem, adaşı olan ilk atasına kadar giderek benliğini, dolayısıyla kendini bulmayı umarak yaptığı yolculukta benliğinin vardığı son noktayı kavramış bir şanslı adem oğlu olarak karşımıza çıkıyor. Bunda Güray Süngü’nün çok katkısı var elbette, yoksa bu adem oğlu Adem, pek bu işleri başaracak birine benzemiyor. Ama her ademoğluna bir Güray Süngü kalemi nereden bulacağız. Tamam İnsanlığın Acayip Kısa Tarihi bir nebze bu yolculuğa katkıda bulunacaktır; ama dedik ya herkesin yolculuğu kendine, herkesin sorusu ve cevabı kendine diye. Aslında biz değil, Güray Süngü söylemişti bunu da.

Kitabı okurken büründüğüm ruh hali kitabı okuduğum süre boyunca bana refakatçilik etmişti. Ta ki kitabın son sayfasını da okuyup arka kapağını diğer tüm yazılanların üzerine kapatana dek. Eser süresince buradaki hikaye benim hikayem miydi yoksa diye şüpheye düşerken, kitap bitince kendi hikayemin farkına vardım. Bilmiyorum, Güray Bey’in bu eseri yazmasında böyle bir amacı var mıydı? Yoktuysa da bilmeli ki, İnsanlığın Acayip Kısa Tarihi bu işe de yarıyor. Kayıp mı oldunuz? Bir şey arıyor ama ne olduğundan emin değil misiniz? Bazı şeylerin aramakla bulunmayacağı gerçeğini aramanın gerekliliğini sorgulayan sorularla mı dolu beyniniz? Bulacağınız şeyin ne olduğunu bilmeden aramanın ağırlığı altında eziliyor musunuz? E buyurun o zaman İnsanlığın Acayip Kısa Tarihi’ne.

İnsanın Acayip Kısa Tarihi
Güray Süngü
Dedalus Yayınları
136 sayfa, 2017