Yine bir buhran zamanı…

Ne olacağımız, nereye doğru gittiğimizi düşündüğümüz, geleceğimiz için endişe içinde kıvrandığımız zamanlar, herkes için, her düşünce şekli için.

Bu ülke bu buhran zamanlarından birçok kere geçti. En büyüğünü de Birinci Dünya Savaşından sonra verdi: Kurtuluş Savaşı. Anadolu’nun kahramanları, kadını, erkeği, çocuğu… Her birini tek tek okuduk, ezberledik, bir amaç ve bir gerçeklik edindik. Bilmediğimiz veyahut daha az bildiğimiz ise İstanbul’da olan, işgal altındaki bu devrik başkentin içindeki insanların buhranları. Onlar da biz, onlar da kahraman.
Biz İnsanlar.

Peyami Safa bu dönemde, İstanbul’da yatılı bir okulda öğretmenlik yapan, ideolojiler arasında geçişler yaşayan Orhan’ın ve bir taş hasebiyle kendini içinde bulduğu zengin ancak yozlaşmış kesimini anlatıyor bu kitabında. Her bir kahramanı ideal buhranlarından geçiyor.
Muallim Orhan, çevresindeki her şeyi materyalizme dayanarak terk eder. Hiçbir manevi duygusuna teslim olmamaya, duygularını ise reddederek yaşamaya alışmıştır. Ancak olaylar onu tamamen duygusu ile hareket eden Vedia’nın çekim gücüne bırakır. İlk olay Eşek Türk dediği için Cemil’e Tahsin’in attığı taş ile başlar, madde ile. Orhan mili duygular ile bu sözün sadece Tahsin’e değil tüm millete denildiği düşüncesi ile iç sesine kulak vererek istifa eder. Cemil’in ailesi batılılaşmayı yanlış anlayan kesimdir. Mandayı, sömürüyü düşünen doğuyu hor gören batının sesi…

Avrupa’nın görünüşünü gösteren ancak içi boş bir zarifliği ifade eden Rüştü ile doğunun düşüncesini taşıyan ama giyinmesini bilemeyen Orhan arasında sıkıntılar geçiren Vedia etrafında gelişir her şey.

“Belki Rüştü’ye bağlılığı ondandır. Senin münevver oluşun ona ümit verir, fakat çocuklukta aldığın itiyatlardan korkar. Sende bir şark derebeyi ruhunun saklı olmasından korkar. Rüştü de nihayet bir şarklıdır ama şekli ve kadına karşı serbest duruşu bu korkuyu izale eder. Hepsi bir ideal meselesi, değil mi? Rüştü ve sen ayrı ayrı kıymetler temsil ediyorsun.”

Biz İnsanlarPeyami Safa, batı ile doğuyu karşılaştırmakta usta, yanlış batılılaşmayı vermeyi en iyi bilen kalemlerden. Bu kitabında da yine aynı ustalık var. Düşünce, idealler açısından eğer olgunlaştıysanız okunacak bir kitap. Safa’nın ağır dili de ele alınınca bekleyip, sindirip okumak en iyisi. Aşkı, maddeyi, hissi, savaşı ve gerçek kahramanları ele alması kitabı merak uyandırıcı kılarken hazır olunmadan okunması değerinin anlaşılmamasına veya yanlış anlaşılmasına da neden olabilir.

Arka kapakta diyor ki: “Peyami Safa, yazarlığın zirvesinde olduğu dönemde kaleme aldığı Biz İnsanlar romanında can alıcı bir soru sorar: ‘Türkiye’nin yaşayacağına inanmayan bir Türk’ün kaç türlü ahlakı olabilir”
Bu soru kitabın ağırlığını da önemini de ortaya koymaktadır, sanırım.

Mütareke döneminde İstanbul’da daha açıkça ortaya çıkan ideal buhranının ve arayışın üzerinden onca yıl geçmesine rağmen hala bir ideali yakalayamamış, düşüncesini oturtamamış olmamız düşüncelere dalmamız için yeterli değil mi?

Biz İnsanlar
Peyami Safa
Ötüken Neşriyat
400 sayfa, 2010