Bazen kitabınızı alır, bir kafeye oturur ve onu bitirmeden kalkmazsınız ya hani, işte öylesi günlerde okunacak türden “Ermiş”. Okuduktan sonra hediye etmek için müthiş bir istek duyabilir,hiç tanımadığınız birine hediye ettiğinizde ise oldukça rahatlamış hissedebilirsiniz. Biraz tuhaf bir başlangıç oldu ama kitabın bendeki hikayesi bu. Okuyan herkeste farklı birer hikâye bıraktığına şüphem yok.

Bu anlattıklarımın üstüne incecik bir kitapla karşılaştığınızda şaşırabilirsiniz. Fakat bu kısacık sayfalar yaşama dair pek çok düşünceyi sunuyor bizlere. Kitapta bahsi geçen Ermiş (El Mustafa), on iki yıldır yaşadığı şehirden ayrılmak üzeredir. Fakat ahali tarafından durdurularak sevgiye, dostluğa, çalışmaya, iyiliğe, özgürlüğe, güzelliğe, sevince ve hayattaki birçok şeye dair son bir nasihat istenir.

Doğumdan ölüme, sevgiden aşka, iyilikten dostluğa kadar birçok konuyu işleyen Cibran,bunca farklı başlığı, sanki tek bir şeyin etrafında dönüyormuşçasına bir bütünlük içinde sunuyor.Cibran’ın bir Ermiş’in diliyle seslendirdiği görüşleri her inançtan insana hitap eden, her çağda taze kalabilen, düşündürücü nitelikte.

Kitap hakkında edindiğim ve paylaşmadan geçemeyeceğim bir bilgi, Cibran’ın kitabı yazdıktan sonra uzun yıllar elinde tutması ve doğru kelimeleri seçtiğinden emin olmaya çalışmasıdır. Okuyup geçebileceğimiz değil de zaman zaman yokladığımız bir kitap oluşu Cibran’ın gösterdiği bu titizliğin geri dönüşü olsa gerek.

O halde geriye susmak ve Ermiş’e kulak vermek kalıyor.

Veda etmeliyim, çünkü gidememek,olduğu yerde taş kesilmek ve devinimini yitirmiş bir toprağa çakılıp kalmak demektir.

Günleriniz dertsiz, geceleriniz eksiksiz ve hüzünsüz olduğu zaman değil. Tam tersine, bütün bunlar yaşamınızı kuşatmışken, çıplak ve tüm bağlardan kurtulmuş olarak hepsinin üzerine yükseldiğiniz zaman özgürsünüz gerçekten.

En iyi yanlarınızı dostunuz için ayırın.

Fakat bırakın mesafeler olsun birlikteliğinizde. Bırakın dans etsin göklerin rüzgarları aranızda. Birbirinizi sevin ama aşkı pranga eylemeyin. Bırakın ruhlarınız kıyıları arasında dalgalanan bir deniz olsun aşk.

Sevgi bilmez hiçbir zaman kendi derinliğini ayrılık saati gelmeden.

Yasa koymaktan haz alıyorsunuz. Ama onları çiğnemekten aldığınız haz daha fazla. Okyanus kıyısında oynayan, durmaksızın kumdan kuleler yapıp, sonra da kahkahalar atarak onları yıkan çocuklar gibi.

ErmişArka kapak;
“İnsan için tüm amaçlarını susuzluktan çatlamış dudaklara ve tüm yaşamı bir çeşmeye dönüştüren bir armağandan daha büyüğü yoktur kuşkusuz. Benim şerefim ve ödülüm işte bu armağanda yatıyor. Ne zaman içmek için çeşmeye gelsem, diri suyun kendisini susamış bulmamda…” Yıllar boyu kendisine yurt olan kentten ayrılırken, Ermiş’ten geride bıraktığı halka hitap etmesi istenir. Kent halkı ona aşk, evlilik, suç, ölüm, güzellik ve daha pek çok konuda sorular yöneltir. Aldıkları karşılık, hoşgörü ve sevginin biçimlendirdiği bir insan yaşamı üzerine hazine değerindeki öğütlerdir. Haklıyla haksızın, suçluyla suçsuzun, dimdik ayakta duranla düşmüşün aslında aynı insan olduğu bir yaşamdır bu…

Ermiş
Halil Cibran
İş Bankası Yayınları
Türkçesi: Ayşe Berktay
56 sayfa, 2015